Budala Romanı Özeti

BUDALA KİTAP TAHLİLİ VE ÖZETİ

     KARAKTER TAHLİLİ

Prens Lev Nikolayeviç Mışkin: Kitabın başkahramanıdır. Son üyeleri kalan Mışkin ailesinin son üyelerinden birisidir. Ailesini bebekken kaybettiği için soylu bir toprak sahibi olan Pavlişçev tarafından evlatlık edinilmiştir. Prens Mışkin , sara hastasıdır ve çocukluğundan beri  sık sık geçirdiği nöbetler yüzünden uzun yıllar İsviçre’de bir doktor tarafından tedavi görmüştür. Lev Nikolayeviç yirmi yedi yaşında , ortadan biraz uzun boylu , açık sarı saçları gür , yanakları çökük , neredeyse beyaza çalan sarı , sivri sakalı seyrek bir gençti. Gözleri iri, mavi, sabit bakışlıydı. Utangaç , alçakgönüllü, hastalığının etkisinde olmadığında dikkatli, insanların surat ifadelerinden ne düşündüklerini anlayacak zeki birisidir. Ancak hastalığı tetiklenince gözünün önünde olanları göremeyecek kadar dikkatsiz olabiliyor. İyi kalpli, dürüst, ahlaklıdır. Yaşadıklarını iyi anlatması , sürekli konuşacak bir şey bulması sebebiyle çok ilginç biridir. Herkes tarafından saf, temiz kalpli , ilginç , çocuk ruhlu olarak tanımlanabilir. Ama her şeye rağmen bu sıfatları, iyi bir insan olması  insanların onu  budala diye anmasına sebep olmuştur.

Nastasya Filippovna Baraşkova:  Küçük yaşta ailesini kaybeden Nastasya’nın zengin bir toprak sahibi velinimeti olur. Koyu kumral saçlı , koyu renk gözlü , yüzü hafif zayıf ve solgun oldukça güzel bir kadın. Çok hırlı bir kadındır, kendisinin , yaptıklarından dolayı rezil olduğunu düşünüyor. Herkes tarafından beğenildiği için bunu kullanmayı seviyor. Bazıları tarafından taptıklarından dolayı hasta ruhlu olarak anılıyor.

Parfyon Semyonoviç Rogojin: Milyoner bir tüccarın oğludur. Kısa boylu, siyah kıvırcık saçlı , gri ufak gözlü , yirmi yedi yaşlarında bir genç. Burnu iri , yassı, elmacık kemikleri çıkıktı; ince dudakları vardı. Her zaman alaylı bakar , ciddiye almamış gibi gözükürdü. İstediği almak için elinden gelmeyecek, onu durduracak hiçbir şey yoktur.

Aglaya İvanovna Yepançina: Bir generalin kızıdır. Annesi Mışkin ailesinin bir üyesidir. Aglaya diğer iki kız kardeşinden en güzeli ve dikkat çekici olanıdır. Ablaları bile onun için çok özveride bulunuyordu. Evin gözbebeğidir. Sinirlenince kızaran, kızarınca kendisine ve çevresine öfkelenen ve bu yüzden saçmalayan bir yapıya sahiptir. Oldukça gururlu ve çevresine alaycı olan bir kızdır.

Lizaveta Prokofyevna Yepançina: Doğuştan bir prenses ve Mışkin ailesinin son üyelerindendir.  Yüksek sosyetede yer edinmiş, her şeyini sosyeteye uygun yapmaya çalışan bir kadındır. Şık giyimli, dikkat çekici ve iyi bir annedir. Kızları için yapmayacağı şey yoktur.

ROMANIN GEÇTİĞİ ZAMAN:

Roman 19.yy’da geçmektedir.

Başkahramanın kasım sonlarında, karların eridiği bir sabahın saat dokuzunda Petersburg’a gelmesiyle başlar. Roman altı aylık bir zaman diliminde geçer. Kitabın sonuç bölümünde iki ay sonrasında yaşanan olayları özetleyerek bitirir.

ROMANIN GEÇTİĞİ YERLER:

Kitap genel hatlarıyla Rusya’nın Petersburg ve Pavlovsk illerinde geçmektedir.

Onun dışında Yepançinler’in evi, memur Lebedev’in prense kiraladığı evde ve Nastasya Filippovna’nın evinde geçer.

    ÖZET

Bu dünyada dürüst olmak, “budala” olmak demektir.

Ailesini bir bebekken kaybeden Mışkin Prensi Lev Nikolayeviç, sara hastasıydı. Bu yüzden onu evlat edinen zengin toprak sahibi Pavlişçev tarafından Rusya’dan İsviçre’ye tedavi edilmeye yollanmıştı. Uzun yıllar tedavi gören prens , iyileştiğini düşününce Rusya’ya Petersburg’a geri döndü. Trenle gelirken Rogojin adında biriyle tanışır. Rogojin Petersburg ve insanları hakkında geniş bilgilere sahipti. Ayrıca Nastasya Filippovna’ya delicesine aşıktır. Ona olan aşkını ve onu, uzun uzun anlatır prense.

Prens’in geri dönme amacı sadece yurduna olan özlemi değildir. Rusya’da Mışkinler’in kendisi gibi son üyelerinden birisi olduğunu duymuş onu bulmak istiyordur. Son üye, General Yepançin’in karısı Lizaveta Prokofyevna’dır. Yepançin evine gelince General ile tanışır. General saf,  iyi yürekli biri olduğunu anlayınca ayrıca kıyafetleri ince ve hiç parası olmadığını görünce ona yanında çalıştırdığı Gavrila Ardalionoviç’in evinde kalmasını teklif eder. Hiçbir şeyi ve kalacağı bir yeri olmayan prens bunu kabul eder. Sonunda Lizaveta Prokofyevna ile görüşmeyi başarır. Lizaveta Prokofyevna ve kızları prensle uzun bir muhabbet ederler. Kızlar, prensin saflığına gülüp kendi aralarında onun bir budala olduğunu düşünürler. Lizaveta Prokofyevna ailesinin önemli bir üyesine bu lakabı yakıştırmak istemese de o da kızlarının içten içe doğru olduğunu düşünüyordu. Ancak prens bir şekilde onları kendisine bağlamayı başarmıştı. Lizaveta Prokofyevna, anlamlandıramadığı bir şekilde prensle konuşmak istiyordur.

Prens, Gavrila Ardalionoviç’in evine gittiği gün olaylar karışır. Gavrila, herkesin tanıdığı, çok güzel ve zengin Nastasya Filippovna ile parası için evlenmek istemektedir. Ailesi bu durumu hazmedemiyor ve onu gelin olarak evlerinde istemiyorlardı. Çünkü Nastasya Filippovna’nın güzelliği kadar kendini beğenmişliği, etrafındakilerle oynadığı da ünleri arasındadır. İşte o gün Gavrila yine ailesiyle bu konuyu tartışırken Nastasya Filippovna eve geldi ve ortalığı daha da karıştırdı ama olaylar burada bitmiyor. Prensin Petersburg’a gelirken trende tanıştığı Rogojin de arkadaşlarıyla Gavrila’nın evini bastı. Orada Nastasya’yı görünce delirir ve ona, onunla evlenmesi için yüz bin teklif eder. İnsanların, kendisi için bir şeyler yapmaya çalışmasından hoşlanan Nastasya için bu mükemmel bir eğlencedir.  O akşam Nastasya Filippovna dostlarına bir yemek vereceğini açıkladı ve o yemekte Gavrila ile evlenip evlenmeyeceğini açıklayacağını söyleyeceğini de duyurdu. Ardından çıkıp gitti.

Prens, Nastasya’nın herkesin bildiği dışında aslında iyi bir insan kırılmış bir kalbi olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden Gavrila’nın onunla parası için evlenmesine engel olmak için o yemeğe davet edilmediği halde gitmeye karar verdi. Evi zar zor buldu. Nastasya Filippovna prensi görünce şaşırmış ancak onu yemeğe kabul etmiştir. O davette prensin aslında fakir olmadığı onu evlat edinen Pavlişçev’den büyük bir miras kaldığını gösteren bir mektup ortaya çıkar. Bu duruma göre prens artık bir milyonerdir ve herkes ona saygıyla davranırlar. Herkes hala bir budala olduğunu düşünse de bunu artık ona söylemiyorlardır.

Nastasya Filippovna’nın evlenme teklifine cevabını açıklama vakti geldiğinde herkes merakla bekliyordu. Nastasya Filippovna herkesi şaşırtarak kararı prensin vermesini ister. Prens, Gavrila’nın onunla parası için evlenmesini engellemek için hayır cevabını verir. Ve herkesi daha da şaşırtan bir şey yapar. Kendisi Nastasya’ta evlenme teklifi eder. Nastasya Fippovna prensin iyi kalbine dürüstlüğüne çocuk saflığına kıyamadığı için onunla evlenmeyi reddeder. Bu sırada Rogojin arkadaşlarıyla oraya teklif ettiği yüz binle gelir. Nastasya kendisi gibi bir kadının, Rogojin gibi kaba, görgüsüz bir adamı hak ettiğini düşünerek Rogojin ile evlenmeyi kabul eder. Rogojin’in ona verdiği parayı da Gavrila’ya , onunla parası için evlenmek istediği için verir. Ancak parayı öyle kolay vermez. Yüz bini şömineye atar ve Gavrila’nın çıplak elle ateşten almasını ister. Gavrila gururunu hiçe sayamadığı için parayı almaz ve orada bayılır.

Nastasya Filippovna Rogojin ile Petersburg’dan gittiler. Prens de miras işi için Moskova’ya gitmişti.

Prens döndükten sonra hastalığından mıdır bilinmez daha içinde çok büyük kuşkular vardır. Son derece dikkatsizdir. Bir gün kendisini Rogojin’in takip ettiğine dair bir kuşku yeşerir içinde. Rogojin’in evine gider oysa onun Nastasya Filippovna ile gittiğini biliyordu. Rogoojin’in evine gittiğinde Rogojin’in evinde olmasına şaşırır. Sebebini sorduğunda Nastasya Filippovna’nın düğüne günler kalan kaçtığını öğrenir. Otele gittiğinde Rogojin’in yine onu takip ettiğine dair kuşkulanır ve öyle olur da. Rogojin karanlıktan bir bıçakla fırlar. Ancak tehlike sadece Rogojin’in bıçağında değildir, asıl tehlike onun sara nöbetleridir. Nöbete yakalanarak merdivenlerden yuvarlanır. Onu evine dinlenmesi için götürürler.

