Aşk ve Öbür Cinler Özeti

Romandaki başlıca karakterlerin tahlilleri

Sierva Maria de Todos Los Angeles: Casalduero markisi ve Bernarda’nın 12 yaşındaki tek çocukları. Annesi Bernarda tarafından hiç sevilmeyen önemsenmeyen, babasının ilgisiz tavrı arasında büyümüştür. Sierva evin sadık kölesi Dominga de Adviento tarafından bir Afrikalı gibi yetiştirilmiştir. Afrikalı gibi davranıyor onlar gibi yaşıyor. İçine kapanık, sessiz biri. Bu özellikleri diğerlerinin hatta ebeveynlerinin bile ondan korkmasına neden oluyor. Sierva Maria saçlarının 22 metre olmasıyla dikkat çekici bir çocuk. Sierva’nın bir başka özelliği de çok ustaca yalan söylemesi.
Cayetano Delaura: Rahip olan Delaura sabırlı, düşünceli biri. İşinde de oldukça başarılı, piskoposun oğlu gibi sevdiği ve önemsediği Delaura aynı zamanda sevdiği birisi için her şeyi göze alan karşılaşacağı zorluklara göğüs geren güçlü bir karakterdir. Delaura otuzlarında yakışıklı bir erkektir.
Marki Ygnacio: Santiago Şövalyesi’nin 52 yaşındaki tek oğludur. Bazı zihinsel gerilik işaretleri vererek büyüyüp ileri yaşlara kadar okuması olmadan yaşamış kimseyi sevmemiş, miskin bir Kreol markisidir.
Bernarda Cabrera: 23 yaşında aşağı tabakadan birinin kızı Bernarda, markinin karısıdır. Kızını ve kocasını hiç önemsemeyen kendisine bambaşka bir dünya kuran, ellerindekine hileyle sahip olan kendisinden başka kimseyi sevmeyen bir karakterdir. Bernarda, baştan çıkarıcı, yırtıcı, sefahat düşkünüydü.
Abrenuncio de Sa Pereira Cao: Kentin en ünlü ve tartışmalı hekimi, yüksek öğrenim sahibi iriyarı bir adam. Çok fazla kitabı vardır ve kilise tarafından sevilmeyen biri.

Romanda Geçen Mekanlar

Roman, İspanya’da geçmektedir.
• Oturdukları ev, Divina Pastora kadınlar tımarhanesine bitişik, yüzyılın başlarına kadar övünç kaynağı olmuş, artık yıkıntı halinde kasvetli bir yer. Salonların zeminindeki mermer karolarla, tavanlarındaki bazı sallantılı avizelerle hareketsizliğin ve karanlığın sıkıcı havası sinmiş bir ev.
• Markinin babasının, gençliğinde yolladığı çiftlik, birçok hayvanın bulunduğu oldukça ıssız bir malikane.
• Mahates’teki şekerkamışı değirmeni, genel valiliğinin en güzellerinden olan çiftlik son yıllarda harabedir. Otların arasında yolu kaybolmuş, değirmenden geriye yalnızca döküntüler, pasın yiyip bitirdiği makineler kalmış bir yer.
• Zanaatkarlar mahallesindeki keşiş kulübesinin solundaki Abrenuncio’nun evi, tıka basa kitaplarla dolu ve tavana kadar yükselen raflar bulunan küçük bir yer. Kitapta bahsedildiği üzere “Burası sanki Petrarca’nın kitaplığı” benzetmesiyle anlaşılan kitap dolu bir ev.
• Santa Clara Manastırı, doğal görünümlü, yarım daireli kemerlerden oluşan galerisi ve birbirinin eşi sayısız pencereleriyle, denize karşı yükselen üç katlı dört köşe bir yapı.

Romanın Geçtiği Zaman

Roman, 1949’da yaşanmış bir olaydan etkilenerek kurgulanmıştır.
Bunun dışında, roman aralık ayının ilk Pazar günüyle başlıyor. Daha sonraki zaman kavramını, mart ayında kızın ateşinin çıkmasıyla öğreniyoruz. En son Sierva Maria, 29 Mayıs günü ölüyor.

Romanın Özeti

1.Bölüm
Romanın geçtiği dönemde kuduz vakaları en önemli problemlerden biridir. Sierva Maria’da bu problemin yaşandığı günlerden birinde, on ikinci yaş günü için evin hizmetçilerinden birisiyle alışverişe çıktı. Çıktığı alışverişte bir köpek tarafından ayak bileğinden ısırılmış. Annesi Bernarda ve babası marki tarafından hiç önemsenmediği için bu kuduz tehlikesi hiç dikkate alınmadı. Çünkü annesi Bernarda tamamen paraya düşkün ve kendisinden başka kimseyi önemsemeyen bir kadındı. Marki ise hayatla alakalı tüm bağlarını kesmiş, hiçbir şeyi önemsemeyen birisidir. Sierva Maria evin zenci köleleri tarafından onların yaşayışlarına göre büyütülmüştür. Hatta annesiyle babasının yaşadığı evde değil de evin zenci kölelerinin yaşadığı barakalarda onlarla yaşıyormuş. Sierva o kadar sessiz sakin korkutucu derecede durgun birisidir ki annesi onun nerede dolaştığını anlamak için küçük çan takmış. Tüm bunlara rağmen onun varlığı Bernarda’yı tedirgin etmeye devam ediyordu. Bir gün, hizmetçi kız, Sierva Maria’yı köpek ısırdığını Bernarda’ya söylemiş. Bernarda bunu ertesi gün hatırlamış ve anca o zaman gidip kızını kontrol etmiş. Gerçekten kızın ayak bileğinde kabuk bağlamış bir iz varmış. Bernarda, kuduzun aile onurunu zedeleyebileceğini bildiğinden bu olayı ne markiye söylemiş ne de kendisi olayın üzerinde durmuş. Bir kaç gün sonra Sierva Maria’yı ısıran köpeğin kuduz olduğu anlaşılmış ama bu bile Bernarda’yı kaygılandırmamış. Her şey onlar için aynı sıradanlıkta devam etmiş.

2.BÖLÜM

Bir gün Sagunta adında bir kadın markinin kapısını çaldı ve ona kuduz bir köpeğin kızını ısırdığını söyledi. Marki bunun üzerine kızına olan sevgisini fark etmiş ve onun için bir şeyler yapmaya çalışmış. İlk olarak onu, kölelerin kaldığı yerden alır ve evin içine oda hazırlatır, onu oraya yerleştirmiş. Daha sonra diğer kuduz hastalarının kaldığı hastaneye bilgi almak için gitmiş ancak dönerken ummadığı birini gördü. Ünlü doktor Abrenuncio ile karşılaşmış. Ona kızının durumunu anlatmış. Abrenuncio, tek tedavinin mutluluk olduğunu diğer yöntemlerinin hurafe olduğunu söylemiş. Ama sadece Abrenuncio böyle düşünüyormuş. Diğer bütün insanlar, kuduza yakalanan herkesin gösterdiği tepkileri içlerine cin kaçtığına yorarak, iyileştirilmesi imkansız bir hastalık olarak görüyorlarmış. Marki, kızının içine cin kaçtığına inanmıyormuş çünkü Sierva Maria hiçbir kuduz belirtisi göstermemiş. Marki, Abrenuncio’nun dediklerini dinlemiş ve kızının eğlenmesi, mutlu olması için bir gezi düzenlemiş. İşte tam bu gezi için hazırlıklar yapılırken Sierva Maria ateşlenmiş. Tabii ki bu ateş olayı, Sierva Maria’nın kuduz hastalığına yakalandığına kesin gözlerle bakılmasına neden olmuş. Bunun üzerine Abrenuncio tekrar çağrılmış. Abrenuncio, bunun normal bir ateş olduğunun fakat yine de kuduz belirtisi olma ihtimali gözden kaçırılmaması gerektiğini markiye söylemiş. Marki ve çevrelerindeki herkes Sierva’ya birçok yöntemler denemişler hatta bunun üzerine Sierva Maria’nın ayak bileğindeki yara çok daha büyümüş ve dayanılmaz bir acıya sebep olmuş. Kızının tüm kıvranmalarına tanık olan marki, kızının acı içinde kıvranmasına dayanamamış, Abrenuncio’nun tüm uyarılarına rağmen piskoposla görüşmeye gitmiş, piskoposta kızını daha görmeden içine cin girdiğini söylemiş. Ayrıca onu Santa Clara Manastırı’na yatırmasını söylemiş. Marki, çaresizlik içinde kızını bir sabah saat yedide hazırlamış ve Santa Clara Manastırı’na bırakmış. Bu markinin kızı Sierva Maria’yı son görüşü olmuş.

3.BÖLÜM
Sierva Maria’yı hiçbir kuduz belirtisi göstermeden, dinden çıkmış, sapkınlık eden rahibelerin kapatıldığı manastıra kapatmışlar . Sierva Maria’nın donukluğu ve kimseyle tek kelime konuşmaması manastırdaki diğer kızların konusu olmuştur. Daha sonra Sierva Maria’nın bu tepkisizliği, iki kızın onun yüzüğünü parmağından çalmasına ardından diğer kızın boynundaki kolyeyi almasına kadar sürmüş. Sierva, kız onun kolyesini almaya çalışınca, kızın kolunu ısırmış. Sierva Maria sabaha kadar bahçedeki çeşmede oturmuş. Sabah, bazı zenci kızlar, Sierva Maria’nın ermişlik kolyesini farketmişler ve onla zenci kölelerin konuştuğu dilde konuşmaya başlamışlar ve Sierva Maria’da onlara aynı dilden cevap vermiş. Sierva bir kaç gün o kızlarla takılmış ve bu sırada manastırın baş rahibesi. Sierva’nın onlarla takıldığı süre boyunca onu aramış. Başrahibe, onu bulunca manastırın en dibindeki hücreye tıkmış.
Sierva Maria’nın Manastıra geldikten sonra yaşanan bütün olaylar, Sierva Maria’nın cinli olmasına yorulmuş ve o günden sonra manastırda yaşanan her kötü olayın sebebi Maria görülmüş.
Sierva Maria’nın içindeki cinleri çıkarmak için görevlendirilen Cayetano Delaura, piskoposun en güvendiği ve sürekli yanında bulunan ona kitap okuyan rahipmiş. Rahip, Sierva Maria’yı göreceği sabah bir rüya görmüş; onu karlar içinde üzüm yerken görmüş. O üzümler bittiğinde Sierva Maria’da ölecekmiş ama ne var ki dalından koparılan her bir üzümün arkasından yenisi çıkıyormuş. Rahip bu rüyanın etkisinden daha çıkamadan, Sierva Maria’yı görmeye gitmiş.
Delaura, ilk defa Sierva Maria’yı gördüğünde, onu tuttukları hücrenin pisliğinden şikayetçi olmuş çünkü gerçekten hücre pislik içindeymiş.
Delaura, Sierva’nın yarasını muayene etmiş ve ederken ona yaptıkları şeyden yani cin çıkarma işleminden bahsetmiş. Ancak Sierva ona bile tek kelime etmemiş.
Delaura’nın Sierva Maria’yı ikinci ziyaretinde, Maria, Delaura’ya saldırmış. Ama Delaura, yine vazgeçmemiş ve üçüncü gelişinde, Sierva Maria’ya tatlı getirmiş. Çünkü manastırın yemekleri çok kötüymüş ve Sierva Maria kaç gündür aç duruyormuş. Delaura daha sonra, Sierva’nın sırtındaki yaralarını muayene etmiş. Delaura oradan çıkınca içinde garip bir mutluluk olduğunu fark etmiş.

4.BÖLÜM

Cayetano Delaura, o günlerde piskoposa, kızın içine cin girmediğini, tüm yazılan raporların baş rahibenin abartması olduğunu söylemiş. Çünkü gerçekten de başrahibe, Sierva Maria geldiğinden beri yaşanan olayları Sierva’nın üzerine atmış. Ama piskopos, Delaura’ya inanmamış ve kızın içine cin kaçtığını kabul ederek gerekeni yapacağını söylemiş.

Bir kaç gün sonra o bölgeye yeni vali atanmış. Yeni valinin karısı Sierva Maria’yı görmeye gitmiş. Sierva Maria’nın hali onu o kadar etkilemiş ki, kocasına ondan bahsetmiş ve bir şeyler yapmasını istemiş. Vali bunun üzerine piskoposla görüşmeye gitmiş. Bu görüşmelerden sonra Sierva Maria artık diğerleri gibi hücreden çıkma, kahvaltıya gitme hakkına kavuşmuş. Tabii bunlar olurken, Delaura, Sierva’ya gizli gizli yemek götürmeye ve onu ziyaret etmeye devam etmiş.

Delaura, Sierva Maria için bir şeyler yapmaya çalışıyormuş, ve aklına markiyle görüşmek aklına gelmiş. Markiye gittiğinde ona Sierva Maria’nın geçmişte – manastıra gitmeden önce – nasıl biri olduğu nasıl davrandığı hakkında bilgi almış. Marki, onunla çok az vakit geçirmiş ama şimdi onu çok özlüyormuş. Sierva Maria’nın davranışlarının cinle alakalı olmadığına, yanlarında yaşadığı zencilerden öğrendiğine emin olmuş. Hastalığıyla ilgili doğru bilgileri Abrenuncio’dan öğrenebileceğini de öğrenmiş. Ama AAbrenuncio’ya gitmek konusunda kararsız kalmış. Bunun sebebi, Abrenuncio’nun kutsal mahkeme tarafından ssevilmemesiymiş hatta aranan birisi olmasıymış. Ama Sierva Maria’ya duyduğu güçlü duygular onu Abrenuncio’ya götürmüş. Abrenuncio ona tıp biliminin kuduz hastalığı konusundaki yetersizliğinden bahsetmiş. Sierva Maria’ya gelince, onda hiç bir kuduz belirtisi olmamasına rağmen ama asıl tehlikenin, şeytan kovma ayinlerinin gaddarlığından ölmesi olduğunu söylemiş. Delaura zaten o kıza cin çarpmadığını biliyordu.
Sierva Maria’nın tekrar yanına gittiğinde ona iyilik olsun diye bağlandığı kayışları gevşetmek istemiş ama Sierva Maria bunu istememiş ve ona saldırmış. Delaura evine geldiğinde hissettiği yasak zevklerin korkusuyla sarılmıştır.

5. BÖLÜM
Piskopos, Delaura’nın kızı sevmiş olmasını suç olduğundan, yetkilerini almış. Onu Amor de Dios Hastanesine cüzzamlılara hastabakıcılığı yapmakla cezalandırmış. Delaura, Sierva Maria’dan başkasını düşünemeyecek hale gelmiş ve bir gece kaçıp manastıra gelmiş. Manastıra gizli girebileceği tek yol zindana giden tünelmiş. Bu tünelle her gece Sierva Maria’yı görmeye gitmiş. Her gece güzel vakitleri geçirmişler, birbirlerine özel şeylerini anlatmışlar, beraber uyumuşlar, en önemlisi de artık birbirlerine olan aşklarını kabul etmişler. Delaura için huzur kalmamıştı artık ; Sierva Maria’yı görmek için hastaneden kaçtığı o mutlu saate kadar her şeyi baştan savma yapıyor, havalarda uçuyormuş. Sierva Maria’da onu çok büyük bir heyecan ve kaygıyla bekliyormuş . Bir sabah uyuya kaldıklarında gardiyan gelmiş ama Delaura’yı görememiş .
Bir sabah Delaura gittikten hemen sonra, habersiz şeytan kovma ayinini yapmak için Sierva Maria’yı sürükleyerek götürmüşler. Yıkayıp saçlarını kesmişler. Sierva Maria’yı kiliseye götürmüşler. Piskopos gelmiş ve ayine başlamış ama başladıktan sonra nefesi kesilmiş ve fenalaşmış. Böylece Sierva Maria’nın ilk şeytan kovma ayini gerçekleşememiş. O gece Delaura gelip kızı öyle görünce çok sinirlenmiş. Sierva Maria, Delaura’ya onu da kaçırması için yalvarmış ama Delaura bunu yapamayacağını söyleyerek kaçmış. Sierva Maria o öfke ve üzüntüyle hücresini yakmış ama onu son anda kurtarmışlar.

Marki, tüm yalnızlığı ve üzüntüsüne dayanamamış ve karısı Bernarda’nın sürekli kaçtığı ve son kez bir daha dönmemek üzere gittiği şekerkamışı değirmenine onu görmeye gitmiş. Bernarda yalnız başına oturuyormuş o da yanına oturmuş onu varlığını özlediğini itiraf etmiş. Onun itirafına karşılık, Bernarda’da onun servetine sahip olmak için babasıyla planladığı alçak planı itiraf etmiş. Marki dönerken herkesin unuttuğu o kurak yolda ölmüş.

Delaura, Sierva Maria’yı bıraktığı son zamandan sonra o kadar üzülmüş ve acı çekmiş ki daha fazla bekleyememiş ve manastırın ön kapısından içeri kaçmış. Ama onu yakalamışlar ve kutsal mahkemeye çıkarılmış. Mezhep sapkınlığından mahkum edilmiş.

Sierva Maria, Delaura’yı beklemekten vazgeçmiş çünkü artık onun gelmeyeceğini biliyormuş. Bir gün rüyasında karlarla kaplı kırları görmüş. Kucağında o yedikçe yenisi çıkan üzüm salkımı varmış. Ama o üzümleri birer birer, yavaşça yemeyerek salkımdan önce yemeye çalışıyormuş. Şeytan kovma ayininin altıncı seansına götürmek için gelen gardiyan onu aşkından ölü bulmuş. Sierva Maria’nın saçlarının tutam tutam, kazınmış kafasından çıktığı da görülüyormuş.

Benim Değerlendirmem
Kesinlikle okuduğum iyi kurgulardan biri. Kitabı bitirince gözümün önünde bir bütün olarak canlandı. Asıl o zaman kitap tamamlandı.
Kitabın kendisine has bir sürükleyiciliği var. Hatta ara ara kitabın akışı bozuluyor ama merakla devam ediyoruz. Akışı bozan sebepler ise, kitapta çok fazla isim geçmesi ve karakterlere verilen bir sürü isim olması. Karakterler için romanda her seferinde başka bir isim kullanılmış. Bu, kitabın başlarında “Bu kimdi?” dememe neden oldu, bu yüzden birçok kez başa döndüm. Ayrıca kitabın geçtiği dönemin net bir şekilde ifade edilmemesi yine soru işaretleri oluşturdu. Tüm bu soru işaretlerini gidermek için yine kitabın sayfalarını geriye doğru karıştırmam gerekti. Bazı kitaplar gibi, bir yeri anlamadığımızda bize ileride açıklama getirenlerden değil. Onu o an anlamamız gerekiyor. Tüm bunlara rağmen, kurgu o kadar çekiciydi ki, kitaba büyük merakla devam ediyorsunuz.
Sonuç olarak okuduktan sonra pişman olmadığım bir kitap. Ama kitap ne kadar dışından heyecanlı gözükse de kendine has bir durağanlığı var. Durağan kitapları sevenler için önerebileceğim bir roman.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir