MİT, MİTOLOJİ VE MİTOLOJİK DÖNEM

İnsanoğlu dünyaya indiğinden bu yana hep hayatı sorgulamış dünyanın ve insanın nasıl yaratıldığını merak etmiştir.Yeryüzüne indirilen insanoğlu tabiatla başbaşa kalmış, çevresinde meydana gelen olaylara bir anlam vermeye çalışmıştır. İnsan oğlunun tarih öncesi dediğimiz bu çağlarda bilimsel bilgiden ve aklın yol göstericiliğinden uzak olduğu için doğa olaylarını ya da doğa olayları kadar etkileyici toplumda derin izler bırakan kimi olay ve olayları olağanüstü güçlerle ilişkilendirmiştir. İşte mitler bu ilişkilenmelerden doğmuştur. Aslında bu durum günümüzde karşımıza çıkmaktadır. Çünkü insanda her dönemde anlamakta güç çektiği, açıklayamadığı olayları olağanüstü bir güce bağlama eylemi vardır. Mesela günümüzde insanın uzayla ilgili olarak anlayamadığı sırlarını henüz çözemedikleri kimi olayların olağanüstü güçlere bağlamaya çalıştıkları uzaylılar ve ufolarla ilgili hayali tahmin, yazılı ve görsel ögelere başvurmaları gösterilebilir. Mit geleneksel olarak yayılan ya da toplumun hayal gücü etkisiyle biçim değiştiren tanrı, tanrıça, evrenin doğuşu ile ilgili hayali, alegorik bir anlatım olan halli hikayelerine ”mit” (mitos) denir. Daha kısa tanımlarsak dünyanın, insanların, hayvanların ve bitkilerin nasıl yaratıldığını anlatan kutsal öykülere denir.

 MİTOLOJİ İKİ ANLAMDA ELE ALINIR

1)Mitlerin, doğuşlarını, anlamlarını yorumlayan inceleyen bilim.

2)Bir ulusa bir dine özellikle Latin ve Yunan uygarlıklarına ait mitlerin ve efsanelerin bütünü.

MİTLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ

1)Mit kutsal bir öyküyü anlatır, en eski zamanda başlangıçta masallara özgü zamanda olup bitmiş bir olayı anlatır.

2)Mitlerdeki kişiler doğa üstü varlıklardır. Doğa üstü varlıkların eylemlerinin öyküsünü anlatır.

3)Bu öyküler gerçek ve kutsaldır.

4)Mit her zaman bir yaradılışla ilgilidir. Bir şeyin yaşama nasıl geçtiğini ya da bir davranışın, bir kavramı, bir çalışma biçiminin nasıl yaratılmış olduğunu anlatır.

5)İnsan miti bilmekle nesneleri, kökenini bilir bu nedenle de nesnelere egemen olmayı ve onları istediği gibi yönetip kullanmayı başarabilir.

6)Mite göre dünya ve insan bugün varsa bunu doğaüstü varlıklara borçluyuz.

7)Bizler tanrıların ya da doğa üstü varlıkların başlangıçta yaptığı şeyleri sürekli taklit ederiz. Mitler ele aldıkları konular bakımından kendi içinde çeşitli kollara ayrılır.

1) Eskatoloji: Bazı mitler insanın geleceğini ve dünyanın geleceğini konu almaktadır. 2)Kozmogani: Dünyanın, evrenin, yıldızların, gökyüzünün ve yeryüzünün nasıl yaratıldığını açıklayan mitlerdir.

3.Antropogoni: İnsanın, soyların, kavimlerin ve kabilelerin nasıl ortaya çıktığını açıklayan mitlerdir. Bunlara türeyiş miti de denir. Mesela Uygurların türeyiş miti gibi.

4.Etiolojik (köken mitleri) Bazı mitler soyut ve somut kavramlarım(mesela aşk) nasıl ortaya çıktığını bir geleneğin hangi olayla başladığını bir şehir isminin neden o adı aldığını açıklar.Mesela Roma ya niye Roma denmiştir gibi.

  1. Kahramanlık Mitleri: Bu mitler aslında bütün mit çeşitlerinde vardır. çünkü kutsal bir öykü az çok kahramanlık ve yiğitlik içerir.

MİTLERDE GEÇEN BAZI MOTİF VE SEMBOLLER

1)HAYAT AĞACI YA DA AĞAÇ MOTİFİ

Ağaç(çalı-bitki-vb.) bütün dünya mitlerinde geçen ve fonksiyona sahip kutsal bir inanışı temsil eder. Ağaç dünyanın yaratılışında, birilerin doğuşunda ya da milletin soyunu türemesinde hep aynı işlem yerine getirir. Hayat kaynağı ve tanrının sembolü olarak bilinir. İnsanoğlu yaşadığı çevrenin etkisiyle ağacı kutsal saymış ve ona tapmıştır. Bazen de tanrıyla konuşmasının, ondan gelen haberin ya da ona giden haberin vasıtası olur. Kutsal ağaçların yapraklarının gökyüzüne, göklerde olan kutsal ağacın yapraklarının mekanına ulaştığı köklerinin de yerin merkezinin derinliklerine kadar indiğine inanılır. Böylece gök yer ve yer altı dünyalarını birbirine bağladığı söylenir. Bir başka inanca göre öbür dünyada her yaprağı bu dünyadaki bir insana ait olan bir ağaç vardır. Ve insan öldüğünde o ağaçtan bir yaprağın eksildiğine inanılır. (insanların ölümü için yaprak dökümü ifadesinin kullanımı buradan gelir.) Yine insanın dokuz dallı bir ağaçtan yaratıldığına inanılır. İnsanlar için her ağaç kutsal değildir. Kutsal olarak ağacın bazı özellikleri üzerinde barındırması gerekir. Mesela Türklerde kutsal sayılan ağaç kayın ağacıdır. (kayın-baba, kayın-ana ifadeleri buradan kaynaklanır).Bu ağaç Göktanrı’nın özelliklerine sahip olmalıdır. Göktanrı gibi tek ve büyük olmalı, yaprağını dökmemeli, meyve vermemeli ve çevresinde benzersiz olmadır.

*Türkler’de:Kayın Ağacı

*Araplar’da:Tuğba Ağacı

*Yahudiler’de: Zeytin Ağacı meşhurdur.

2)KUTSAL DAĞLAR MOTİFİ

Büyük dağlar bütün medeni mitlerin dini insanlarında yer tutmuştur. Zirveleri gökleri deler gibi yükselen ve başları bulutlar içinde kaybolan dağlar sanki tanrı ile kavuşur gibi onlarla ilgi kurar gibi görünmüşlerdir. (ortaasyada Türklerin yaşadığı yerde dağın adı Tanrı dağıdır.)Göğün direği dağ, yeri bastıran dağ(yerin çivisi) ve tanrıya giden en yakın yolda yine dağdır Bu nedenle Orta Asya’daki dağların çoğu Tanrı ile ilgili adlar almıştır. Bu yalnız Türklerde değil Çin’de, Hint’te, İran’da ve Sami dünyasında da böyleydi. İranlıların Elburz Dağları, Hintlerin Himalayaları, Çinlilerin Kuan-lung ve Ki-lien dağları ile Tur-ı Sina, Kafkas dağları dünya mitolojilerinin ana motiflerini teşkil eder. Dağlar kimi zaman tanrıların tahtlarını kurdukları bir mekan, (ör eski yunan olimpos dağı)kimi zaman dini liderlerin kanunlarını ilan ettikleri yer, kimi zaman gökle yeri birleştiren bir direk, kimi zaman yerin çivisi, kimi zamanda uğruna kurbanlar kesilen kutsal bir ruhun temsilcisi durumundaydılar.

(Hermüz’ün kanunlarını ilan ettiği yer Elburz dağları tıpkı Tur-ısına -Hz. Musa-Yakut türlerine göre gök tanrının tahtı,süt gibi ak bir dağ üzerinde kurulmuş.)

3)KUTSAL SULAR, IRMAKLAR VE GÖLLER

Sular tüm var oluşun kaynağıdır. Su dünyanın temelidir, bitkilerin izidir. Ölümsüzlük iksiridir. İnsanı günahlarından arındırır, hastalıktan arındırır. Su ilk biçime geri dönüşü, yeniden yaratılışı doğumu simgeler. Suyla temas etmek her zaman yenilenmeyi temsil eder. Su dünyanın tüm potansiyelini ve tohumlarını içinde barındırdığı için insan türünün ya da özel bir ırkın sudan çıktığını anlatan mitleri efsaneleri rahatlıkla anlayabiliriz. Su ölümsüzlük ve gençliği vaad eder. Hayat suyu dediğimiz su ölümsüzlük sağlar, onu günahlardan arındırır, insanı yeni baştan yeniler, bu yüzden tapınaklara girmeden  önce ve kurban kesme törenlerinden önce yıkanılır. Suya girilir yani kutsal suların kaynağı cennettir. Türkler kutsal suların kaynağını cennetten aldıklarına inanır bu suların gökten inen ve bir süre yer yüzünden attıktan sonra denize dökülerek yer altı dünyasında kaybolurdu. Mesela Uygurlar, Orhun ile Selenga nehirlerinin birleştikleri yere önem verirler. Çünkü onların ataları bu iki nehrin kavşağında bulunan bir adacıkta gökten inen bir nurla doğmuş ve türemişlerdi. Yine Altay yaratılış mitlerinde dünya yaratılmadan önce su vardı. Kaynağı gökten ve cennetten alan ırmakların başından Ganj Nehri gelir. Bu inanış Hint mitolojisinin temsilcisidir. Hint mitolojisine göre Morua adlı bir gök gölünün ortasından, Zambu adlı bir hayat ağacı yükseliyor ve bu gölden de dört ırmak çıkarak göğün dört yönüne iniyorlardı. Her ırmağın 500  kolu vardı. Hristiyan inancına göre ”Cennetteki dört nehir kaynaklarını hayat ağaçlarından alırlardı.”

4)KUTSAL MAĞARALAR: Mağaralar yeraltı dünyasını yer yüzünde bağlayan bir kapı gibidirler. Altay mitolojisine göre yer altına giren kapıya ‘’Dünyanın Bacası’’ denir. Yalnız bu mağaralar büyük bir dağın göbeğinde bulunduğu zaman kutsal sayılırdı. Mesela Sibirya’daki Mitlerde Kaya Kapısı  denilen mağara -Altındağ- dağının göbeğindeydi. Mağaralar ayrıca insanların ilk türediği yer olarak da bilinir. Yani mağaralar tıpkı kutsal ağaçlar gibi doğurganlığı ifade eder. Ve şekil olarak ana rahmine benzetilir. Göktürkler ve Hunlar böyle mağaralarda Ata-Mağarası derlerdi. Çünkü Göktürklerin menşe(köken) efsanesinde dişi kurt çocuğu alıp bir mağaradan içeriye götürmüş ve orada emzirip türemişlerdi. Mağaraların 1.işlevi olan yer altını yer üstüne bağlama işlevinde de kötülükler ve belalar alemi olan yeraltı alemine yani karanlıklar ülkesine bu mağaralardan veya mağaraya benzeyen çukurlardan girilir. Mağaralardan yer altına inen kahraman burada kötü ruhlarla savaşır ve çoğunlukla onları yener ve ellerinde bulunan hazine, prenses, ab-ı hayat vs. gibi değerli nesneleri alarak yeryüzüne çıkar.

5)KUTSAL HAYVANLAR

Kutsal hayvan ya da hayvan-ata motifi bütün mitoslarda sık görülen bir motiftir. İlkel insanlar soylarının hayvanlardan geldiğine inanırlar. Bazı hayvanlara kutsallık atfetmişlerdir. Mesela Göktürkler kendilerinin kurttan türediğine inanırlar. Onların kurttan türemiş olmaları sebebi ile bayraklarında da sembol olarak kurt vardır. Manalar kartaldan türediğine inanmışlardı. Bunların yanında kutsal olan ve eti yenmeyen ait olduğu halkın uğuru ve koruyucusu sayılan hayvanlar da vardır. Bunların kutsallığı yine mitolojik bir olaya dayanır. Bu hayvanlar mutlaka tanrının bir elçisi, habercisi ya da insanların iyiliği için çalışan onları tehlikelerden koruyan kutsal varlıklardır.

*Altaylar’da:Geyik                                    *Mısırlar’da:Köpek-kedi

*İspanyollar’da:Boğa                               *Hintler’de:İnek

*Göktürkler’de:Kurt                                 *Çinliler’de:Ejderha

+Eski Roma da –Köpek.

 

6)KUTSAL GÖK VEYA GÖKYÜZÜ

En eski çağlardan beri gök kutsal kabul edilir. Tanrısal düşüncenin kaynağı, aşkınlık, güç veya kutsallığı sembolize eder. Göğün bu özelliklere niçin sahip olduğunu anlamak için mitsel hikayelere bakmaya gerek yoktur. Yalnızca göğe bakmak bile ilkel insanlara dinsel duygular verir. İnsanda sonsuzluk hissi uyandırır. En yüksekte olması da tanrıların bir özelliğidir. İnsanın olmadığı  yukarı bölgeler en eski çağlardan beri tanrıların mekanı, ülkesi, tahtı, sarayı olarak bilinir. İyi ruhların yükseldiği ulaştığı ışık ülkesi olarak hep düşünülmüştür. Yüce olmak, yüksekte olmak dinsel anlamda kudretli ve kutsal olmakla eş değerdedir. Türklerin inandığı tanırının gökte yaşadığına inanması ve adına gök tanrı denmesi boşuna değildir. Gök ayrıca yeri besleyen yağmur sularının yağdırıcısıdır. Onun gönderdiği sular sayesinde yeryüzü hayat bulur canlılar yaşamını devam ettirir. Bu fonksiyonuyla gök bir babayı andırır ve yeryüzü de dişi olanı andırır.(bu yüzden gök baba, toprak ana olarak bilinir) Kulin kabilelerinde yüce varlığın adı Bunjil’dir. Göğün en yüksek katında yaşar. Altay Türklerinde Tanrı Kayrahan göğün 17. katında yaşardı. Göğün 7-9-12-17 katlardan meydana geldiği inancı bütün mitlerde ortaktır. Türklerin çoğu gökyüzünün 9 kattan meydana geldiğine inanılır.

 

One thought on “MİT, MİTOLOJİ VE MİTOLOJİK DÖNEM

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir