9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı 1. Ünite Konuları

Edebiyatın Tanımı

Duygu, düşünce ve hayallerin sözlü ya da yazılı olarak güzel ve etkili biçimde anlatılması sanatına Edebiyat denir.

Edebiyatın malzemesi dildir. Dili işler ve geliştirir.

Edebiyatın amacı: Edebiyat, bir konuya açıklık getirmek ya da bilgi vermek amacıyla yapılmaz. Edebiyat, alıcıda estetik bir zevk oluşturmak, güzel hisler uyandırmayı amaçlar. Edebiyatta ne anlatıldığından daha çok nasıl anlatıldığı önemlidir.

Edebiyat sanatının kurallarından, dil ve anlatım özelliklerinden yararlanılarak oluşturulan metinlere edebi metin denir.

Edebiyatın ilişkili olduğu bilimler şunlardır:

  1. Edebiyat- Tarih ilişkisi
  2. Edebiyat- Coğrafya ilişkisi
  3. Edebiyat- Sosyoloji ilişkisi
  4. Edebiyat- Psikoloji ilişkisi
  5. Edebiyat- Felsefe ilişkisi

2.Edebiyatın Diğer Bilimlerle İlişkisi 

Edebiyat, güzel sanatlardan biri olması yanında oluşturduğu sanatın kuralları ve ürünleriyle uğraşan bir bilim dalı olarak da değerlendirilebilir. Edebiyat, ürünlerini ortaya koyarken ve bu ürünleri incelerken çeşitli bilim dallarıyla ilişki kurar.

a) Edebiyat ile Tarih Arasındaki İlişki

İç içe girmiş olan bu ilişkiyi üç yönde inceleyebiliriz. Her edebî metnin, içinde oluştuğu tarihî bir dönem vardır ve edebî metinlerin hepsinde bu tarihî dönemlerin izlerini görmek mümkündür. Edebî metinlerin temasını tarihî dönemler etkiler, bu eserleri doğru yorumlayabilmek için o dönemin tarihî olaylarını iyi bilmekgerekir. Bazı edebî metinler, oluştuğu dönemin izlerini taşırken, bazıları da konusunu tamamen tarihî gerçeklerden alabilir. Bu tür metinler, tarihe ışık tutabilir, tarih bilimine kaynaklık edebilir. Göktürk Kitabeleri’ni bu duruma örnek olarak gösterebiliriz. Edebî eserler ve yazarları dönemleri ile birlikte inceleyen edebiyat tarihi, tarih biliminin metodundan yararlanır.

b) Edebiyat ile Coğrafya Arasındaki İlişki

Her edebî metnin – özellikle olay ve durum metinlerinin – önemli unsurlarından biri de yerdir. Olaylar, bir mekânda ortaya çıkar ve o mekânın izlerini taşır. Böylece, coğrafya edebiyat üzerinde etkili olur. Bazı edebî metinlerin yazılış amacı, belli bir coğrafi bölgeyi tanıtmaktır. Gezi yazıları, egzotik romanlar bu türden eserlerdir; bunlar her iki bilim için de önemli kaynaklardır.

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi, hem edebiyat hem tarih hem de coğrafya bakımından önemli bir eserdir. Coğrafya kitaplarında, coğrafî bilgiler veren dergilerde, ansiklopedilerde, edebiyatın anlatım biçimlerinden biri olan “açıklayıcı betimleme” kullanılır. Bu yönüyle coğrafya bilimi, edebiyattan yararlanmış olur.

c) Edebiyat ile Sosyoloji Arasındaki İlişki
Edebiyatın konusu insandır ve insan toplum içinde yaşayan bir varlıktır. Edebî metinler, insanı, insanın diğer insanlarla ilişkilerini işler. Sosyoloji ise toplum bilimidir. Bu yönüyle her iki bilimin konusu ortaktır. Bazı edebî metinler, sosyoloji bilimine kaynaklık edebilir, çünkü edebî metinlerde insan ilişkileri açısından bol malzeme vardır. Ancak, edebî metinler oluşturulurken gerçeklerin değiştirilip dönüştürüldüğü unutulmamalıdır. Bazı edebî akımlar ve edebî dönemlerin bazı temsilcileri, topluma yön vermeyi, sosyal fayda sağlamayı amaçlar. Böylece edebiyat toplumu etkiler ve sosyolojinin inceleme alanına girer. Örneğin; Recaizâde Mahmut Ekrem‘in “Araba Sevdası” adlı romanı, Batılılaşmayı yanlış anlayan züppe tipini, Halit Ziya‘nın “Maî ve Siyah” adlı romanı da Servet-i Fünun sanatçılarını anlatır.

d) Edebiyat ile Psikoloji Arasındaki İlişki

 Edebî metinler yazarlar tarafından oluşturulur (Anonim olanlar hariç). Bu eserler, bire bir yazarların yaşantılarını, duygularını yansıtmasalar da onlardan izler taşır. Yani, edebî metinlerde yazarın psikolojisinden izler vardır; derinlemesine ve bilimsel yapılan bir incelemeyle, eserler bizi yazarların ruh dünyasına götürebilir. Edebî eserler, insanı her yönüyle aydınlatır. İnsanın ruh dünyasına ağırlık veren psikolojik eserler (romanlar, duygu ağırlıklı şiirler…) insanların ruh çözümlemelerini yapar; bu çözümlemeler, çevremizdeki insanları daha iyi anlamamızda, “Bin bir çeşit insanın, bin bir çeşit hâli vardır.” diyerek olayları, durumları yorumlamamızda bize yardımcı olabilir. Mehmet Rauf‘un “Eylül”, Peyami Safa‘nın “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” adlı romanları buna güzel birer örnektir. Bu tür eserler, psikoloji bilimi için de önemli malzemelerdir. Ancak, edebî eserlerin, gerçeğin değiştirilip dönüştürülmesiyle oluşturulduğu unutulmamalıdır. Bire bir gerçeği yansıtmasa da anlatılan olayların ve kişilerin benzerlerini günlük hayatımızda görmemiz mümkündür.

e) Edebiyat ile Felsefe Arasındaki İlişki

Madde ve yaşamayı çeşitli yönleriyle inceleyen bir düşünce sistemi olan felsefe, zaman zaman araç olarak edebî metinleri kullanmıştır. Bazı edebî metinlerin arka planında bazı düşünceler yatar. Toplumları etkileyen bu düşünceler, felsefî metin yalınlığıyla değil, değiştirilip dönüştürülerek anlatılır. Sayfalarca süren bir edebî metnin arkasında bir cümlelik, bir iki kelimelik bir düşünce olabilir. Edebî metin, bu yönüyle felsefî metinlerden ayrılır. Örneğin Albert Camus’nun romanlarında (Bulantı, Düşüş vs.) egzistansiyalizm (varoluşçuluk) felsefesinin işlendiği görülebilir.

 f) Edebiyat ile Bilim -Teknik Arasındaki İlişkiBilim ve teknik insan hayatını etkileyen, değiştiren, insan hayatına yön veren yenilikleri, gelişmeleri içerir. Değişen insan yaşamı, değişiklikleriyle edebi eserlerde yer alır. Bir toplumun bilim-teknikteki seviyesini, yazılan edebî metinlere bakarak tahmin edebiliriz. Bilim ve teknikteki gelişmeler, edebiyatın gelişmesini de etkilemiştir. Örneğin, matbaanın bulunması, herkesin edebî eserlere ulaşımını kolaylaştırmış, gazetenin çıkarılmasına zemin hazırlamış; bu da gazete çevresinde oluşan edebî metinlerin oluşumunu sağlamıştır. 20. yüzyılda “fütürizm” (gelecekçilik) akımına mensup sanatçılar edebiyatı tamamıyla teknolojik gelişmelerin bir anlatım aracı olarak görmüşlerdir.

 Sanat eseri ile bilim eserinin farkları:

  1. Sanat eseri öznel, bilim eseri nesneldir.
  2. Sanat eserinde duygu ve hayal, bilim eserinde akıl ve mantık vardır.
  3. Sanat eserinde estetik zevk, bilim eserinde yararlılık (fayda) vardır.
  4. Sanat eseri çok anlamlı, bilim eseri tek anlamlıdır.
  5. Sanat eserinde dil sanatsal işlevde, bilim eserinde dil göndergesel işlevde kullanılır.

SanatZanaat

İnsanda estetikgüzel duygular uyandıran ve onu ruhsal yönden mutlu eden uğraşıya sanat denir.

Bir tiyatro oyunu, bir heykel, bir tablo, bir müzik parçası, bir roman birer sanat eseridir.

Sanat eserini meydana getiren kişilere sanatçı denir.

İnsanların maddi ve gündelik ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yapılan ve fayda gözetilen uğraşıya zanaat denir. 

Sanat ve Zanaatın Farkları:

  1. Sanatçı maddi beklentidenuzaktır, zanaatçı maddi beklentisi vardır.
  2. Sanat yapıtının benzeri yoktur, biriciktir; zanaat eserinin pek çok benzeri vardır.
  3. Sanatçı yeteneğiyle doğar, zanaatçı bu becerisini sonradan kazanır.
  4. Sanatın amacı estetik de denilen güzellik duygusuuyandırmaktır, zanaatınki gereksinimlere cevap vermek ve faydalı olmaktır.
  5. Zanaatkâr aynı ürünü birçok kez tekrarlar, sanatkâr ise her defasında özgünbir eser ortaya koymaya çalışır.

Sanat eserleri şu şekilde sınıflandırılabilir:

  1. Görsel Sanatlar:Bu gruptaki sanatlara “plastik sanatlar” da denilir. Resimheykelmimarihat vb. 

 

  1. İşitsel Sanatlar:Kulağa hitap eden bu sanat türleri “fonetik sanatlar” adını alır. Müzikedebiyat vb.

 

  1. Dramatik Sanatlar:Hem görsel hem işitsel olan sanatlardır. Bunlara “ritmik sanatlar” da denir.

Tiyatrosinemaoperabaleoperet vb.

Güzel Sanatlar içinde edebiyatın yeri:

  1. Edebiyat dille yapılanbir güzel sanat etkinliğidir.
  2. Edebiyat, diğer sanatlara göre daha ulusaldır.
  3. Edebiyat kişinin duygu dünyasınaseslenir.
  4. Edebiyatın kurmacabir dünyası vardır.
  5. Edebiyat güzel sanatların her türünde eser veren sanatçıya kaynaklıkeder.

 

METİN NEDİR?

Metin, belirli bir iletişim bağlamında, bir ya da birden çok kişi tarafından sözlü ya da yazılı olarak üretilen anlamlı bir yapıdır. Metin çok farklı düzeylerde dille iletişimde bulunmak amacıyla cümlelerden oluşan, cümlelerle oluşturulan anlatma ve anlaşma aracıdır.

Metnin oluşumunda sesten paragrafa dil birimleri kullanılır.

Türkçe Sözlük, “metin” kavramını “bir yazıyı biçim, anlatım ve noktalama özellikleriyle oluşturan kelimelerin bütünü” olarak tanımlıyor. Şu halde basılı bir roman, öykü ya da gazetede herhangi bir sayfada gördüğümüz yazı, bir metin oluyor. Yine bir ilaç kutusundan çıkan ve o ilacı tanıtan bilgiler topluluğu ya da bir cep telefonunun kullanma kılavuzunda yer alan yazılar, birer metin oluşturuyor.

Metinler, yazılış amaçları, işlevleri ve gerçeklikle ilişkileri bakımından çeşitli şekillerde sınıflandırılabilir. İşlevleri yönüyle metinler, sanatsal metinler ve öğretici metinler olmak üzere iki grupta incelenebilir.

Edebî metin: İnsanların iç dünyasında zevk uyandırmak ve onları etkilemek için ortaya konulan edebi yazılardır. Şair ve yazarlar bu etkiyi gerçekleştirmek için kelimeler üzerine yoğun ve derin anlamlar yükler, kimisi şekil açısından bunu yakalamak ister kimi de anlam açısından …

Edebi metinlerde amaç sadece anlamları sunmak değil aynı zamanda kişiyi etkilemek amaçların en başında gelir. Şair ve yazarlar hayal dünyasını düşünceleriyle yoğunlaştırır ve bunu yazıya döker. Edebi metinleri anlamak için söz ve terkipler, edebi tarzlar hakkında ön bilgiye sahip olunmalıdır.

——————————————

Bir başka ifadeyle edebi metin, duygu düşünce ve hayallerin insanda heyecan ve hayranlık uyandıracak şekilde ve estetik bir yapı içinde söylenmesi ve yazılması ile oluşan edebiyat ürünlerine denir.

 

Edebî Metnin Özellikleri : 

  1. İşlenmiş bir dil ve anlatımla oluşur.
  2. İnsanda güzel duygular, hayaller ve zevkler uyandırır.
  3. İnsanın duygu düşünce ve hayallerini besler.
  4. Ait oldugu toplumun sosyal ve kültürel özelliklerini taşır.
  5. Edebi olmayan metinler çoğunlukla öğreticilik amacı taşır. Oysa edebi metinler sanat amacıyla meydana getirilir.
  6. Edebi metin aracılığıyla oluşturulan sanat etkinliği, insanın varlık şartlarından biridir.
  7. Edebi metin oluşturma ihtiyacı her dönemde, her yerde insanın gerçekleştirdiği etkinliklerden biridir.
  8. Edebi metin kurmacadır (hayali, tasarlanan).
  9. Edebi metin tikel (tek, parça) olanda tümeli (bütün) temsil eder; edebi metinde dile getirilen gerçeklik bir kişiye, yalnız bir olaya veya bir ana özgü değildir. Edebi metinde farklı dönemler, birçok görünüş ve kişi bu yapı ve söyleyişte temsil edilir.
  10. Edebi metin özel bir iletişim aracıdır. Bu iletişim, sanat güdüsüyle hareket eden göndericinin (sanatçı) ortaya koyduğu metin aracılığıyla (ileti) aynı sanat güdüsüyle bu metne yaklaşan alıcı (okuyucu) arasında gerçekleşir.
  11. Edebi metin aracılığıyla gerçekleştirilen iletişim genel değil özeldir; bu sanata ilgi duymayan alıcıların algı ve ilgi alanının dışındadır.
  12. Sözlü olması mümkünse de daha çok kitap kanalıyla gerçekleşir.
  13. Her edebi metin, belirli bir tema etrafında oluşur. Tema sanatçının eserini yazmaya başlamasından önce vardır. Yazarın yazacaklarının özü olarak zihninde önceden tasarladığı çekirdek düşünce, duygu, olaydır.
  14. Her edebî metin bir sistemdir, okuyucu karşısına tamamlanmış bir sistem olarak çıkar. Bu sistem metnin iskeleti durumundaki yapı çevresinde oluşur Sistemi oluşturan parçalar bağımsız değildir; metnin temasını ortaya çıkarmak için vardır.
  15. Edebî metinlerde dil şiirsel (poetik, sanatsal) işlevde kullanılır.
  16. Edebî metin çağrışım ve duygu yoğunluğu anlamına gelen yan anlam bakımından zengindir.
  17. Edebî metin her okunduğunda yeni anlamlar kazanır; edebî metnin çok katmanlı olması yanında, duygu ve çağrışım değerleri bakımından zengin olması, okuyucunun yaşı, bilgisi, içinde bulunduğu ruhsal durum, metni anlamada ve ondan haz almada önemli faktörlerdir.
  18. Edebî metinde anlam ve bağlam sıkı ilişki içindedir. Yazarın mekân, kişiler ve olayın niteliği ile bizi hazırladığı bağlam, bizim metni anlamamızda etkilidir.
  19. Her edebî metin kendinden önce ve sonra yazılan edebî metinlerle ilişki içindedir. Gelenek denilen bu durum, her yazarın okuduğu metnin içerik ve biçiminden bir şekilde etkileneceği ve bunun da son derece doğal olduğu belirlemesine dayanır. Aynı şekilde her edebî eser kendinden sonra yazılacak başka metinleri de etkiler.
  20. İnsanoğlu her mekân ve zamanda “anlatma, gösterme ve coşku ile dile getirme” biçimleriyle kendisini ifade etmenin bir yolunu bulmuştur. Buna göre edebî metinleri “anlatma”, “gösterme” ve “coşku ile dile getirme” yöntemlerinden birine bağlı olarak üç grupta toplayabiliriz.
  21. Edebî metinlerle ilgili olarak “anlatma” ile destandan modern romana kadar oluşan metinler; “gösterme” ile ilk tiyatro denemelerinden günümüze kadar gerçekleşen tiyatro metinleri; “coşku ile dile getirme” ile de her türlü şiir kastedilmektedir.
  22. Edebî metin organik bir bütündür. Bir bölümünü çıkarmak bütünün anlamına zarar verir.
  23. Edebî metin yazıldığı dönemin zihniyet unsurlarını yansıtır. Çünkü sanatçı eğitimi, duyarlılıkları, sanat anlayışı ile yaşadığı zaman diliminin bir parçasıdır.

 

 

Edebi metinler Öğretici metinler
1. Yazılış amacı okuyucuda güzellik ve estetik duygu oluşturmaktır. 1. Öğretici metinler ise insanlara bir bilgiyi aktarmak ama­cıyla oluşturulur.
2. Edebi eserlerden toplumsal yarar beklenmez. 2. Bu metinlerde topluma yön vermek, bir bilgiyi aktarmak amaçlanır ve eserlerden toplumsal yarar beklenir.
3. Eserde mecazlara, imgelere, söz sanatlarına yer verilir, kelimelerin yan ve mecaz anlam boyutlarından yararlanılır. 3. Kelimeler gerçek ve temel anlamlarıyla kullanılır, söz oyunlarından yararlanılmaz.
4. Dil, heyecana bağlı, sanatsal işleviyle kullanılır. 4. Öğreticilik esas olduğundan dil, göndergesel işlevdedir.
5. Anlatılanlar çoğu zaman kurmaca olduğundan bunların an­latımında özel bir anlatım tekniği ve üslup gerekmektedir. 5. Anlatılanlar hayat gerçeği olduğundan gerçeklik olgusun­dan uzak olmayan bir anlatım benimsenir.
6. Edebi metinlerde verilmek istenen ana fikir, duygu ve dü­şünce dolaylı olarak ve sanat gerçeğiyle yeniden kurgula­narak verilir. 6. Hayat gerçeği, ana fikir insanlara doğrudan verilir.
7. Sanat metinlerinde yalnız bir anlam ve gerçek yoktur, zama­na ve kişiye göre değişen anlam ve gerçeklik vardır. Edebi metinler aynı konuyu işlese de kendinden önceki ve sonraki eserlere benzemez, her yazılışında yeniden var olur. 7. Bu metinlerde bir gerçek vardır ve bu gerçek kişiye, za­mana göre değişmez. Anlatım kesin ve nettir, bir metin yeniden yazılsa da aynı ifadelerle kurulur.
8. Edebi metinlerde okurun / dinleyicinin sezgisine, ruh zen­ginliğine bırakılan ifadeler vardır. Bazen eseri okurun, ken­di dünyasına göre yorumlaması beklenir. 8. Sonuç ve ana fikir, yazar tarafından eserde belirtilir, eser­de okurun dünyasına göre değişen ifadeler yoktur, kesin­lik taşıyan ifadeler vardır.
9. Sanat kaygısıyla oluşturulan metinlerde, gerçek değiştirile­rek verilir ve bunun için de sanatçı ruhuna sahip kişiler bu metinleri oluşturur. Ayrıca edebi metinler yazıldıkları döne­min zevk ve anlayışına göre şekillenir. 9. Bilgi ve kültür düzeyi yüksek kişilerce oluşturulur ve hayat gerçeği değiştirilmeden anlatılır. Bu hayat gerçeği farklı dönemlerde anlatılsa da aynı özelliği taşır.
10. Her edebi metin yazıldığı dönemin düşünce, zevk ve anla­yışını yansıtır, bu nedenle okurun ilgi duyduğu şeyler baş­ka bir dönemde ilgi görmez. 10. Bu metinler didaktik özellik taşıdığından her dönemde bunlara yeni bilgiler eklense de temel aynı kalır.
11. Edebi metinler kendinden önceki metinlerden ilhamını alır­ken sonraki nesillere de ilham kaynağı oluşturur. 11. Öğretici metinler tek başına bir bütündür, kendinden önce ve sonra yazılanlar yazarı pek ilgilendirmez.
12. Her edebi metnin bir teması vardır. Metnin diğer unsurları da bu temanın oluşumuna yardımcıdır. 12. Öğretici metinler somut ve sınırlandırılmış konularda ya­zılır.
13. Edebi metinler sanatçının, insanlığı ilgilendiren konular­da insanlara sesini duyurabilme, insanlarla iletişim kurma amacını taşır. 13. Öğretici metinler iletişim ihtiyacından değil de insanları bilgilendirmek, fikir sahibi yapmak ihtiyacından doğmuş­tur.

 

 

Dil-Kültür İlişkisi

Dil, insanlar arasında iletişimi sağlayan doğal bir araçtır. Dil, diğer insanlarla bütün ilişkilerimizde bize aracılık eden, sosyal bağlarımızı düzenleyen bir araç olarak hayatımızın her aşamasında vardır. Evde, okulda, sokakta, çarşıda, iş yerinde ve her yerde onunla beraber yaşıyoruz.

Kültür ise bir milletin tarih boyunca ortaya koyduğu ve kuşaktan kuşağa aktardığı her türlü maddi ve manevi özelliklerdir. Kültür, bir toplumun duyuş, düşünüş ve yaşayış biçiminin bir sonucudur. Kültür, bir toplumun kimliğidir, onu diğer toplumlardan ayıran değerlerdir.

Dil her şeyden önce sosyal ve millî bir varlıktır. Millî damgası en belirli olan kültür unsurudur. Dil bazı insanların veya zümrelerin değil, bütün milletin ortak malıdır. Fertlerin üstünde, bir milleti ilgilendirir. Bütün bir milletin duygu ve düşünce hazinesini oluşturur. Bir milleti ayakta tutan, bireyleri birbirine bağlayan, sosyal yaşamı düzenleyen ve devam ettiren, millî şuuru besleyen bir unsur olarak dilin kültür yaşamında oynadığı rol çok büyüktür.

Dil öncelikle kültürel unsurların ortaya çıkması için ortam hazırlar. Kültür ve sanat etkinliklerinin çoğu dille gerçekleştirilen etkinliklerdendir. Bu bakımdan dil, kültür alanının oluşmasını sağlar. Dolayısıyla kültür, dil tarlasında biten, büyüyen ve meyve veren bir ağaca benzetilebilir. Dil, kültür öğelerinin korunmasına olanak sağlar. Kültür öğeleri dil yardımıyla kayda geçirilir. Dil yoluyla yaygınlaşır.

Dil, bir kültür aktarıcısı, bir kültür taşıyıcısıdır. Bir milletin tarihi, değer ölçüleri, folkloru, müziği, edebiyatı, bilimsel birikimi, dünya görüşü o milletin kültürünün birer parçasıdır. Bütün bu ortak değerler dil aracılığıyla gelecek kuşaklara aktarılır. Kültürel değerler yüzyılların süzgecinden süzüle süzüle kelimelerde, deyimlerde sembolleşerek hep dil hazinesine akıtılmakta, özünü orada saklamakta ve gelecek kuşaklara intikal etmektedir. Gelenek ve görenekler, dünya görüşü, din, sanat, tarih vb. dil sayesinde nesilden nesile aktarılmaktadır. Kültür, bu sayede kesintiye uğramadan varlığını devam ettirmektedir.

Toplumlar yüzyıllar boyu maddi ve manevi alanda, kültürel değere sahip olan çok sayıda eser üretmişlerdir. Bu eserler gelecek kuşaklara dil sayesinde aktarılır. Örneğin İslamiyet’ten önceki döneme ait olan ve Türk kültürünün önemli bir parçası olan destan, koşuk, sagu, savlar, Orhun Yazıtları dil sayesinde günümüze dek yaşamışlardır. Günümüz insanları o eserleri okuyarak o dönemle ilgili bilgi sahibi olabilmektedir. Bu bilgilenme dil sayesinde olmaktadır. Bu bakımdan dil önemli bir kültür taşıyıcısıdır.

Kişiyi nasıl, inançları ayakta tutuyorsa bir milleti de dünya milletleri arasında ayakta tutan, ona canlılık veren kültür değerleridir. Kültüre dinamizm kazandıran unsur ise dildir. Dil olmazsa kültür durağanlaşır, canlılığını yitirir. Bu bakımdan dil bir milletin ruhu gibidir. Ruh gidince ceset işe yaramaz.

 

Dil ile kültür arasındaki ilişkiyi şu şekilde özetleyebiliriz:

  • Dil ile kültür birbirini tamamlayan ayrılmaz bir bütündür.
  • Kültür ve dil bir milletin en önemli ortak özelliklerindendir.
  • Kültür ve dil, toplumu oluşturan bireylerin iletişiminde önemli rol oynar.
  • Bir toplumun oluşmasında ve ayakta kalmasında ortak dil ve kültürün önemli bir payı vardır.
  • Hem dilin hem de kültürün kendine özgü kuralları ve özellikleri vardır.
  • Dil ve kültür geçmiş ile gelecek arasında bir köprü vazifesi görür.
  • Kültür ve dil bir toplumun yaşayış biçiminden önemli izler taşır.
  • Dil ve kültür bir toplumun oluşmasında ve varlığını sürdürmesinde önemli etkendir.

Çok köklü bir dilimiz olduğu için Türkçemiz bugünlere gelene dek birçok alt dala ayrılmış ve bu alt dallar dil biliminde “lehçe”, “şive” ve “ağız” olarak adlandırılmıştır.

Lehçe

Bir dilin, tarihî gelişim sürecinde, bilinen dönemlerden önce o dilden ayrılmış ve farklı biçimde gelişmiş kollarına lehçe denir. Başka deyişle lehçe, bir dilin çok uzun zaman önce, yazılı metinlerle izlenemeyen karanlık dönemlerinde kendisinden ayrılan ve ayrıldığı dilden hem ses hem biçim olarak ayrılıklar içeren koludur.

Lehçeler ana dilden ses, şekil ve kelime bakımından büyük ayrılıklar gösterir. Coğrafi değişmeler ve kültürel farklılaşmalar bu ayrılmada önemli rol oynamıştır. Örneğin, Türk dilinden bilinmeyen bir dönemde ayrılan Yakutça ve Çuvaşça, Türkçenin iki ayrı lehçesidir.

Şive

Bir dilden ayrılmış ve zaman içinde ayrı dil olarak kullanılmaya başlanmış ama birbirinden çok uzaklaşmamış kollarına şive denir. Ayrılıklar, lehçede olduğu kadar keskin değildir. Değişiklik yapıda değil, daha çok, sesletim sistemindedir. Türkiye Türkçesinde “Yeni yılınız kutlu olsun.” denirken, Özbekçe şivesinde “Yangi yilingiz kutli bolsin.” denir. Türkmence, Kırgızca, Azerice vb. Türkçenin şiveleridir.

Ağız

Bir ülke içinde aynı dilin farklı konuşma şekillerine ağız denir. Ağız, yörelere göre söyleyiş farklılıklarıdır. Bu farklılıklar yalnızca söyleyişte görülür, yazılış aynıdır. Zaten söz konusu olan, biçimsel bir başkalık değil, bir ses değişimidir. Söz gelimi, tokat ağzında “kadar” için “gadder”, “zira” için “zere”, “tekme” için “dekmük” sözcükleri kullanılır. Türkiye Türkçesinin konuşulduğu Anadolu’da “Karadeniz Ağzı, Konya ağzı, Sivas ağzı, Denizli ağzı” gibi ağızlar vardır.

Argo

Bir dilin parçası olmakla birlikte, toplumun belli bir çevresi tarafından kullanılan, kendine özgü sözcük, deyim ve deyişlerden oluşan özel dile argo denir. Genelde toplumun alt tabakalarında, yeraltı dünyasında, kapalı topluluklarda, göçmenlerde, eğlence ve futbol dünyasında, bazı İnternet sitelerinde kullanılan argo, hemen her ülkede aydın kesim arasında da tutunabilmektedir. Örneğin “avantacı” sözcüğü, “çıkarcı, bedavacı” anlamıyla; “bayılmak” sözcüğü “vermek, ödemek” anlamıyla toplumun hemen hemen her kesiminde argo olarak kullanılmaktadır.

Argo, uydurma bir dildir. Argoda kelimelerin anlamı örtüktür. Kelimeler bozulur, yabancı sözcüklerle birleştirilir, onlara yeni anlamlar yüklenir. Argo daha çok, mizah ve küfürlü söyleyişlerde kullanılır.

Jargon

Her ülkede farklı meslek gruplarının kendi aralarında nispeten farklı bir dil kullanmalarına jargon denir. Jargon; argonun, dilin söz veya söz kümesi düzeyindeki birimlerine bir grubun verdiği yeni anlam ve değerlerle oluşur. Bu terim meslek/grup dışındaki kişilerin anlamaması ya da kendi aralarında daha kolay anlaşmak için kullanılır.

Jargon örnekleri:

Tonsillit – Bademcik iltabı.

Renal kolik – Genellikle böbrek ve idrar yollarındaki taşlara bağlı olarak gelişen ağrı.

MI (Miyokard Infarktus) – Kalp krizi.

Akut batın – Karın bölgesinde aniden gelişen ve şiddetli ağrıya sebep olan durum

Yazı Dili

Bir dilde birliği, anlaşmayı sağlamak için yazıda kullanılan ortak dile yazı dili denir. Yazı dili kitap dili, kültür dili ya da edebî dil olarak da adlandırılır. Aslında yazı dili de başlangıçta o dilin öne çıkan ağızlarından biridir. Yalnız bu ağız, zamanla yaygınlaşarak ortak dil şeklinde kullanılmaya başlanır. Artık kitaplar, dergiler, yazılar o ağızla yazılır.

İşte başlangıçta bir ağızken toplumun genelinin kullanmaya başladığı bu dile yazı dili veya edebî dil denir. İstanbul ağzı, başlangıçta bir ağızken daha sonra yaygınlaşmış ve ülkemizde yazı dili olarak benimsenmiştir. Yazı dili. konuşma dilinin söz değerlerinin yazıya geçirilmiş biçimidir.

Konuşma Dili

İnsanların günlük yaşamında, evde, sokakta diğer insanlarla iletişim kurarken kullandığı dildir. Günlük yaşayışta kullanılan ve yazı dilinden az çok farklarla ayrılmış bulunan dil, günlük konuşma, günlük dildir. Bu dil doğal olduğu için cümlenin kurallı olup olmadığına, sözcüklerin doğru sıralanıp sıralanmadığına, söyleyişin düzgün olup olmadığına pek dikkat edilmez. Bu nedenle zaman içinde bölgeden bölgeye değişen bazı söyleyiş ve kelime farklılıkları ortaya çıkar.

Konuşma dilinde sözcükler yazı dilinden az çok farklı şekillerde ifade edilebilir. Kimi sesler değişebilir, bazı heceler yutulabilir. Örneğin yazı dilinde gösterdiğimiz “geleceğiz” sözcüğü konuşma dilinde “gelicez” biçiminde karşımıza çıkabilir. Konuşma dilinde ses tonu da önemlidir. Birçok anlam konuşurken ses tonuyla verilebilir.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir