Behçet Necatigil’in ”Sevgilerde” Şiirinin Tahlili

                                                                                                                 SEVGİLERDE

Sevgileri yarınlara bıraktınız

Çekingen, tutuk, saygılı.

Bütün yakınlarınız

Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden

(Siz böyle olsun istemezdiniz)

  Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi

 Kalbinizi dolduran duygular

 Kalbinizde kaldı.

Siz geniş zamanlar umuyordunuz

Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.

Yılların telâşlarda bu kadar çabuk

Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde

Açan çiçekler vardı,

Gecelerde ve yalnız.

Vermeye az buldunuz

Yahut vaktiniz olmadı.

BEHÇET NECATİGİL

GİRİŞ

Behçet Necatigil (1916- 1979) yılları arasında Türk şiirine kendi damgasını

vurmuş önemli şairlerimizdendir. Şiir evrenini ilk olarak Garip çizgisinde şekillendirmiş

ve daha sonra halk edebiyatı, divan şiiri ve Batı şiirinin özellikleri ile besleyerek, güçlü

şiirler vücuda getirmiştir. Kendine has bir üslup dünyasına sahip olan Behçet Necatigil

kulaklarımızda ve zihnimizde ayrı bir tat bırakan birçok şiirin altına imzasını atmıştır.

Şiirlerinde oluşturduğu yeni çağrışım yumakları onun dili ne kadar titizlikle kullandığının

bir göstergesidir. Şairimizin oluşturduğu her çağrışım yumağı, anlam derinliğine sahip

olan ve yaşamın her kesitini içinde barındıran bir yapıdadır.

Sevgi, aşk ve yaşamı zamanın akışına karşı bir tutunma noktası sayan şairimiz,

yaşamın anlık kesitlerini dramatik ve trajik bir üslupla okuyucusunun kulağına

fısıldamaktadır.

 Bilinçaltı Yuvasında Yeşeren Sevgiler

Sevgilerde”, şiirin başlığı, sev/mek/gi kavramlarının özünü teşkil etmektedir.

Sevgi, insanın bir şeye veya bir kimseye karşı beslediği eşsiz bir duygudur. Sevme edimi,

insan varlığının yegâne içsel eylemidir. İnsan, sevme eylemini hiçbir kitaptan, gazeteden

  1. şeylerden okuyarak öğrenmez. Bu eylem insanın doğumu ile insana, yaratanın bir

hediyesi olarak şifrelenmiştir. Kişi yaşamı boyunca her an, yeniden herhangi bir varlığı

veya nesneyi sevebilir. Yaratılanların en şereflisi olan insan bu edimi ile diğer bütün

canlılardan farklılık gösterir.

İnsanoğlu sürekli olarak anneye, tanrıya, doğaya, hayvana, vb. şeylere karşı

sevme, sevgi duyma ihtiyacı hissetmektedir. İnsanoğlunda, varlıklara sevgiyi gösterme

eylemi, muntazam bir işleyişe sahiptir. Sevgi eylemi, sevilene karşı gösterilen, kimi

zaman gösterilemeyen, insanın iç dünyasında büyüyen ve değişen bir olgudur. Bir

erkeğin karşı cinse veya bir kadının bir erkeğe duyduğu sevgi, sevme eyleminin maddi

boyutunu oluştururken, tanrıya duyulan sevgi ise manevi sevgiyi oluşturmaktadır. Sevgi

insanda hep var olan “ aktif bir güç.” (Fromm, 2001: 31) ve bir etkinliktir. Böyle

olmasına rağmen, insan duygularını ve hislerini yarınlara erteler. Ertelenen her duygu ve

his üzeri kapatıldıkça içsel bir sancıya dönüşür. Her sancılı irkilme, bireyi biraz daha

kendi içine çekerek, duygusal bir sarsılma yaşamasına neden olur. Duyguların ve hislerin

ortaya konması yerine onların yitik sayılması çekingenlik, tutukluk, vb toplumsal kural ve

kaidelerin baskısındandır.

GELİŞME

Yarınlarda Çekingen Sevgilerin İçsel Sancıları

Sev/gi/ler edimi ve eylemi, bireyin ben’inde veya toplumun kolektif bilincinde,

kendini sonsuzluğa durmadan ışınlarken değişime ve saldırıya uğrar. Bu saldırı, “Sevgi

Ağacı’nın” toplumun öz değerleri karşısında susuz kalarak kurumasına neden olur.

 Sevgileri yarınlara bıraktınız

Çekingen, tutuk, saygılı.

Behçet Necatigil’in şiirinde belirttiği gibi sevgiler neden yarınlara bırakılır? Şaire

göre bunun nedeni insanların çekingen, tutuk veya saygılı olmasıdır. Behçet Necatigil, bir

çok şiirinde “çekingenlik duygusunu ele alır.” (Kaplan, 2000:189). Oysa sevgi “ insana

özgü güçlerin açığa çıktığı bir eylem” değil miydi? (Fromm, 2001: 33) Ancak insan

kendine özgü bu gücü, ortaya koymak yerine onu, hep bir sonraki güne, bir sonraki yıla,

belki de hiç dile getiremeyerek bir sonraki yarınlara erteler. Şairin kimliğinden derin izler

taşıyan “Sevgilerde” başlıklı şiir, şairin kişilik topografyasının şiir içerisine çökeltmiş

halidir. Şairimizin çekingen ve tutuk bir kişiliğe sahip olması “şiirinde bahis konusu ettiği  duyguyu yaşaması, bundan da mühimi fikri basmakalıplıktan kurtaran yaratıcı bir  sanatkâr kudretine sahip bulunmasından” dolayıdır. (Kaplan, 2000:189). Aslında hep bir  sonraki güne bırakılan sevgi, kendi içsel benliğimize durmadan attığımız hançerden başka  bir şey değildir. İnsanın kendine özgü olan sevgi ediminden yılması, psikolojik olarak ezilmesine  neden olur. Bilinçaltına, atılan her sevgi tohumu insanı biraz da müphemleştirerek, onun  karmaşık bir yapıya dönüşmesini sağlamaktadır. Jung;“Karmaşalar, bireysel yaşamın rahatlığına ya da sıkıntılarına bağlıdır.” (Jung,1997: 145) der. İnsan rahatlık ve sıkıntı karmaşası içerisinde ortaya belirsiz, silik bir kimlik koyar. Şairin de belirttiği gibi:

 “Bütün yakınlarınız

Sizi yanlış tanıdı.˝

Neden insan yakınları tarafından yanlış tanınır? Oysa yakınlarımız bizi en iyi

tanıyan ve bilen kimselerdir. Kişinin yakınları tarafından tam olarak tanınmayışı, bireyin

sosyal ortamlarda kendini ortaya koyamayışından kaynaklanmaktadır. Dost ve

akrabalarımız bizim kimliğimizin bir dışa yansımasıdır. Birey olarak sosyal benliğimizi

dostlarımızla girdiğimiz samimi ilişkiler neticesinde inşa ederiz. Ancak ne var ki dost ve

akrabalarımızın dahi bilmedikleri yanlarımız da vardır. İşte insanı çekingen, tutuk ve gizli

bir kutuya dönüştüren bu yanıdır. İnsanın çekingen, tutuk ve saygılı olması, bastırılmış

duyguların, insan üzerindeki döngüsel baskısından kaynaklanmaktadır. Kişi hissettiği duygularını ifade

edemiyorsa, ifade edemediği duygularını bastırarak bilinçaltına atar. Bilinçaltına atılan

duygular (sevgi/ler) zamansal süreç içerisinde orada yuvalanarak, yaşayacağı gizli bir

mekân oluşturur. Bu gizli mekânın içsel olarak şok dalgaları göndermesi sonucu insan

statik bir kimlik gösterme yerine bilinçaltında oluşturduğu ikinci bir kişiliği zaman zaman

ortaya koyar. Bu da insanların yakınları tarafından aslında olduklarından farklı olarak

tanınmalarına yol açar.

Gizlenen Sevgiler ve Metalaşan Yaşam

İnsanın değişen, dünya karşısında duygusal yönden bir bocalama içerisinde

olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Madde tarafından kuşatılan insan şaşırmaktadır .

Metalaşan dünyanın insanın üzerine yapmış olduğu saldırılar bireyin duygusal yönden

(sevgi) körelmesine ve tahrip olmasına sebep olmaktadır. Behçet Necatigil, “Sevgilerde”

başlıklı şiirinde dünya işlerinin ıstırabını, “insanın hayat, dünya, eşya ve madde

karşısında ezildiğini, bazen yamyassı hale geldiğini” hissettirir. (Kaplan, 2000: 189).

Özelikle ekonomik sorunlar, siyasi çekişmeler ve çıkar savaşları yüzünden insan

durmadan, dinlenmeden çalışmaktadır. Böylece insan, kendine mahsus olan özelliklerini

yitirerek, hissiz bir varlık haline gelmektedir. Şairimizin “Sevgilerde” başlıklı şiirinin

ikinci bölümünde ifade ettiği gibi;

 “Bitmeyen işler yüzünden

(Siz böyle olsun istemezdiniz)

Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi”

Bitip tükenmeyen işlerin pençesinde durmadan yara alan insanoğlu, sevgi edimini

çekingenlik, tutukluk yüzünden durmaksızın ertelemektedir. Fakat içinde bulunduğu bu

durumu değiştirmek için çaba da harcamaz, çünkü çaresizdir. İnsan, çaresiz bir şekilde,

hiç istemeden adeta bir başkası tarafından bu bitip tükenmeyen işlerin ortasına bırakılmış

zavallı bir varlıktır. Hâlbuki insanın yaratılışında insana bahşedilen sev/me/gi’yi ifade

etmeliydi. Ancak şairin de parantez içine alarak açıklama gereksinimi duyduğu “(Siz

böyle olsun istemezdiniz)” mısraı çekingen, tutuk ve kuşatılmış insanın savunma

gereksinimindendir. Yaşamın merkezinde yer alan insanın, geçici olduğunu bildiği halde

bu dünyanın düzenine uymaktan başka yapacak hiçbir şeyi olmadığını açıklama

mecburiyetindendir.

“Kalbinizi dolduran duygular

Kalbinizde kaldı ”

Kalbi dolduran duyguların kalpte kalması, insanın duygusal yönünün merkezinde

yer alan kalbin (gönül) kocaman bir karanlık kuyu olmasından kaynaklanır. Ayrıca şiirde

kalbin büyük bir kuyuya benzetilmesi ve bu kuyuyu kaplayan duyguların “doldurmak”

fiili ile ifade edilmesi kalbe, büyük bir derinlik kazandırmaktadır. “doldurmak” fiilinin

şiirdeki kullanımı “dilin genel imkanlarından, şartlarından bir ayrılma, bir sapma”

(Aktaş, 2002: 31) dır. Kelimenin mana bakımından hale uygun olup olmadığını

düşünecek olursak, kelimenin dilin genel kullanımına uygun olmadığı görüyoruz.

“doldurmak” sözcüğü genel anlamda maddesel (sıvı, katı) herhangi bir şeyi bir başka

madde içine yerleştirme veya boşaltma işlemi anlamında kullanılır. Örneğin; bir bardağa

su doldurmak, çantaya kitaplar doldurmak vb. gibi. “doldurmak” fiilinin yerine birçok

kelime kullanabilirken şairin şiirde “doldurmak” fiilini tercih etmesi, şiire sürekli bir

dinamizm kazandırmıştır. Çekingenlik ve tutukluluk “doldurmak” fiiliyle insanda hep var

olan aktif görüntü seviyesine yükseltilir.

“Kalbi dolduran duygular” mısraında şair, kalbe, “doldurmak” fiili ile derinlik

kazandırarak derin ve karanlık bir kuyuya benzetmiştir. “Kuyu, insanın yalnızlığı

yüzünden labirentleşen dünyadaki karanlık çıkmazıdır.” (Korkmaz, 2002: 150). Karanlık

olan kuyu, bütün nesnelerin ve varlıkların gizlenmesine ve nesnelerin boyut

değiştirmesine neden olur. Behçet Necatigil de kalbini dolduran duyguları “sevmek,

sevgi” bu kalp kuyusunda karanlıklar içerisine hapseder. Böylece kalp kuyusunu dolduran

duygular, insanın öteki benliğinde yani bilinçaltında yaşar. Zamanın insanı durmadan yok

oluşa götürmesi sonucunda insana, içsel bir kanama yaşatır. Özcan’ın da ifade ettiği gibi

“İnsan, zamanının kendisinden zorla kopardığı anların mahrumluğu içerisindedir.”

(Özcan, 2004; 175). İnsanın akıp giden zaman karşısında duygularını ifade edememesi

kişinin mahrumiyetliğini durmadan büyütmektedir. Zaman, mutluluk dolu saatleri bir

daha geri gelmemek üzere insanın elinden alır ve kalp kuyusunun derinliklerine gömer.

Ancak Ortega Y. Gasset’in de belirttiği üzere “sevgi eyleminde iki kişi kendilerinin dışına

çıkar. O bana doğru gelmez ben ona doğru çekilirim.” Sevgiyi bulmak için insan onu

doldurarak saklamış olduğu kalp mahzeninde arar (Gasset, 1995: 9).

Sevgi, sevme eylemi bütün varlıklara karşı insanın içinde barındırdığı karşılıksız

yegâne eylemdir. Bu eylem kısacık bir ana sığdırılacak kadar küçük değildir. Asırlar boyu

insanın ruh ve bedeninde kendisini yaşatmış olan sev/mek/gi edimi, insanın, varlığına

sinmiş ve kokusunu çağlar ötesine taşımış gizli bir eylemdir.

Behçet Necatigil’in de belirttiği gibi:

 “Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.

Yılların telaşlarda bu kadar çabuk

Geçeceği aklınıza gelmezdi.”

İnsan yaşarken yılların nasıl geçtiğini anlamaz. Bunun nedeni, içinde yaşanılan

ana kayıtsız bir şekilde bağlanmaktan kaynaklanır. Bu yüzden kişi kalbine doldurduğu

duyguları ifade etmeye vaktinin kalmadığını anlayınca telaşlanır ve ne yapacağını şaşırır.

Zamanın, durmadan kişiden bir şeyler çalması, kişinin bilinçaltı mahzeninde sakladığı duygularının farkına varmasına neden olur. Bundan dolayı kişi, telaşa kapılır ve ertelenen

duyguları gizli bir bahçede yaşatarak, orada yeşertmeye, hayatta tutmaya çalışır

Karanlık Gizli Bahçenin Sesi

Her insanın bir karanlık yanı vardır. Bu karanlık alan, kişinin varlığının durmadan

aktif olarak eyleme geçtiği gizli bir bahçedir.

“Gizli bahçenizde

Açan çiçekler vardı,

Gecelerde ve yalnız.

Vermeye az buldunuz

Yahut vakit olmadı”

Şairin “gizli bahçe” olarak nitelendirdiği insanın bilinçaltıdır. Jung, “bilinçaltı

bir yaşamın yarısını oluşturan gizli betimlemeler alanıdır.” der ( Jung, 1997: 68). Kişi

hissettiği duygularını eyleme dönüştüremediği müddetçe bu duyguları betimler ve

bilinçaltına atar. Bilinçaltına betimlenip atılan duygu ve hislerin en yoğun olanı “

sevgi”dir ve orada gizliden gizliye yaşar. Ancak Adler bu durumu şöyle ifade eder

“İnsanlar farkında olmaksızın, kendi içlerinde hiç durmadan faaliyet gösteren birtakım

güçler geliştirirler. Bu güçler onların bilinçdışı alanlarında gizlenir, hayatlarını etkiler

ve ışığa çıkarılmadıkları zaman bazen daha da acı sonuçlara yol acar.” (Adler, 1997:

Kişinin içsel dünyasında durmaksızın gizliden gizliye faaliyet gösteren duygu ve

hisler, genellikle kişinin karanlıkta yalnız kaldığı anlarda ortaya çıkar. Kişi çekingenliğin

ve tutukluluğun yapmış olduğu baskı neticesinde tekrardan o gizli mabede çekilerek

kendini saklar. Gizli mabet, kişinin karanlıkta her yalnız kalışında, öteki benliğinin ortaya

çıktığı karanlık bir mekândır. Kişi bu mekâna dar ve karanlık yollardan geçerek ulaşır.

Mekânın karanlık olması onun gizliliğinden kaynaklanır. Gizli ve karanlık olan mekân

nesnelerin ve duyguların “sevgilerin” gerçek görünümlerini gizler, onları görünmez kılar.

Kişinin bilinçaltı da karanlık bir deniz gibi değil midir? Kişi bütün söyleyemediği veya eyleme dönüştüremediği duygularını, düşüncelerini, sevgilerini, geç kalınmış yaşamların özlemlerini bu karanlık denizin diplerinde yaşatır. Fakat karanlık ve bulanık olan mekân ,dışarıdan gelen etkiler sonucunda sevgilerin ortaya çıkarılmasını, bir sonraki günlere, bir sonraki yarınlara erteler. İnsan, sevdiği müddetçe insan olarak kalabilir. Geç kalınmış veya ifade edilmemiş sevgiler, hatıraların batık olduğu denizden her ortaya çıkışında insana geç kalınmışlığın acı ıstırabını tattıracaktır. Istırabını, insan bilincine denizdeki dalgalar misali her gelip gidişinde kordan bir alev gibi değerek, kişinin telaşlanmasına, karanlıklara gömülmesine neden olacaktır.

Şiirin merkezdeki yer alan kişiler “Siz” zamiri ile belirtilmektedir. Şairin “Siz” diye nitelendirdiği çekingen, tutuk ve saygılı insan/lardır.

Şiirin çekirdek cümlecikleri”, açar ibareleri* “ Kalbinizi dolduran duygular/

Gizli bahçelerinizde” mısralarıdır ( Aktaş, 2002: 43). Açar ibareler, metnin

çözümlenmesinde bize yardımcı olan anahtar konumunda dizedir. Şiirin kendi içinde

oluşturduğu gizli dünyaya bu ibareler sayesinde girer ve onu yeniden keşfederiz. “Gizli

bahçenizde”, ibaresini ele alacak olursak; “giz/li” kelimesi bir sıfat olup, “Görünmez,belli

olmaz bir durumda olan. Başkalarından saklanan, duyurulmayan, saklı kalan, mahrem

mestur.” anlamlarına gelen soyut bir kelimedir (Türkçe Sözlük, 1998: 859). “Bahçe”

kelimesi ise “ Sebze yetiştirilen yer, bostan. Çiçek ve ağaç yetiştirilen yer.” anlamlarına

gelen somut bir kelimedir (Türkçe Sözlük, 1998; 200). “Gizli Bahçe” ibaresindeki

kelimeler ilk seviyedeki anlamlarının dışına çıkarak, metin düzeyinde yeni bir anlam

kazanmıştır. Ancak metin içerisindeki her ibare, yeni bir anlam dünyası kurduğu gibi ilk

anlamlarına yakın sözlük anlamlarını da verebilir. Ele aldığımız “gizli” ve “bahçe”

kelimeleri şiir içerisinde insanın bilinçaltı dünyasını veya ruhunun en müphem köşesi

olan kalp yuvası anlamını çağrıştırmaktadır. Bu tür ibareler daha çok simgesel boyutuyla

metinin içerisinde kullanılarak, şiirin yorumlanmasında zengin anlam çağrışımları

kazandırırlar. Ayrıca soyut ve somut anlam ifade eden bu iki ayrı kelimenin bir arada

kullanılması somut olan kavramın soyuta benzetilmesinden kaynaklanır. Bu yönüyle

“Gizli bahçelerinizde” mısraı radikal bir imaj boyutu kazanır. Korkmaz, radikal imajı

“Şiirsel metaforu keskin zıtlıkların karşılaştırılmasıyla da oluşturulduğundan, yoğun

düşsel çatışma durumlarının ifadesi için oldukça uygun bir ortam sağlar.” şeklinde

açıklar (Korkmaz, 2002: 294). Nitekim sevme eylemini gerçekleştiremeyen ve kendi

‘ben’ine uzaklaşan bireyler, baskılar sonucu kendi iç dünyalarına, kendi gizli yuvalarına

çekilmek zorunda kalmıştır.

Sonuç olarak, bütün insanlar her an yeniden sevmeye meyilli bir varlık olarak

dünyaya atılmıştır. Bu atılmanın yegâne sebebi, yaratanın kendi yansımalarında sevgiyi

görme arzusundan kaynaklanmaktadır. Metalaşan dünya karşısında “tepegözleşen”

insanın kendini tek bir noktaya bakar konumda bulması, insanlığın en büyük problemidir.

Toplumun ve bireyin kendi yaşam alanını tahrip etmesinin en önemli göstergesi, sevgi

edimini erteleyici ve yok sayıcı olarak görmesindendir.

Behçet Necatigil, insanın en büyük ve ilahi özelliği olan sevgi edimini kendi

dünyasının penceresinden bize damıtmıştır. Zaten şairin görevi de içteki benin ve

toplumun konuşan ve yazan yüzü olmasıdır. Sevgi, sevgiler; çekingenliğin ve tutukluğun

esareti altında kaldıkça insanlığın hep bir yönü gizli ve sönük kalacaktır.

İnsan ancak hep severek insan kalabili

One thought on “Behçet Necatigil’in ”Sevgilerde” Şiirinin Tahlili

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir