SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATINDA ŞİİR

Servet-i Fünun Dönemi edebiyatımızın birçok alanında köklü değişimlerin yaşandığı bir süreçtir. Tanzimat’la başlayan yenileşme Servet-i Fünun’la devam etmiş.

  • Servet-i Fünun dergisi çevresinde toplanan şairler eski-yeni tartışmasını bitirip ‘yeni’nin zaferini ilan etmişlerdir.
  • Servet-i Fünun Şairleri; Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Hüseyin Siret, Hüseyin Suat, Ahmet Reşit Rey, Ali Ekrem Balayır, Süleyman Nesip, Süleyman Nazif, Faik Ali Ozansoy, Celal Sahir Erazan
  • Genel özellikleri;
  • Şiirde konu ve biçim yönünden büyük yenilikler yapılmış.
  • Kulak için kafiye anlayışı benimsenmiş.
  • Şiirde musikiye, şekil ve kusursuzluğa önem verilmiş.
  • Düzyazıya yaklaştırılmıştır.
  • Aruz kalıpları konuya göre seçilmiş; bir şiirde birden fazla aruz kalıbı kullanılmış.
  • Sone, terza-rima gibi Batı’dan alınan nazım şekilleri ilk defa kullanılmış.
  • Arapça ve Farsçadan daha önce kullanılmayan kelimeleri kullanmayı hüner olarak görmüşler.
  • Şiir bütünlüğüne önem verilmiş.
  • M.Ekrem’in ‘’Güzel olan herşey şiirin konusu olabilir.’’ anlayışıyla hareket etmişler.

 

  • ESKİ-YENİ TARTIŞMASI

Servet-i Fünun Edebiyatı doğduğunda; Muallim Naci ile R.M.Ekrem arasında eski-yeni tartışması etkili olmuş. Muallim Naci, Türk edebiyatının kökten değil, kısmi bir şekilde modernleştirme taraftarıydı. R.M.Ekrem; kendisini yeni edebiyatın üstadı olarak görüyordu. Recaizade, M.Naci’nin şiirlerini sadece estetiği öne çıkardığı gerekçesiyle ağır şekilde eleştiriyordu.

 

  • ŞİİRDE BİÇİM

Tanzimatçılar şiirin içeriğini kendi siyasi düşüncelerine ve sanat anlayışlarına göre değiştirmişler.

Servet-i Fünuncular anlamı beyitle sınırlandırmayı kaldırmışlar, anlamı diğer beyitlere taşımışlar; böylece ifade alanı genişlemiş.

 

  • ŞİİRDE DİL VE ÜSLUP

Tanzimat I. dönemde başlayan dili sadeleştirme hareketi, II. dönem de terk edilmiştir.

Servet-i Fünuncular  o zamanlara kadar pek kullanılmayan şiir ahengine hizmet eden, ses değeri yüksek sözcükleri sözlüklerden ayıklayıp şiire katarak yeni bir dil yaratmışlardır.

Divan şiirinde cümle beyitle tamamlanmak zorundaydı.  Servet-i Fünuncular bunu bırakarak cümleleri diğer mısra ve beyitlere yaymışlardır.

  • ANJAMBMAN

 

Şiirde bir cümlenin başlamasına ya da bitmesine bazen bir beyitten diğer beyte sarkmasına denir.

Örnek:

Küçük muttarid,muhteriz darbeler

Kafeslerde,camlarda pür-ihtizaz

Olur dem-bedem nevha-ger,nağme-saz   …

   Anlam 1.mısradan 3. mısraya sarkmıştır.

 

  • ŞİİRDE DİL VE ÜSLUP

Tanzimat Edebiyatında kullanılan sade dil yerini Servet-i Fünun Edebiyatında mecazlarla, istiarelerle donatılmış süslü bir üsluba bırakır.

Alışılmadık bağdaştırmalar kullanarak özgün imgeler yaratılmış:

zulmet-i ekbem| dilsiz karanlık

leyl-i yâd| hatıramın gecesi

havfi siyah| siyah korku

mâder-i sükut| sessizliğin annesi

şehik-i tenhayi| yalnız hıçkırık

Aşırı duyarlılık,,heyecan ve acı ifade eden ünlemlere (ah,vah,of..vs.) başvurulmuş.

Örnek:  O gül o yüz nasıl sararmış

Elde mi ah acımamak

 

Eksiltili cümlelere yer vererek ifade imkanlarını genişletmişler.

 

Fiil cümleleri haricinde isim cümleleri de kullanmışlar.

Noktalama işaretlerini ilk defa kıllanmışlar.

Şiiri resim ve müzik sanatıyla iç içe görmüşler ve ” resim altı şiir yazma” şeklinde yeni bir tarz ortaya çıkarmışlar.  Bu parnasizm etkisiyle olmuştur.

 

  • PARNASİZM (ŞİİRDE GERÇEKCİLİK)

19.yy. II. yarısında romantizme tepki olarak doğmuştur.

1886’da Parnas adlı derginin yayımlanmasıyla ortaya çıkmıştır.

Parnasizm bir anlamda realizmle natüralizmin şiirdeki sentezinden oluşmuştur.

Biçim güzelliğini her şeyden üstün tutarlar.

Ölçü ve uyağa çok önem verirler.

Eski Yunan mitolojisine büyük hayranlık duyarlar.

Şiirlerini daha çok sone şeklinde yazarlar.

Temsilcileri;  Gautier- Lisle-Prudhomme J.Maria de Heredia Cenap Şahabettin, Tevfik Fikret, Yahya Kemal(zaman zaman)

 

  • VEZİN (ÖLÇÜ)

Şiir de ahengin en önemli ögesi aruzdur.

Sanatçılar aruz veznini kullanmışlar, hece ölçüsüne hiç ilgi duymamışlar.

Ve Cenap Ş. bu yüzden Ali Canip Yöntem ile tartışmaya girmiştir.

Onlara göre her veznin bir ruhu vardır.

Örnek: feulün-feulün-feulün-fa’lün  vezniyle yağmur damlalrının cama vurarak çıkardığı sesi vermek için aruzun bu kalıbı kullanılmış:

çük mut|ta rid,muh|te riz dar|be ler

Ka fes ler|de,cam lar| da pür ih|ti zaz

fe  u   lün /fe  u    lün /fe  u   lün/ fa’ lün

 

  • KAFİYE VE UYAK

Kafiye kulak içindir anlayışı vardır.

Hasan Asaf adındaki bir genç şairin şu beyti;

Zerre-i nurundan iken muktebes

Mihr-ü mene etmek işaret abes

Göz için kafiye anlayışına bağlı kalan topluluk bu beyitteki kafiye sözcüklerinin olmadığını savunmuşlar.

 

  • KONU VE TEMA

 

  • Tanzimat’ın I. dönem sanatçıları şiirin konu alanını; hak, eşitlik, medeniyet, kanun vb. toplumsal konularla sınırlandırılmıştır.
  • dönemin öncü şairi R.M.Ekrem ‘’güzel olan her şey şiirin konusu olabilir’’ diyerek bu sınırlandırmayı kaldırmıştır.
  • Servet-i Fünuncular, dönemin ve kişilik yapılarının etkileriyle toplumsal konularla pek ilgilenmemişler.
  • Bireysel duygulara ve hayallere yer vermişler.
  • En çok işledikleri konular; aşk, kadın, tabiat ve aile yaşamıdır.
  • Tabiata toptancı bir bakış yerine, ay, güneş, hazan, çiçek, su, deniz, yaprak vb. bir ögesini ele alıp işlemişler. Tabiatı bir ressam gibi yansıtmışlar. Bazen de kendi ruhları ile tabiattaki değişmeleri birleştirmişler. Örneğin; C. Şahabettin’in Bahr-ı Bahar adlı şiiri.
  • Servet-i Fünuncular dönemin baskıcı rejiminden dolayı toplumdan ve gerçeklerden kaçınmışlar. Kurtuluşu tabiata sığınmakta bulmuşlar.
  • Kendilerini her yönden sıkıştırılmış hissettikleri için karamsar ve içe kapanık kişilikleri onları hüzün, ıstırap, yalnızlık gibi konulara yönlendirmiş ve bunlar sanatçıların ilham kaynağı olmuştur.

 

  • NAZIM ŞEKİLLERİ
  • Servet-i Fünun şairleri, Batı’dan yeni nazım biçimleri almışlardır. Değişik sayıda dizesi olan bentlerden oluşabilir. Şair mahlası bulunmaz. Her şiirin konuyla ilgili bir adı vardır. Üçe ayrılır…

1-DİVAN EDEBİYATINDAN ALIP GELİŞTİRİLENLER:

Serbest Müstezat

*Hem aruz hem de hecenin çeşitli kalıplarıyla yazılabilir.

*Kafiye örgüsünün düzenlenişi şairin isteğine göredir.

*Sembolizmin yaygın olduğu dönemde Fransa’da ortaya çıkan bir şekildir.

*Serbest müstezatın başarılı örneklerini; Tevfik Fikret, ve Cenap Şahabettin vermiştir.

Örnek:

Harab olan sarı yollarda kalmamış

ne gelen,

Ne giden,

Şimdi yalnız kavafil-i evrak

Mütemadi sürüklenir bir uzak

Ufk-ı pür-ıztırab u nermide.

Yine kış, yine kış,

Bütün emelleri ağlayan bir duman

sarmış.

Mensur Şiir

Duygu ve hayallerin ölçü ve uyak gibi biçimsel ögelere bağlı kalınmadan şiirin ahenk ve söyleyiş özelliklerini yansıtacak şekilde kaleme alınmış yoğun yazılardır.

Sözcüklerin yan yana getirildiğinde oluşan ses ahengi kullanılır. Sanatlı bir yol izlenerek kaleme alınır.

İlk kez Fransız edebiyatında  kullanılmış. Beğenilmesi ve yayılmasında Charles Baudelaire ve Arthur Rimbaud gibi şairlerin büyük etkisi vardır. Türk edebiyatında Tanzimat Dönemi’nde çeviri yoluyla girmiş. Daha sonra ilk örneği H.Z.Uşaklıgil ‘Mensur Şiirler ve Mezardan Sesler’ adlı yapıtlarıdır.

Mehmet Rauf da bu türde olan eserlerini ‘Siyah İnciler’ adlı kitabında toplamış.

Ahmet Hikmet Müftüoğlu,Celal Sahir ,Faik Ali de örnekler vermiş.

Örnek:      YAKARIŞ

…  Ey, yüce gökleri ışıltılı yıldızlarla, azgın denizleri köpüklü dalgalarla süsleyen Tanrı!.. Kullarına kendilerini tanımak, kendilerine özünü tanıtmak üzere onlara beyin, gönül verdin. Onlardan yüz binlerce kez Türk sevgili son Yalvacının doğru izinden

bu us, bu duygu kanatlarıyla yüksele yüksele uçmağına ermek istediler.

 

2-BATI EDEBİYATINDAN ALDIKLARI

 

SONE

İlki İtalyan edebiyatında görülen, klasik Avrupa edebiyatında yaygın olarak kullanılmış bulunan, Türk şiirinde az görülen 14 dizeden oluşan nazım biçimi.

Uyak örgüsü; abba ccd ede

 

TRİYOLE

10 mısralı bir nazım biçimidir.

kafiye düzeni; ab aaaa bbbb

TERZA-RİMA

Üç dizelik bentlerle kurulu nazım biçimi.  Kafiye düzeni; aba bcb cçc ded

Dante’nin ‘İlahi Komedyasının ‘ bu biçimle yazılmış olması yaygınlık kazandırmış.

Türk edebiyatında Tevfik F. Şehrayin

Batı şiirinde efsanemsi, masalımsı, çoğu zaman acıklı, kimi zaman gülünç olayları, söylenti niteliğindeki eski hikâyeleri işleyen; 3 uzun 1 kısa bentten oluşan bir nazım biçimi ve türü. Ortaçağ’da danslara eşlik eden öykülü kısa lirik şiirlerdi.

 

3-KENDİ GELİŞTİRDİKLERİ

 

SERBEST NAZIM

Düzensiz şiir demektir.  Herhangi bir ölçüye veya kafiyeye bağlı değildirler. Şiirde hece ölçüsü ya da aruz ölçüsü kullanılmadan yazılan şiirlere denir. Servet-i Fünûn’dan sonra kullanılmaya başlanan bu nazım şekli günümüzde çok yaygınlaşmıştır. Türk edebiyatında ilk temsilci Cenap Ş. Serbest nazım, 20. yüzyılda yaygınlık kazanmıştır.

Dünya edebiyatında tanınmış temsilcileri, Heine, Aliot, Whitman, Claudei vb. şairlerdir.

Çeşitleri;

1-Vezinli kafiyeli serbest nazım

2- Vezinsiz kafiyeli serbest nazım

3- Vezinsiz kafiyesiz serbest nazım

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir