Türkçenin Önemini Anlatan Yazılar
Deneme , Makale / Mart 22, 2017

Türk milletinin dili Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır. Bizde Türk dili, Türk milleti için mukaddes bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği nihayetsiz hadiseler içinde ahlakının, ananelerinin, hatıralarının, menfaatlerinin, velhasıl bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde muhafaza olduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir. Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili dilerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesinin yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı dilerin boyunduruğundan kurtarmalıdır.                                                                                              Gazi M. Kemal / 1930 Turkcheyi Türkçe Konuşarak mı Saklasak, Türkçeyi Turkche Konusharock mı Yasuck’la Suck?   “Burası Türkiye, yıl 2007, bizler Türkçe konuşan bir toplumuz, hızla ilerleyen bilişim çağında kendi dilimizde olmayan terimlerle karanlık bir geleceğe doğru yol alıyoruz, umarım bu karanlıkta kaybolmaz, varacak bir yer buluruz.” Yukarıdaki paragraf, yazının ardından hissettiğim daralma sırasında bir şişeye koyup uzaya fırlattığım nottu. Herkes denize atar, sen uzaya atıyorsun, bir terslik yok mu bunda? BİR TERSLİK VAR ELBETTE!!! “Hafta sonu yolum kitapçıda bir kitapla kesişiyor. Adı ilginç geliyor kitabın: “Alo Türkçe Neredesin?” Adının…

Yeni Lisan Makalesi
Makale , Milli Edebiyat / Ocak 18, 2017

Yeni lisanın programı aşağıdaki kaidelerden ibarettir: Türkçe terkipler ve cem’ler ihtiyaca tamamiyle kâfi bulunduğundan Arapça Acemce terkip ve cem’ler kullanılmayacak. (İzafî, tavsîfî, atfı, mezcî terkipler) Sadr-ı azam, şeyhü’l-İslâm, Bâb-ı âlî, şûrâ-yı devlet, arz-ı hâl, pâ-yı taht, tercüme-i hâl, hasb-i hâl, mürûr-ı zaman gibi terkip bünyesinde bulunduğu hâlde manaca basit ve evlâd, talebe, amele, erbâb, havadis, ahlâk, edebiyât, rüsumat, tahsîlât gibi cem’ bünyesinde bulunduğu hâlde manaca müfret olan tabirler istimal olunabilecektir. Bazı ıstılahların mukabilleri olmak üzere hurdebîn, nîkbîn, bedbîn, yeknüvişt monographie, şehnüvişt chef d’oeuvre müvellidü’l-humûza, müvellidü’l-mâ’ gibi Arapça Acemce mürekkep kelimeler istimal olunabilecektir. Hayvanât, nebatat, ensâc gibi cem’ler hayvanlar, nebatlar, neşeler manasında kullanılmayacak histologie zoologie botanique ilimlerinin mukabilleri olarak kullanılacaktır. İlm-i rûh, ilm-i içtima, ilm-i hayat, ilm-i garize (physiologie) gibi tabirler Fransızca mukabilleri gibi basit addolunacaktır. Sarf ile iştikak bahisleri birbirinden tamamiyle ayrılacak. İştikakça mürekkep olan yukarıdaki 2, 3, 4, 5. maddelerdeki tabirler sarfça basit telâkki olunacaktır. Sarf kitaplarında Arapça, Acemce kaidelerden asla bahsedilmeyecek, Arapça ve Acemcenin müştak ve mürekkep kelimeleri sarf kitaplarında semâ’î ve basit kelimeler gibi gösterilecek ve bu kelimelerin nasıl iştikak ve terekküp ettikleri mufassalan iştikak kitaplarında irae olunacaktır. İştikakça terkip ve cem’ bünyesinde bulunduğu hâlde sarfça basit ve müfret telâkki olunan kelimeler lügat ve muhit kitaplarında müstakil bir kelime…

Zaman İçinde Etimolojik Yolculuk
Makale / Ocak 2, 2017

İçindeyken değerini bilemediğimiz; dışında kaldığımızda içini özlemlerimizle, pişmanlıklarımızla doldurduğumuz ve bir daha sahip olamayacağımızı bildiğimiz “zaman”… Geçtikçe değişen ve değiştiren “zaman”ın içinde, bizler için ‘olmazsa olmaz’ kelimelerimizin hâli nicedir? Gelin, birkaçının zaman içerisindeki seyrine bir bakalım!.. “Askerlikte en yüksek rütbe” için kullanılan mareşal (mariscalcus) kelimesi bir zamanlar Latincede “at bakıcısı, nalbant” anlamında kullanılıyordu. Arapçada çocuk anlamında kullanılan veled ( › velet) kelimesi dilimizde zaman içerisinde olumsuz bir anlam kazanmışken bu kelimenin çoğul hâli olan evlad ( › evlat) çoğul anlamını kaybederek “çocuk” anlamında kullanılagelmiştir. Eski Türkçede “fena, kötü, perişan” anlamında kullanılan yavuz (yabız › yavuz) kelimesi zaman içerisinde olumsuz anlamlarını kaybedip 17. yy.dan itibaren “iyi, güçlü, güzel” anlamlarını kazanmıştır. Alkış kelimesi eskiden “dua, takdis etme” anlamlarına gelen bir kelimedir. Sakın(mak) kelimesi, eskiden “düşün(mek)” anlamına geliyordu. Zaten bu kelimenin kökü “hesap etmek, saymak” anlamlarını karşılayan sa(mak) fiilidir. Bugün kullandığımız “hile” sözcüğü yerine eskiden al sözcüğü, cennet yerine uçmak, “cehennem” yerine tamu, “günah” yerine yazuk, “akıl” yerine ukuş, “hemen” yerine terkin, “insan” yerine ir, “işaret” yerine belgü kelimesi kullanılırdı; ama bunlar zaman içerisinde unutuldu. “Çapkın” kelimesi, Eski Türkçe döneminde “koş(mak)” anlamına gelen çap(mak) fiilinden türemiştir. Çapkın da aslında “çok koşan” anlamındadır. “Öğrenci, öğretmen” gibi kelimeler, Eski Türkçe dönemindeki ö(mek) fiilinden türemiştir. Artık…