1984 Üzerine Bir Değerlendirme ”FELAHİ KOMEDYA”

FELAHİ KOMEDYA

“Vuracaklar beni umurumda değil ensemden vuracaklar beni umurumda değil kahrolsun büyük birader insanları hep enselerinden vururlar umurumda değil kahrolsun büyük birader(24-25)”

*      *     *George Orwell

İnsan, düşüncesiyle vardır; sadece bedeniyle, kaşıyla, gözüyle değil. Fakat baktığımız zaman düşünülmesi gereken her şeyin hep bir muamma, hep bir labirent içre olduğunu görüyoruz; zorlu, karmaşık, tehlikeli…“Labirentli düşünceler, ”diyordu genç tecessüs, “beynimin her yerinde/Bunların cevapsızlığı, ruhumun akan terinde.” Bu yüzden cesur, o muzip derviş gibi hayata karşı ‘durmak’ ile meşhur1 ve kutsal inatlı2 olmak gerek. Peki, ama neden? İnsan ellerinden, dilinden, fikirlerinden, hayallerinden, hazlarından, kulaklarından ve ayaklarından esir; çünkü düşünmüyor(düşüncenin oluşması için olması gereken tüm etkenler neredeyse tamamıyla yok edildi),bilmiyor(görülenler sadece gösterilmek istenenler),özgür(özgürlük köleliktir) ve kuvvetli(bilgisizlik kuvvettir).

İnsan uyuyor. Uyuduğunun farkında değil. Ama olmalı. Olmalı ki yaşadığı bu rüya içre bir rüya daha görsün. Yalnız bu rüyayı bilinilmesi istenildiği miktarca bilinen, malum olmayan bir kudret tarafından değil; kendini ‘tanrılaştırıp’(yani isyan edip, nisyana düşmeyip, düşünmekten korkmayıp -çünkü düşünmek en büyük eylemdir- ve bir umut olduğunu düşünüp)kendi kendine görmelidir. Yoksa fark edemeden daha mütecessis benliğini(Truman Show’un en gözde oyuncusu olup) ‘buharlaşacaktır’. Ölmeyecektir çünkü ölüler hatırlanır; yok olacaktır, hiç var olmamış gibi. Ama ben, insanlara çok güveniyorum. Neden? Çünkü insan ne olduğunun farkına bir varsa(farkına varmalıdır çünkü “fark etmeyen insan ne demek olduğun eyvah/hayvan gelecektir gene hayvan gidecektir3”)haşyetinden bayılır, dili tutulur da konuşamaz, âleme sığmadığını anlar. Ama va esefa ey Hz. İnsan, va esefa…

İnsan, öz yalnızlığında çok kalabalık, iri düşüncelerle ve olmayan gecelerle yaşamalıdır. Çünkü kendisi muallak bir dünyada(ya da bilinilmesi istenildiği miktarca bilinen, malum olmayan bir kudret tarafından sırlanmış)kendisi de muğlaklaştırılmış bir şekilde başkalarının iplerine bağlı olarak ve aklı, duyguları, tecessüsü, isyanı, kendisini kendi yapan, yani paranteze alındığında geriye kalanı –özü -tamamıyla başkalarının cebinde olacak şekilde yaşıyor. Bu yüzden görmüyor, duymuyor, konuşmuyor, düşünmüyor ve yazmıyor. Kelimeleri bir düşünceden değil gırtlağından çıkıyor. Kelimeleri ki ruhsuz, neşesiz, kör, raks etmez, konuşmaz, rayiha saçmaz. Öğretilmiş ona neyi söyleyeceği, neyi susacağı ve neyi asla düşünmeyeceği. Peki, ama neden? Çünkü o(Büyük Birader)biliyor ki düşünen bir varlıktan daha tehlikelisi varlıklaşmış düşüncedir. Çünkü onu ‘101’ no’lu oda bile dize getiremez, ele geçiremez ve iki artı ikinin beş ettiğini söyletemez. Büyük Birader istiyor ki herkes sadece Parti’ye bağlı olsun yani bilinçsiz(52),herkes sadece düşman yenilgisine kahkaha atsın yani duygusuz(233),‘çiftdüşün’mekten (gerçeğin denetlenmesi) uzak ve ‘göbekduyum’a (körü körüne içten bağlılık)bütün hücreleriyle bağlı olsun. Ama insan sonsuzun sessizliği ile sonlunun gürültüsü arasında gidip gelen bir heyuladır. Rahat değil rahatsızdır, rahatları rahatsız eder ve etmelidir de.

