Milli Edebiyat Genel Özellikleri

1911’da Selanik‘te çıkarılmaya başlanan Genç Kalem Dergisi etrafında bir araya gelen Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem, Ziya Gökalp gibi aydınlar Milli Edebiyatın oluşumunu başlatmışlardır.

Yeni Lisan hareketiyle başlayan dilde o döneme kadar değişik zamanlarda hedeflenen; ancak başarılamayan sadeleşme hareketi Milli edebiyat döneminde  başarıya ulaşmıştır.

Milli edebiyat sanatçıları, halkın konuştuğu Türkçeyle eserler vermişlerdir.

Sanatçılar, milli ögelerden beslenerek kendi öz kültürlerini görmüşler ve bunları da eserlerine yansıtmışlardır.

Ahlaki bozulma, fakirlik, aile yaşantıları gibi toplumsal konular işlenmiş, sanatçılar o dönemde sosyal sorunları eserlerine taşıyarak sanatlarını toplum için kullanmışlardır.

Önceki dönemlerde unutulan Anadolu ve Anadolu halkı bu dönem sanatçıları tarafından bolca işlenmiştir.

Özellikle roman ve hikaye türünde işledikleri temayı, gerçekçi bir biçimde ele almışlar. isteyen sanatçılar, gözleme önem vermiş ve eserlerinde gözlemle topladıkları bilgileri kullanmışlardır.

Servetifünun Edebiyatçıları gibi sadece aydın insanların dertlerini anlatmamışlardır. Her kesimden insanı ve insanların sorunları dile getirilmiştir.

Bu dönem edebiyatı toplumcudur. Sanatçılar hem dönemine ayna tutmuş hem de yaşanılan toplumsal sorunlara çözüm yolları gösterilmiştir.

Batı taklitçiliğinden kaçınarak, milli konulara yönelme, yeni ve milli bir edebiyat ortaya koyma amacı güdülmüştür.

Türk kültürü ve tarihi el değmemiş bir hazine olarak kabul edilmiştir.

Dil birliğini, ulus-devlet anlayışının temeli olarak gören Milli Edebiyatçılar Türkçeyi bilim ve sanat dili haline getirme, dil bilinci yoluyla milli bilinç oluşturma, halk kültürüne yönelme ve halkı eğitme gibi amaçlarına ulaşmak için dilde sadeleşmeye gitmişlerdir.

Hece ölçüsü önem kazanmış, dörtlük nazım birimi kullanılmıştır.

Şiirde kişisel konulara ve Anadolu’nun güzelliklerine de yer veren bu dönem sanatçıları, roman ve öyküde toplumsal meselelere daha çok eğilmişler; milliyetçilik düşüncesi, Kurtuluş Savaşı, şanlı Türk tarihi ve Türk insanının özellikleri gibi konulara yer vermişlerdir.

“Toplum için sanat” anlayışı çerçevesinde eserler oluşturmuşlar. Halkın yaşamı ve sorunlarının yanı sıra bireysel konular da değinmişlerdir.

Türkçülük akımı önem kazanmıştır.

Milliyetçilik, özellikle Türkçülük hareketinin önderi durumunda olan Ziya Gökalp, yazılarıyla ve İstanbul üniversitesinde verdiği sosyoloji dersleriyle, hem milliyetçilik ilkelerinin aydınlarca benimsenmesinde, hem de milli bir edebiyatın yaratılmasında başlıca etken oldu.

Mizahi anlatım önemsenmiş, mizah ve hiciv türünde eserler verilmiştir.

Milli Edebiyatın yukarıdaki özelliklerinden de anlaşılacağı üzere bu dönem edebiyatı kendisinden önceki Tanzimat, Servetifünun ve Fecriati Edebiyatlarına göre birçok farklı özellik taşır. Bunun en önemli sebebi ise bu dönemin beslendiği kaynaklar ve dönemin olağanüstü şartlarının getirdiği mecburiyetlerdir.

Özellikle öykü ve roman alanında Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin ve Refik Halit Karay bu akımın en güzel örneklerini vermişlerdir.

Bu dönemde ayrıca milli edebiyat kavramı altında toplanan fakat dünya görüşleri ve şiir anlayışları farklı olan şairler de yetişmiştir.

Bunlardan şiirlerini akımın temel özelliği olan hece ölçüsü yerine aruz ölçüsü ile yazan Türk İstiklal Marşı’nın yazarı Mehmet Akif Ersoy,

Gerçekçi bir tutumla toplumsal konulara yönelmiş; temelde Osmanlıcı ve gelenekçi kabul edilen Yahya Kemal Beyatlı,

Yeni-klasik bir şiir geliştirmiş; egemen ideolojilerin dışında kalan Ahmet Haşim ise izlenimci ve simgeci bir anlayışla “Saf Şiir”i savunmuştur.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir