Cumhuriyet Döneminde Halk Şiiri

Halk şiiri yaşayan bir gelenek olarak yeni ve güçlü temsilciler çıkarmıştır. Halk şairleri toplumsal sorunlar karşısında halk bilincini ve halk bakış açısını yansıtmışlardır. Bu dönem halk şairleri, şiirlerinde geleneksel konuların yanında güncel konuları da işlemişlerdir. Halk şairleri usta-çırak ilişkisi içinde yetişmeye devam etmişlerdir. Genel olarak saz eşliğinde şiir söyleme geleneğinin takipçisidirler. Saz çalma geleneğine uymayıp sadece şiir yazan şairler de vardır. (Abdurrahim Karakoç gibi) yüzyıl halk şiirine göre Cumhuriyet dönemi halk şiirleri daha sade bir dille söylenmiştir. Temsilcileri: Âşık Veysel, Abdurrahim Karakoç, Aşık Mahzuni Şerif, Âşık Feymani, Şeref Taşlıova, Murat Çobanoğlu Neşat Ertaş Yaşar Reyhanî Şiir Örnekleri: Gine Mi Ağladın Kirpikler Nemli-Aşık Veysel Şatıroğlu Gine mi ağladın kirpikler nemli Dostum niçin giyinmişsin karalar Çiğ düşmüş gül gibi yüzünden belli Senin derdin bu sinemi yaralar Aziz dostum seni kimler ağlattı Tecelli derdini derdime kattı Yalan dünya nicelerini ağlattı Kim bilir ki son mekanın nereler Bu can bu cesede girelden beri Aldık başımıza türlü kaderi Çaresiz çaresiz ileri geri Vakit gelir tamam olur sıralar Cefanın sefanın farkı yok bence Eğer düşünürsek inceden ince Her ikisi de son haddine varınca Dümdüz olur iniş yokuş dereler Mihnet-i dünyaya tahammül gerek Kahi ağlayarak kahi gülerek Geçti günüm gözyaşlarım silerek VEYSEL arar dertlerine çareler Misilleme-Abdurrahim Karakoç…

1980 Sonrası Şiir

Şairler ihtilalle birlikte iç hesaplaşmaya girer. Bu hesaplaşmanın sonunda ideolojik anlamda şiirde bir çözülme görülür. Şiir politikadan, ideolojiden,  mesajdan soyutlanarak daha içe dönük daha durağan bir edebiyat anlayışı ortaya çıkmıştır. Kültür ve medeniyet tarihimizin konu ve kavramlarına imge düzeyinde sıkça göndermeler yapılması dikkati çeker. İkinci Yeni geleneğinin kapalı ve karmaşık anlatım ve uzak çağrışım anlayışından etkilenildiği görülür. Kapalı ve yoruma açık bir anlatım tercih edilmiştir. Yapı ve  söyleyişe içerikten daha çok önem verilmiştir. Şiir popüler kültürün bir parçası haline gelmiştir. Şehirli kimliği ön plana çıkmıştır. Varoluş şiir aracılığı ile sorgulanmıştır. Şiirin esasen bir araç olarak değil amaç olduğu savunulmuştur. Çok renkli kolayca kategorize edilmeyen bir şiir anlayışı ortaya çıkmıştır. Çeviri, bu dönemin ana kaynaklarından biridir. Şiir düzyazıya yaklaştırılmıştır. Temsilcileri: Haydar Ergülen, Tuğrul Tanyol, Murathan Mungan Lâle Müldür, Sunay Akın Küçük İskender, Birhan Keskin Enver Ercan, Osman Hakan İhsan Deniz, Oktay Taftalı, Ahmet Erhan, Metin Celâl, Necat Çavuş, Seyhan Erözçelik, Şavkar Altınel, Salih Bolat, Metin Cengiz, Ali Günvar, Adnan Özer, Hüseyin Atlansoy, Vural Bahadır Bayrıl, Arif Ay, Şiir Örnekleri: EYLÜL-Haydar Ergülen Kadın gider ve bunun şiir olduğu söylenir kadın gider ve bir şair doğar bundan (Ben hangi kadından şair olduğumu bilirim) “Yazın bittiği her yerde söylenir”se kadının gittiği de her yerde…

İkinci Yeni Sonrası Toplumcu Şiir (1960-1980)

1960 sonrasında bazı şairler kendilerini “toplumcu” ilan etmişler. Halkın sorunlarını, acıları, sıkıntıları anlatan; karamsarlık yerine halka umudu, yaşama direncini aşılayan şiirler yazmışlardır. 1961 anayasasının sağladığı bir özgürlük ortamı içerisinde, güncel, düşünsel, siyasal dergilerin yoğun olarak yayımlanabildiği ve gündemi belirlediği bir ortamın etkisinde yazmışlardır. “Yeni Gerçek”, “And”, “Halkın Dostları”, “Militan” gibi dergiler etrafında toplanmışlardır. Başlangıçta kendileri de etkilenmekle birlikte, kapalı, soyut, imgeli İkinci Yeni şiirini eleştirmişlerdir. Toplumcu gerçekçi şairler Marksist felsefeyi benimsemişlerdir. Şairlerin anlayışları 70’li yıllara da genel olarak hâkim olmuştur. 70’lerde folklorik öğelere de yönelmişlerdir. Şairler daha çok sosyal yaşamı, güncel politikayı konu edinen, yerleşik düzeni yeren, halkın ve işçi sınıfının sorunlarını politik bir bakışla ortaya koymaya çabalayan şiirler yazmışlardır. İkinci Yeni şiirinin aksine “umut ve yarına inanç, direnme ve isyan” konuları şiire hâkimdir. Şairler kendilerini toplumun sözcüsü olarak görmüşlerdir. İkinci Yeni Şiiri’nin aksine açık anlatım tercih edilmiştir. Şiirde şekil unsurlarından çok içeriği, anlamı önemsemişlerdir. Sosyal temaları daha etkileyici hale getirmek için “slogan” üslubundan yararlanılmıştır. Şiir, toplum bilincini uyaran ve toplumu dönüştüren bireysel bilincin sesidir. Şiir, sosyal ve politik sorunlar karşısında bireyin eleştirel duruşunu ve özgürlük arayışını yansıtmalıdır. Toplumcu Şiiri savunan şairlerle; Nazım Hikmet, Namık Kemal, Tevfik Fikret ve Mehmet Akif gibi şairler arasında şiire toplumsal bir görev yükleme bakımından…

Maviciler

  1952 yılında Ankara’da yayınlanmaya başlayan ‘’Mavi’’ adlı dergi etrafında toplanan yazarların oluşturduğu bir topluluktur. Attila İlhan öncülüğünde Garipçilere ve İkinci Yenicilere karşı çıkmışlardır. Zengin mecazlı, şairane bir sanatın savunuculuğu yapılmış, şiirin basit olamayacağı savunulmuştur. Divan şiirinin biçim özelliklerinden ve imgelerinden yararlanılmıştır. Nazım Hikmet’ten etkilenilmiş, toplumsal gerçekçilere yaklaşılmış ancak gelenek reddedilmemiş, şiir ideolojinin aracı haline getirilmemiş. Bireyin duygusal dünyası yansıtılmıştır. Şiire coşkulu bir anlatım kendine özgü bir duyarlılık getirmişlerdir. Attila İlhan büyük ve küçük harf kurallarına uymamış özgün bir biçim geliştirmiştir. Mavi dergisi 1955’te çıkan 36. Sayıdan sonra (Son Mavi) kapatılmıştır. Temsilcileri: Atilla İlhan Ferit Edgü Ahmet Oktay Orhan Duru Yılmaz Gruda Tahsin Yücel Demir Özlü Ayrılık Sevdaya Dahil-Attilâ İlhan Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın En görkemli saatinde yıldız alacasının Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan Onu çok arıyorum onu çok arıyorum Heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları Bir yerlere yıldırım düşüyorum Ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş Tedirgin gülümser Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar Her an ötekisiyle birlikte herşey…

Garip Dışında Yeniliği Sürdüren Şiir

Bu şiirin temsilcilerinin herhangi bir geleneğe tam anlamıyla bağlanmayıp hepsinden yararlanarak kendilerine özgü bir şiir geliştirmeleri onları bağımsız şairler yapmıştır. Garip, İkinci Yeni gibi topluluklara katılmamışlardır. Yeni bir üslup ve bakış açısı aramışlardır. Kendi tarzlarını yenileme ve değiştirme gereği hissetmişlerdir. Serbest şiiri benimsemiş, lirizmi kaybetmeden yeniliği sürdürmüşlerdir. Temsilcileri Behçet Necatigil Attila İlhan Ahmet Oktay Fazıl Hüsnü Dağlarca Cahit Külebi Cahit Zarifoğlu Ferit Edgü Asaf Halet Çelebi Sedat Umran Hilmi Yavuz Erdem Beyazıt (Bu grupta yer alan bazı sanatçılar Maviciler olarak da bilinir.) Birkaç şiir örneği; Dönmedolap- Behçet Necatigil Bak dediler baktım pek bir şey göremedim Hem her yer karanlıktı Zaten ben geldiğimde. Benim tek düşüncem büzüldüğüm köşede Nasıl çekip gideceğim kalk git dediklerinde Çünkü çıkmak sıkışık sıralardan mesele Kalkacaklar yol vermeye bakacaklar ardımdan Az mı söylendilerdi şuracığa ilişirken Zaten ben geldiğimde. Nasıl bir sevdaysa-Attila İlhan Ay çok mu gecikti neredeyse çıkar sen yalnızlığıma varır varmaz az sonra yağmuru durduracaklar rüzgârı değiştirdim ustura ağzı poyraz. Yok canım yıldızları unutmadık mutlaka yerlerinde bulunacaklar kenarı yaldızlı mavi bir karanlık sütlü çıplaklığını örtecek kadar. Senin için olduğu asla bilinmeyecek yapraklarını birden dökecek dutlar şafak sökerken sekiz on kadar şimşek balkonda işlemeli müstesna bulutlar. Ayak bastığın an şehir de değişebilir yoksa Moskova mı belki Berlin…

Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı Genel Özellikleri

Yeni kurulan Cumhuriyetle birlikte halkı aydınlatmayı amaçlamıştır. Milliyetçi, Batılı, halkçı, devrimci bir sanat ve edebiyat anlayışı benimsenmiştir. Harf devrimi, yeni okulların açılması, medeni kanunun kabulü gibi yenilikler edebiyatımızın halka yönelişini hızlandırmıştır. Halk-aydın kaynaşması yaşanmıştır. Edebi ürünler, yeni devletin sosyal ve kültürel yapısını yansıtmıştır. Öncelikli olarak milli konular işlenmiş daha sonra yeni konulara geçilmiştir. Milli mücadele, Anadolu insanı, Atatürk inkılapları, Batı uygarlığından faydalanma, gurbet, ölüm, sevgi, kalkınma çalışmaları gibi konular işlenmiştir. Edebiyatımız hem yerlileşmiş hem de Batı edebiyatına da açık kalmıştır. Yazı diliyle konuşma dili arasındaki fark ortadan kalkmış, dilde sadeleşme gayretleri amacına ulaşmıştır. İstanbul Türkçesi yazı dilinde kullanılmaya başlanmıştır. Şiir, roman ve hikaye teknik olarak gelişmiştir. Tiyatro ve düz yazı türlerinde de ciddi gelişmeler yakalanmıştır. Romanda sosyal gerçeklik anlayışı ortaya çıkmış ve milli mücadele ruhu birçok esere yansımıştır. Milli edebiyatla başlayan Anadolu insanına yöneliş artarak devam etmiştir. Aruz ölçüsü bırakılmış, hece ölçüsü yaygınlaşmış, halk şiirinden yararlanılmıştır. Bu dönemde şiir biçimce daha da serbestleşmiştir. Zamanla serbest biçim tamamen hakim olmuştur. Toplum için sanat anlayışı hakim olmuştur. Cumhuriyet tiyatrosunda da geleneksel tiyatronun izleri görülmeye devam etmiştir. 1940 sonrası Atatürk’ün ölümü, 2. Dünya savaşının yaşanması gibi sebeplerden değişen dünya ve ülke şartları edebiyatımızı da etkilemiştir. 1940’tan sonra edebiyatımız değişmeye başlamıştır. 1950’den sonra çok…

Serbest Nazım ve Toplumcu Şiir (1920 – 1960)

Genellikle ölçü ve kafiyeye bağlı bulunmayan, dizelerindeki hece sayısı değişik olan şiirlerdir. Servet-i Fünûn’dan sonra kullanılmaya başlanan bu nazım şekli günümüzde çok yaygınlaşmıştır. Ölçü ve kafiye şiire ahenk verir. Serbest nazımlarda ise bu ahenk aliterasyon ve asonanslarla sağlanır. Serbest nazmın, şairlerin kullanışlarına göre pek çok çeşitleri vardır. Bunun için de henüz belirginleşmiş bir kuralı yoktur. Toplumcu Şiir: Halkı ve halkın sorunlarını anlatan şiir türüdür. Nazım Hikmet ve Rıfat Ilgaz’ın şiirleri buna örnektir. Yirminci yüzyılın başlarında, neredeyse tüm dünyada eş zamanlı olarak gelişen siyasal ve toplumsal hareketlere bağlı olarak yeni bir edebiyat akımı doğar. Toplumsal gerçekçilik ya da sosyalist gerçekçilik adı verilen bu akım; şiirden, edebiyatın ve sanatın her alanına kadar geniş bir yelpazede etkisini gösterir. Emekçilerin sorunlarını, emek-sermaye çelişkisini ve yaşamsal kaygılarını konu alan bu akım, “toplum için sanat” görüşünü temsil eder. Şiirin Özellikleri: Pragmatik, yani çıkarcı şiirdir. Gelecekçilik (Fütürizm) akımından etkilenmişlerdir. Şiir tezlidir, savunulan bir görüş vardır ve bu görüş kendini şiirde belli eder. Şair ancak toplum şiirleri yazarak kendini geliştirebilir. Bireysellikten önce kolektiflik vardır. Dilin harekete geçiren gücünden, etkisinden yararlanılmıştır. Şair, toplumun bir parçası olduğu için şiirlerini toplumsal bir kaygı ile yazmalıdır. Söylev üslubundan yararlanılmıştır. Geniş kitlelere hitap etmek, onları harekete geçirmek için yazılmıştır. Şiirde biçimden çok içeriğe…

İkinci Yeni (1954- 1960)

Garip şiirine bir tepki olarak doğan, 1960’lı yılların ortalarına kadar güçlü bir şekilde devam eden, hatta bazı çizgileri günümüz şairlerinde de yaşayan II. Yeni Şiiri, Garip şiirinden daha çok tartışılmış, lehinde ve aleyhinde çok şey söylenmiştir. Bu ismi Muzaffer Erdost 1956’daki Pazar Postası dergisinde ilk kez kullanır. Bu harekette şiir hem kendi içinde önemli bir değişmeye uğrar hem de alanını genişletir ve dışa açılır. Yeni tarzdaki şiir, 1954’ten itibaren Yedi Tepe, Pazar Postası, Salkım, Kimsecik ve Köprü gibi dergilerde, 1960’tan sonra da Yeni Dergi ve Papirüs‘te kendini göstermiştir. Bu dergilerde herhangi bir bildiri veya ortak hareketle kendilerini takdim etmeksizin Cemal Süreya, İlhan Berk, Turgut Uyar, Edip Cansever, Sezai Karakoç, Ece Ayhan ve Ülkü Tamer’in benzer doğrultuda şiirleri yayımlanır. 1956’da yayımladığı Perçemli Sokak kitabıyla harekete katılan Oktay Rifat, kitabına II. Yeni Şiirinin teorik temellerini ortaya koymayı amaçlayan bir ön söz koyar. Yeni Şiiri, Garip Şiirinden daha ileri bir yeniliği gerçekleştirerek dilin anlatım imkanlarını olabildiğince genişletmiş, şiir cümlesinde büyük yenilikler yapmış ve sıradan gerçekliğin, görünen gerçekliğin ifadesi olmanın ötesine geçerek şiiri yeniden sanat kutbuna döndürmüştür. Şiir yazarken bir “konu”yu anlatmayı amaçlamazlar, şiir yazıldıktan sonra anlamların açığa çıkacağını savunmuşlardır. İkinci Yeni, Garipçilerin aksine ilk dönem şiirlerinde de birbirlerinden çok farklı olan ve bir…

Garip Akımı (1.Yeni)

Üç arkadaş 1940 yılında ölçüsüz, uyaksız, şairanelikten uzak yeni bir şiir akımı başlatır. Bu yoldaki şiirlerini 1941 yılında Garip adlı bir kitapta toplarlar.  Garipçiler adıyla anılmalarının nedeni de budur. Yeni akımı özellikle Nurullah Ataç destekler. Garip akımı birçok genç izleyici bulduğu gibi, dönemin ünlü şairlerini de etkiler. Orhan Veli’nin yazdığı “Garip” ön sözü bir bakıma bu yeni şiir deviniminin bildirisidir. Üç ozanın birlikteliği uzun sürmez. Kitabın ikinci basımı yalnız Orhan Veli’nin şiirleriyle yayımlanır Ayrıca Orhan Veli, kitabına “Garip İçin” başlıklı ikinci bir ön söz eklemek gereğini duyar. Garip akımı Melih Cevdet ve Oktay Rifat’ı şiiri ayrı bir çizgide sürdürmeleri sonucu Orhan Veli’nin adına bağlanmıştır. Şiir anlayışları: Ölçü ve kafiyeye karşı çıkmışlardır. Günlük konuşma dilini şiire uygulamaya çalışmışlardır. Mecaza, süse ve suniliğe karşı çıkıp; yalnızlığa önem verdiler. Halk şiirinin anlatım ve deneyimlerinden faydalandılar. O güne kadar şiirimizde kullanılmayan bir takım sözcükleri kullandılar. Sıradan insanlar şiire konu olmuştur. Yaşama sevinçlerini fazlasıyla şiire yansıtmışlardır. Kaynağını batı şiirinden alan Garip akımı eskiye ait olan her şeyin karşısında olup özellikle şairane söyleyişin karşısında olmuşlardır. Şiirde söz ve anlam oyunları bırakılmıştır. Temsilcileri: OMO koduyla akılda tutulabilir. Orhan Veli Kanık Melih Cevdet Anday Oktay Rıfat Horozcu Garip Şiirinden örnekler: ANLATAMIYORUM Ağlasam sesimi duyar mısınız, Mısralarımda; Dokunabilir misiniz, Gözyaşlarıma,…

Hisarcılar

1940 sonrasında Garip şiirine ilk tepki 1950 yılında çıkmaya başlayan ve 30 yıl yayın hayatını devam ettiren Hisar dergisi etrafında toplanan bir grup şair tarafından ortaya konmuştur. Bu kadronun ana özelliği hece ölçüsüne ve edebiyatın klasik değerlerine sıcak bakmasıdır. Şiir feda edilmediği müddetçe her konuda şiir yazılabilir. Aşk, doğa ve yurt sevgisi gibi konuları işlediler. Onlara göre: Başka ulusları taklit ederek ulusal bir sanat oluşturulamaz. Yeni bir sanat oluşturmak için mutlaka eskisini reddetmek gerekmez. Yenilik eskisinin içinden doğmalıdır. Sanat ideolojinin baskısı altında olmamalı, belli bir dünya görüşünün propagandasını yapmamalıdır. Şiir dili öztürkçeci ve tasfiyeci olmamalıdır. Yaşayan dil kullanılmalıdır. Hisar şairlerini memleketçi şiirin takipçisi görebiliriz. Geleneği reddeden Garip Akımına ve ideolojik şiire yönelen Nazım Hikmet’e karşı çıkmışlardır. Bütün sanatçıların ortak görüşlerini şöyle sıralayabiliriz: Sanatçı bağımsız olmalıdır, ulusal olmayan bir sanatın sınırları aşağı düşünülmez. Sanatçının dili yaşayan dildir. Her alanda Batı taklitçiliğine karşı çıkılmalı, gelenekler tümüyle reddedilmeli, sanat siyasetin aleti olmamalı, dildeki kargaşa giderilmelidir. Temsilcileri: MiM BaYaN MİNİ GASaB olarak kodlanabilir. Mehmet Çınarlı, İlhan Geçer, Mustafa Necati Karaer, Bekir Sıtkı Erdoğan Yavuz Bülent Bâkiler, Nevzat Yalçın Munis Faik Ozansoy, İbrahim Minnetoğlu Nüzhet Erman İsmail Gerçeksoy Gültekin Samanoğlu, Ayla Oral, Sevinç Çokum, Bahittin Karakoç Hisarcıların şiirine birkaç örnek: Değişiverdi Her Şey Esmerdi, sarışındı,…