Şimdi kitaba dönecek olursak, kitap birçok eleştiriyi içinde barındırmakta. Özellikle sistem eleştirisi. Nedir bunlar? 1.Kapitalizm (insanoğlunu hayvanlardan ayıran her şeyin hiçe sayıldığı, güçlü olanın var olmaya hakkı olduğu ve güçsüzün av olduğu sistem), 2.hiyerarşi (bir toplulukta veya bir kuruluşta yer alan kişileri alt-üst ilişkileri, görev ve yetkilerine göre sınıflandıran sistem),3.faşizm (bir otoriteye yaslanan ve diktatörlük kurmayı amaçlayan siyasi sistem) vs… Kitapta bahsedilen sistem ise ‘çift artı‘  totaliter sistem. Totaliter ne demek? Totaliter; devletin, bir ideoloji adına tüm kişisel etkinlikleri sıkı bir biçimde denetimi altına aldığı sistem. Büyük Birader yönettiği herkesten haberdar. Gözü hep insanların üstünde. Herkes onun istediği şekilde ve biçimde yaşıyor. Nasıl? Şöyle: herkes sakarin kullanırken o, şeker kullanıyor; herkes siyah ne olduğu tam bilinmeyen bir şey yerken o, beyaz ekmek yiyor; süt, gerçek kahve ve çay içiyor(126);herkes Büyük Birader’i sevmek zorunda(233); hiç kimse bir başkasıyla ‘çocuk üretmek’ dışında birlikte olmuyor(Yazarın dilinden şunu dinleyelim: “Kucaklaşmaları bir savaş, orgazmlarıysa bir zafer olmuştu. Bu, Partiye indirilmiş bir darbeydi(114) vs…

Büyük Birader herkesi bir makine olarak görüyor ve onları yönetiyor da. Böyle bir oluşumda Winston, ‘insanlığın yükselttiği bir anıt gibi4’ çıkıyor karşımıza. Nasıl? Çünkü düşünüyor, ruhunu terletiyor, içinde yaşama isteği uyandıktan sonra küçük tehlikelere atılmanın aptalca görünmeye başladığını anlıyor(100),risk alıyor ve korkmuyor. Fakat yeniliyor.(Olsun. Güçlüyü umutsuzca zorlamak bile güzeldir.5Savaşı her zaman güçlüler kazanır doğru fakat bazen de kavga ede ede güçlenir insan.6)Çerçeve düşer, Büyük Birader gözükür ve ‘Siz ölüsünüz’ der(194).Julia yanılıyor burada. Ne demişti: “Sana her şeyi söyletebilirler ama buna inandıramazlar. İçine giremezler senin(146).”İçine giriyorlar Winston’un. Onu iyileştiriyorlar. Neden? Çünkü parti korkuyor. Neyden? Dünyada, ne kadar güçsüz ve gizli olursa olsun yanlış bir düşüncenin var olmasından. Parti’ye göre, ölüm anında bile doğru yoldan sapma söz konusu olmamalıdır(223).Yoksa tüm onur suçlunun, tüm utanç ise Parti’nin olur(222).

Günümüz dünyasına baktığımda böyle bir sistemin tam olarak var olup olmadığını söyleyemem belki  (Yazar şöyle söylüyor: “Kitapta anlattığım toplumun bir gün mutlaka gerçek olacağına inandığımı söyleyemesem de ona benzer bir toplumun gerçek olabileceğini inandığımı söyleyebilirim.”) fakat bir Büyük Birader’in gözünün hepimizin üzerinde olduğunu söyleyebilirim. Nasıl mı? Aslında hepimiz nasılını ve niçin ’ini biliyoruz. Bu yüzden susuyorum. Konuşursam 101 no’lu odaya giderim.

Hepimiz bir Winston olmalıyız. Hatta çiftartı güçlü Winston olmalıyız. Ne diyordu Winston: “Bilmiyorum –umurumda değil. Sonunda başarısız olacaksınız. Bir şey sizi yenecek. Hayata yenileceksiniz. Umurumda değil. Sonunda sizi yenecekler. Eninde sonunda sizin ne olduğunuzu görecek ve sizi parçalara ayıracaklar. İnanıyorum. Yenileceğinizi biliyorum. Evrende bir şey var –bilmiyorum, ama bir ruh, bir ilke, onu asla yenemezsiniz. Bilmiyorum. İnsan ruhu(235-236).”

Karanlığın var olmadığı yerde buluşuncaya dek (29) hoşça kalın. Hepinizi bekliyorum.

Bir dakika?.. Ey yazar… Yoksa sen… O’Brien misin?.. Sen… Tele ekranını kapatabiliyor musun?..

                                            Ramazan SARAÇ

Dipnot:
          1.Ah Muhsin Ünlü, Ben Bu Çağdan Bir Kere De Şerefimle Geçeceğim
2.Nuri Pakdil, Köz
3.Kani Ebubekir Efendi
4.Sezai Karakoç, Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine IV.
5.Yusuf Atılgan, Aylak Adam
6.Serdar Tuncer

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir