Tevfik Fikret

1867-1915

Tevfik Fikret, 1867’de İstanbul’da doğdu. Asıl adı Mehmed Tevfik’tir. Küçük yaştan itibaren şiire ilgi duyup şiirler yazmaya başladı.Gençlik dönemlerinde eski şiir geleneğinin etkisinde taklit şiirleri yazmıştır. Tesadüfen bir antolojide şiirlerini okuduğu Charles Baudelaire, Sully Prudhomme ve özellikle François Coppée’yi tanıdıktan sonra Kendi çizgisini belirlemeye başlamıştır.

1896-1901 yılları arasında  Servet’i Fünun dergisinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 1901 yılında dergi kapatılınca Bebek sırtlarında yaptırdığı “Aşiyan” adını verdiği evinde inzivaya çekildi. Bu süre zarfında yalnızca Robert Koleji’nde öğretmenlik yaptı. Fikret, 1915’de şeker hastalığından hayata gözlerini yumdu.

Dergiye yazı işleri müdürü olduktan sonra Servet-i Fünün edebiyatı başlamıştır.

Fikret şair kişiliğiyle edebiyatımızda ön plana çıkar.

Onun şiirlerinin iki aşaması vardır. Birinci döneminde (1901’e kadar) sanat sanat içindir anlayışıyla yazdığı aşk ve tabiat konularına ağırlık verir. 1901’den sonra yazdığı şiirlerinin ana teması hürriyet ve medeniyettir.

Divan şiirinin en önemli unsuru olan anlamın beyitte sınırlanmasını tamamen bitiren kişi Fikret’tir.  Anlamın bir beyitte tamamlanamayacağını düşünüp uygulamıştır.

Kafiye düzenine serbestlik getirmiştir. Aruz kalıplarını müzikalite olarak değerlendirmiş.  Aruzu Türk diline uyarlamıştır. Konuşma diline ait ifadeleri şiire sokmuştur.

Aruz kalıplarını değiştirerek kendine göre aruz kalıpları kullanmıştır.

Şiirlerini çocuklar için yazdığı Şermin adlı kitabı hariç aruzla yazmıştır.

Divan edebiyatı nazım biçimi olan müstezatı  genişleterek serbest müstezat olarak kullanmıştır.

Şiiri nesre yaklaştırmıştır. Ahenge büyük öne vermiştir.

Şiirlerinde Parnasizmin etkileri görülür.

Türk şiirine insan sevgisi ile bilim-fen sevgisini o getirmiştir.

Şiiri sadece güzellik olarak değil toplumsal hizmet olarak da değerlendirmiştir.

Servet- Fünun sanatçısı olmasından dolayı dili anlaşılmazdır.

Tevfik Fikret kendi dönemindeki yazdıkları eserlerde hayatın eksik olduğunu, eserlerinin ruhsuz değil ama cansız olduğunu söyleyerek bir özeleştiride bulunmuştur.

EESRLERİ:

Rübab- Şikeste (kırık saz)(1896)

Haluk’un Defteri  (1911)

Rübabın Cevabı (1912)

Şermin (1914)

Tarih-i Kadim

Doksanbeşe Doğru

Şiirlerinden Örnekler:

işte gayyâ-yı vücud, işte o zulmet, o batak;
beşerin işte, pür ümmîd ü heves, kıvranarak
ka’r-ı târında şinâh ettiği girdâb-ı ufûl!

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

* Han-ı Yağma: yağma sofrası

Sarmış ufuklarını senin gene inatçı bir duman,
beyaz bir karanlık ki, gittikçe artan
ağırlığının altında her şey silinmiş gibi,
bütün tablolar tozlu bir yoğunlukla örtülü;
tozlu ve heybetli bir yoğunluk ki, bakanlar
onun derinliğine iyice sokulamaz, korkar!

….

SİS

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir