Metinlerin Sınıflandırılması

Herhangi bir yazıyı, anlatımından biçimine, anlamından noktasına-virgülüne kadar her yönden oluşturan unsurların tamamına metin denir. İnsanları etkileme amacıyla estetik bir sanat gayesi güdülerek yazılan yazılara da edebi metin denir. Tarih içerisinde bilimlerin ve edebiyatın gelişmesi sonucunda farklı metin türleri ortaya çıkmıştır. Bu metinlerin birbirleriyle karışmaması amacıyla zaman içinde metinleri sınıflandırılma durumu ortaya çıkmıştır. Metinler bunun üzerine amaçları, yazılış şekilleri, şekli, işlevi gibi özellikleri dikkate alınarak sınıflandırılmıştır. Bundan hareketle metinler SANATSAL ve ÖĞRETİCİ metinler olarak üzere ikiye ayrılmıştır.                       ÖĞRETİCİ METİNLERİN ÖZELLİKLERİ Genellikle dil göndergesel işlevde kullanılır. Anlatım kısa ve kesin ifadelerle aktarılır. Mecazlı söyleyişler, söz sanatları ve soyut kavramlara pek yer verilmez. Uzun cümleler pek kullanılmaz. Açıklamak, bilgi vermek ve en önemlisi öğretme gayesiyle yazılır. Tarihi olaylar, günlük hayatlar veya bilimsel gerçekler daha çok işlenir. Hayaller, ve hayal gücünün yerini gerçekler alır. SANATSAL METİNLERİN ÖZELLİKLERİ Sanatsal zevk ve estetik duygular için yazılır. Üslup ve anlatıma önem verilir. Hayaller ve gerçeklerin karışmasından elde edilir. Mecazlı ve yan anlam değeri olan sözcükler sık kullanılır. Sanatsal metinler kurmacadır. Anlatmaya ve göstermeye bağlı olmak üzere ikiye ayrılır. Ucu açıktır. Yani her okuyan kendine göre anlamlar çıkarabilir. Anlatmaya Bağlı Metinlerin Özellikleri Olmuş ya da olması…

Milli Edebiyat Döneminde Hikâye

         Tanzimat’ta başlayan Servetifünun’da olgunlaşan hikaye Milli Edebiyatta dilde sadeleşme hareketleriyle bir hayli gelişmiştir. Milli ve yerli olanı halkın anlayabileceği bir dille anlatma amacı öykü türünün yazarlar tarafından daha da çok kullanmasını sağlamıştır. * Bu dönemin en önemli hikâyecisi Ömer Seyfettin’dir. * Milli Edebiyat döneminde olay hikayesi de denilen Maupassant tarzı hikâyeler vardır. * Milli duygular ve sosyal konular yalın bir dille anlatılır. *Hikâyeler savaşlar, sürgün ya da görev dolayısıyla Anadolu’ya giden halkla yakın temas kuran yazarlar tarafından oluşturulmuştur. * Bu dönemdeki hikayeler hem konu çeşitliliği hem de şahıs kadrosunun zenginliğiyle ön plana çıkar *Bu dönemde hikaye türünde eser veren sanatçılar; Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Halde Edip, Reşat Nuri, Yakup Kadri, Ahmet Hikmet…… Olay ve Konu Milli edebiyat öykü yazarları her şeyden önce İstanbul’un dışına çıkarak yani Anadolu’ya giderek Anadolu insanı konu edinmişlerdir. Bununla öykülerinde Anadolu’da gözlemledikleri ve edindikleri deneyimlerini öykülerinde paylaşmışlardır. Bunun en iyi örneği Refik Halit’in Memleket Hikayeleri isimli eseridir.     Zaman Genellikle yazarlar kendi yaşadıkları zamanı hikayelerinde kullanmışlardır. Özellikle o dönemde olaylar geçen Balkan savaşı, Birinci Dünya Savaşı veya Kurtuluş Savaşı zamanlarında geçmektedir. Bazen de milli şuur ve örnel alınmak için özellikle Osmanlı döneminin güçlü olduğu zamanlardan hikayeler yazılırdı. Tema ve Zihniyet Milli…

Milli Edebiyat Dönemi Öğretici Metinler

Milli Edebiyat Döneminde Makale  Makale: Bilimsel, teknik, siyasal, ekonomik, sportif ve toplumsal konuları açıklayıcı özelliği olan gazete veya dergi yazılarına denir. Makalede ortaya konan düşünceler nesnel örnekler üzerinden giderek ispatlanmaya çalışılır. * Milli Edebiyat döneminde fikir çatışmaları çok yoğun bir şekilde yaşanmıştır. * Bu dönem sanatçıları birçok makale kaleme almıştır. * Makale konuları içerisinde özellikle Milli Edebiyatın dil anlayışı en çok işlenen konudur. * Makaleler Türkçülük akımı çerçevesinde işlenmiştir. En çok işlenen konular şunlardır: 1- Dilde Sadeleşmenin önemi 2- Milli Edebiyatın ilkeleri 3- Türk dili ve tarihi 4- Savaşlar ve sonuçları 5- Geri kalmışlığın sebepleri ve buna çözüm önerileri 6- Batıcılık, Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülükle ilgili tartışma, karşılaştırma ve eleştiriler * Bu türü etkin bir şekilde kullanan milli Edebiyat sanatçıları, edebiyat anlayışlarını da “Yeni Lisan” adlı makaleyle açıklarlar. Ömer Seyfettin’e ait bu makale, dergide isimsiz olarak yayımlanmıştır. *Bu dönem makalelerinde yazarlar, Batılı ülkeleri örnek göstermişler ve eserlerinde bilimin önemini vurgulamışlardır. *Ayrıca Milli Edebiyat sanatçıları Tanzimatçıların ihmal ettiği Anadolu’ya da seslenir ve oradaki insanların sorunlarıyla ilgilenir. * Milli Edebiyatta makale türünde yazı yazan sanatçılarımız şunlardır.  Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem, Yahya Kemal, Fuat Köprülü, Ahmet Hikmet. Milli Edebiyat döneminde Fıkra Fıkra: Güncel olayların öznel bakış açısıyla kanıtlama gereği duymadan samimi…

Yeni Lisan Hareketi

Ömer Seyfettin Genç Kalemler dergisinde Yeni Lisan isimli makalesi Türk edebiyatında dil bakımından yeni bir başlangıçtır. Bu Makalede Türk toplumunun varlığını sürdürebilmesi için ciddi bir ilerleme kaydedebilmesi için her şeyden önce bilim,  fen ve edebiyatın gelişmesine bağlı olduğu vurgulanır. Bunun da ancak milli bir lisan ile mümkün olacağını söylemiştir. Bu değerlendirme sonucunda dilin sadeleştirilmesi için atılması gerekli adımları şu şekilde sıralamıştır: Arapça Farsça tamlamalar istisna bazı durumlar dışında kullanılmamalı Arapça Farsça edatlar ve çoğul ekleri kullanılmamalı Arapça Farsça kelimeler sadece halkın kullandığı ve anladığı kadar kullanılmamalı Yazı dili için İstanbul Türkçesi esas alınmalı   Özetle sıraladığımız bu maddeler çok ciddi olarak eleştirilir. Başlangıçta M. Fuat Köprülü, Yakup Kadri, Cenap Şahabettin, Süleyman Nazif gibi devrin sanatçıları; Arapça-Farsça tamlamaların dilden atılmasının dili yozlaştıracağını ileri sürmüş ve karşı çıkmışlardır. Daha sonra Yakup Kadri, Fuat Köprülü gibi sanatçılar Milli edebiyat edebiyatı benimseyerek karşı çıktıkları yeni lisan anlayışında eserler oluşturmaya başlamışlardır. Yeni Lisan makalesi ilkesi doğrultusunda hareket eden Ömer Seyfettin, Refik Halit, Yakup Kadri, Halide Edip, Reşat Nuri gibi sanatçılar sade ve anlaşılır bir dille çok güzel eserler vermişlerdir. Milli Edebiyata doğrudan katılmayan Mehmet Akif ve özellikle Yahya Kemal kullandıkları dil, düşünce ve gayretleriyle Milli edebiyatçılardan pek farklı değildir.  Sonuç olarak Milli Edebiyat her şeyden…

Hecenin Beş Şairi

Beş Hececiler şiire Birinci Dünya Savaşı yıllarında başlamış Kurtuluş Savaşı yıllarında tanınmaya başlamışlardır. Anadolu’nun sıradan insanlarını şiire sokmuşlardır. Vatanın güzellikleri, vatan sevgisi, kahramanlık, cesaret, en çok işledikleri konulardır. Şiire aruzla başlamışlar ama Milli edebiyat akımından ve Türkçülük düşüncesinden etkilen erek şiirlerini hece ölçüsünde yazmaya başlamışlardır. Heceyle yazdığı şiirlerinde gayet başarılı örnekler vermişlerdir. ŞİİR ANLAYIŞLARI VE ÖZELLİKLERİ Milli edebiyat akımından etkilenmiş ve şiirlerinde hece ölçüsünü kullanmaya başlamışlardır. Sade halk diliyle şiir yazmışlardır. Süsten ve yapmacıklıktan kaçınmışlardır. Şiire aruz ölçüsünü kullanarak başlamışlar. Heceyi kullanarak serbest müstezat yazmayı denemişlerdir. Heceyle yazmalarına rağmen dörtlük esasına bağlı kalmadılar, yeni yeni biçim arayışlarını denediler. Şiirlerini düz yazının söz dizilimi gibi yaparak nesir cümlesini şiire aktardılar. Sanatçılar Faruk Nafiz Çamlıbel, Yusuf Ziya Ortaç, Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy, Orhan Seyfi Orhon FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL (1898-1973) Şiire aruzla başladı. Daha sonra da hece vezniyle şiirler yazmaya başladı. Heceyle şiirler yazarken aruzla da yazmaya devam eder. Duygu ve düşünceyi bir arada yürüten, romantik ve realist konu ve hayatları işleyen şiirleriyle tanınmıştır. Şiirlerinde Anadolu’yu ve memleket sevgisini güçlü bir sesle anlatır. Şiirlerindeki başlıca temalar aşk, hasret, tabiat, ölüm, kahramanlık ve ihtirastır. Dili sade ve akıcıdır. Söz sanatlarını etkili şekilde kullanır. Eserleri: Han Duvarları, Dinle Neyden, Çoban Çeşmesi, Gönülden Gönüle,…

Servet-i Fünûn Dönemi Edebi Tartışmalar

  1)Recaizâde Mahmut – Muallim Naci” Tartışması  Serveti-i Fünûn Edebiyatının doğmasında Muallim Naci ile Recaizâde arasındaki “eski-yeni” tartışması çok önemli bir rol oynamıştır. Muallim Naci, eski edebiyata karşı daha “ılımlı” duruyordu. Yeni edebiyata geçişin yavaş ve doğal bir süreçte olması gerektiğini savunuyordu. O, “eski-yeni sentezi”nin gerçekleştirilmesi amacıyla, eski edebiyatın üstün yönlerine de sadık kalınması gerektiğine inanıyordu. Yerli ve millî niteliklerle donanmış bir yeni edebiyat düşüncesini dillendiriyordu. Türk edebiyatının kökten değil, kısmî bir şekilde modernleştirilmesine taraftardı. Ortada durup, iki tarafın da güzelliklerinden yararlanılması gerektiğini düşünüyordu. Ancak “yeni”ye daha hoşgörülü davranan sanatçıları eleştirmekten de geri kalmıyordu. Recâîzâde Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamit’in edebiyatta “biçimi” ve “sağlam üslubu” pek umursamayan yaklaşımlarını eleştiriyordu. Bu nedenle, rakipleri tarafından “eski edebiyatın temsilcisi” olarak algılandı. Bazı genç sanatçılar da eski edebiyatın savunucusu zannettikleri Muallim Naci’ye karşı, yeni edebiyatın kesin ve sert bir savunucusu olarak görülen Recaizâde’nin tarafını tutuyordu. Bunda Recâîzâde’nin, kendisini yeni edebiyatın üstadı görmesinin de büyük etkisi vardı. Recaizâde Mahmut Ekrem, Naci’nin şiirlerini, sadece estetiği öne çıkardığı gerekçesiyle ağır şekilde eleştiriyordu. Bu tartışmada, her ikisinin de etrafında geniş birer halka oluşmuştu. “Muallim”, eski edebiyata dair köklü bilgisiyle; “üstad” olarak görülen Recaizâde ise sanatın ne olduğu konusundaki dikkate değer fikirleriyle çevrelerindekileri etkileri altında tutuyorlardı. Bu dönemde “eski”…

Milli Edebiyat döneminde Şiir

Tanzimat dönemi sanatçılarının ortaya attığı halkın diliyle, halk yazma anlayışının en iyi şekilde uygulama(ya başlayan Mehmet Emin Yurdakul’dur.  1897 yılında yazdığı ‘’Ben Bir Türk’üm; dinim cinsim uludur’’ dizesiyle başlayan Cenge Giderken isimli şiiri edebiyatımızda yeni bir çığır açmıştır. İçinde bulunduğu dönemde sade ve hece vezniyle yazdığı şiirleri Mehmet Emin sade bir dille ve heceyle şiir yazan yeni Türk edebiyatının ilk şairidir. Şiirlerinde milli duyguları ve sosyal konuları işlemiştir. Mehmet Emin Yurdakul’un başlattığı bu şiir anlayışı uzun yıllar boyunca yalnız devam etmiştir. Ancak 1917 yılından itibaren Beş Hececiler’in ortaya çıkışına kadar devam etmiştir. Beş Hececiler şiir de hece veznine birden geçmemişler aruzu da kullanmaya devam etmişlerdir.  Bununla birlikte Edebiyatımızın büyük  şairlerinden Mehmet Akif, Yahya Kemal ve Ahmet Haşim aruzla ve sanat değeri yüksek şiirler yazmaya devam etmişlerdir. Mehmet Emin’in dışındaki heceyle yazan şairler, Ziya Gökalp’in etkisiyle heceye yönelmişler fakat aruzla da yazmaya devam etmişlerdir. Heceyle yazdıkları eserlerde anlam derinliği ve sanat estetiği oluşturamamışlardır. Mehmet Akif ve Faruk Nafiz  aruzla yazmalarına rağmen şiirlerinde  yerli hayatı yansıtmış şairlerdir. Aruzun Son üç büyük temsilcisi olan Yahya Kemal, Ahmet Haşim ve Mehmet Akif gerçek sanat değeri taşıyan şiirleri meydana getirmişlerdir. Mehmet Akif  özellikle manzumelerinde halkın sorunlarına yönelmiş. Fakat Ahmet Haşim ve Yahya Kemal toplumsal konulara…

Milli Edebiyat Genel Özellikleri

1911’da Selanik‘te çıkarılmaya başlanan Genç Kalem Dergisi etrafında bir araya gelen Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem, Ziya Gökalp gibi aydınlar Milli Edebiyatın oluşumunu başlatmışlardır. Yeni Lisan hareketiyle başlayan dilde o döneme kadar değişik zamanlarda hedeflenen; ancak başarılamayan sadeleşme hareketi Milli edebiyat döneminde  başarıya ulaşmıştır. Milli edebiyat sanatçıları, halkın konuştuğu Türkçeyle eserler vermişlerdir. Sanatçılar, milli ögelerden beslenerek kendi öz kültürlerini görmüşler ve bunları da eserlerine yansıtmışlardır. Ahlaki bozulma, fakirlik, aile yaşantıları gibi toplumsal konular işlenmiş, sanatçılar o dönemde sosyal sorunları eserlerine taşıyarak sanatlarını toplum için kullanmışlardır. Önceki dönemlerde unutulan Anadolu ve Anadolu halkı bu dönem sanatçıları tarafından bolca işlenmiştir. Özellikle roman ve hikaye türünde işledikleri temayı, gerçekçi bir biçimde ele almışlar. isteyen sanatçılar, gözleme önem vermiş ve eserlerinde gözlemle topladıkları bilgileri kullanmışlardır. Servetifünun Edebiyatçıları gibi sadece aydın insanların dertlerini anlatmamışlardır. Her kesimden insanı ve insanların sorunları dile getirilmiştir. Bu dönem edebiyatı toplumcudur. Sanatçılar hem dönemine ayna tutmuş hem de yaşanılan toplumsal sorunlara çözüm yolları gösterilmiştir. Batı taklitçiliğinden kaçınarak, milli konulara yönelme, yeni ve milli bir edebiyat ortaya koyma amacı güdülmüştür. Türk kültürü ve tarihi el değmemiş bir hazine olarak kabul edilmiştir. Dil birliğini, ulus-devlet anlayışının temeli olarak gören Milli Edebiyatçılar Türkçeyi bilim ve sanat dili haline getirme, dil bilinci yoluyla milli bilinç oluşturma, halk kültürüne…

Ömer Seyfettin

           Hayatı Ömer Seyfettin 1884 Balıkesir Gönen’de doğdu,  6 Mart 1920 İstanbul’ da öldü. Türk hikayeciliğinin öncüsüdür. Asker ve öğretmendir. Türkçülük-Milliyetçilik akımının kurucularındandır. Dilde sadeleşmenin savunucusudur. Kısa ömrüne çok sayıda eser sığdırmıştır. Ömer Seyfettin, Mekteb-i Osmanî’ye, 1893 ders yılı başında da Eyüp’teki Askerî Baytar Rüştiyesi’ne kaydedildi. Bu okulu 1896’da tamamlayarak Edirne Askerî İdadîsi’ne devam etti. Yazmaya Edirne’deki öğrenciliği sırasında başladı. İlk şiiri “Hiss-i Müncemid”, “Ömer” imzasıyla 1900’de “Mecmua-i Edebiye”de yayınlandı. İlk öyküsü “İhtiyarın Tenezzühü”, 1902’de Sabah gazetesinde yer aldı. İzmir ve Makedonya’da görevliyken yazdığı şiir, öykü ve makaleler çeşitli dergilerde çıktı. Askerliğe ara verdiği dönemde ise yazıları “Rumeli” gazetesi ve çeşitli dergilerde yayınlandı. Ömer Seyfettin Ocak 1909’da Selanik Üçüncü Ordu’da görevlendirildi. Selanik’te çıkmakta olan Hüsün ve Şiir dergisinin ismi Akil Koyuncu’nun istek ve ısrarı üzerine Genç Kalemler’e çevrildikten sonra 11 Nisan 1911’de Ömer Seyfettin’in Yeni Lisan isimli ilk başyazısı imzasız olarak yayımlandı.[1]Ömer Seyfettin’in “Yeni Lisan” başlıklı bu yazısı, “Milli Edebiyat“ akımının başlangıç bildirgesidir Genç Kalemler yazı heyetini oluşturanlar Balkan Savaşı’nın başlaması üzerine dağılmak zorunda kaldı. Ömer Seyfettin yeniden orduya çağrıldı, Yanya Kuşatması’nda esir düştü. Nafliyon’da geçen 1 yıllık esareti sırasında sürekli okudu. “Mehdi”, “Hürriyet Bayrakları” gibi hikâyelerini bu dönemde yazdı. Hikâyeleri Türk Yurdu’nda yayımlandı. Esareti süresince gerek okuyarak, gerekse yaşayarak yazarlık hayatı için önemli olacak deneyimler edindi. Ömer Seyfettin 1913’te…

Milli Edebiyatın Oluşumu

      Milli Edebiyatın başlangıcı Ömer Seyfettin’in Genç Kalemler dergisinde ‘’Yeni Lisan’’ adlı makalesi  yazdığı 11 Nisan 1911 tarihidir. Ömer Seyfettin’in Yeni lisan makalesinde bahsettiği yeni bir dil ve edebiyat anlatıyı bu dönemin felsefesi ve temelidir. Milli Edebiyat dönemi ürünlerini etkileyen fikir akımları:  BATICILIK  Tanzimat Döneminde ortaya çıkan bir akımdır.  Osmanlının gerilemesini durdurmak için Batı’yı örnek almak gerektiğini savunur.  Jön Türklerin öncülük ettiği bu akım Batı’nın siyasi, sosyal, ekonomik, askeri görüşlerine uygun bir devlet yapılanmasıyla geri kalmışlığın önüne geçileceğini savunmuştur. Bu akım halk büyük çoğunluğu tarafından destek görmemiştir. Bu akımın en önemli savunucuları Abdullah Cevdet, Tevfik Fikret, Celal Nuri, Baba Tevfik’tir. OSMANLICILIK. Bu akımı savunanlar Osmanlının güçlü olduğu dönemin zihniyetlerinin tekrar canlandırılarak devletin ayağa kalkabileceğini düşünmüşlerdir. Osmanlıcılık; Osmanlı devleti sınırları içinde yaşayan herkesi din ve ırk ayrımı gözetmeksizin Osmanlı üst kimliği altında kaynaştırıp birleştirme düşüncesidir. Osmanlıcılık fikrini Genç Osmanlılar adlı örgüt ideoloji olarak geliştirmiştir. Bu akımın öncülerinin çalışmalarıyla Meşrutiyet ilan edilmiş, ilk anayasa hazırlanmış, seçimler yapılıp Meclis-i Mebusan açılmıştır. 1912 yılındaki Balkan savaşına kadar akımın düşünceleri çözüm olarak savunulmuş ancak bu tarihten sonra azınlıkların birer birer Osmanlıdan ayrılması sonucunda devleti kurtarmak için  çözüm olamayacağı anlaşılmıştır. Osmanlıcılık fikrini savunan aydınlar; Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Vefik Paşa, Mizancı Murat…