Tüm bu yaşananların yanında Aglaya Yepançina’ya mektuplar gelmektedir. Mektupların sahibi Nastasya Filippovna’dır. Mektuplarında, Prensin Aglaya’ya aşık olduğunu ve kendisi prensi sevdiği için onun mutlu olasını istediğini bu yüzden Aglaya ile evlenmesini istiyordur. Onlar evlendikten sonra kendisi de Rogojin ile evleneceğini yazıyordu. Bu sürekli gelen mektuplar Aglaya’nın kafasını karıştırmıştır. Bir sürü sebeple prensle bir araya gelmiş, onu aşağılamış, dalga geçmişti. Prens her şeye rağmen Aglaya’ya kırılmadı. Hatta Petersburg’da ikisinin nişanlanacaklarına dair söylentiler bile dolaşıyordu. Lizaveta Prokofyevna ise tam tersi olarak Prensi asla bir damat olarak alamayacağını onun budala olduğunu, ailesini onurunu düşüreceğini söylüyordu. Ama yine kendisiyle çelişerek prensi göremeden yapamıyordu. Prens otelde yuvarlandıktan sonra onu ilk görmeye gidenlerdendi. Ona ailesinden biri olduğu için saygı duyuyordu sadece. Ama bu saygısı prensin dürüst ve iyi kalpli biri olduğu için budala olmasını değiştirmiyordu. Zaten Lizaveta Prokofyevna kızının prensi sevdiğinden emin bile olamıyordu. Kızı her fırsatta prensi yeriyordu. Lizaveta Prokofyevna’nın bu düşünceleri, bir akşam prensi ailenin ileri gelenlerine ve aile dostlarına damat adayı olarak tanıştırılmasını engellemedi. Lizaveta Prokofyevna ve kızları o akşam presin konuşmamasını istemiyorlardı. Çünkü prens bir konuyu tartışırken tüm iyi yürekliliğiyle saflığıyla tartışıyordu ama 19.yüzyıl insanını güldürüyordu. Bu budala olduğunun bir kanıtıydı. O akşam prens uzun bir süre sessiz kaldı ama onu öyle görenler muhabbete katmaya çalıştılar bu sefer. Prens konuşmaya başladıkça heyecanlandı, heyecanlandıkça saçmaladı  ve konuşurken hızlı hızlı konuştu. Diğer herkeste onun budala olduğunu düşünmeye başlamıştı. Onu susturmaya çalıştıkça daha çok konuşuyordu. Hatta Aglaya’nın önceki gün onu uyardığı, heyecanlanırsa kırması muhtemel olan vazoyu bile kırdı. O vazoyu kırınca korkusu hastalığını tetikledi ve nöbet geçirmeye başladı. Onu evine götürdüler ama Lizaveta Prokofyevna için bu yaptıkları asla damadı olamayacağını gösteriyordu. Yaşanan olaydan bir gün sonra Aglaya prense geldi ve onu Nastasya Prokofyevna’nın bir arkadaşının evine götürdü. Evde onları Nastasya Prokofyevna ve Rogojin bekliyordu. Prens ikisini görünce çok şaşırdı. Sonra öğrendi ki Aglaya Nastasya Prokofyevna’yla görüşmek için çağırmış onu. Ondan mektupları yollamasının sebebini öğrenmek istiyordu. Aralarında ciddi bir tartışma başladı. Nastasya Filippovna , prensin ona aşık olduğunu şu an isterse prensin onla geleceğini iddia ediyordu. Ve sonunda prensten bir seçim yapılması istendi. Prens başından beri kendinde değildi , hiçbir şeye yetişemiyordu. Onun bir dakika bile düşünmesi Aglaya için, prensin Nastasya’ya aşık olduğunu doğruluyordu. Oradan ağlayarak çıktı. Prens ise hemen peşinden çıkmaya yeltendi ama kapıdan çıkarken Nastasya Prokofyevna kolundan tuttu ve kucağına bayıldı. O gece prens onun yanında kaldı. O günden sonra da Petersburg’da Nastasya Filippovna ile prensin evleneceği duyulmuştu. Nastasya Filippovna her şeyin hızlı olmasını bir an önce evlenmeyi istiyordu. Tabii Lizaveta Prokofyevna ve ailesi bu olaydan sonra kesinlikle prensin adını anmayı reddetmişler, onunla ilgili hiç bir bilgi duymak istemiyorlardı. Artık onu bir dost olarak bile görmüyorlardı. Bir gün ortak bir tanıdıkları prensi görmeye gitti ve ona kimi sevdiğini sordu, prens Aglaya’yı çok sevdiğini onunla bir kere konuşsa ona her şeyi açıklayacağını aslında onun peşinden gelmek istediğini ama Nastasya bayıldığı için gelemediğini söyledi. Ama kendisi de artık her şey için geç kaldığını biliyordu. Bunu bilmesine rağmen her gün Yepançinlere gitmeye devam ediyordu ancak kimse onu eve almıyordu.

Düğün günü geldiğinde Nastasya Filippovna, Rogojin’in onu takip ettiğini onu öldüreceğini söylüyor çok korkuyordu. Her şey hazırdı , prens kilisede gelini bekliyordu. Nastasya Filippovna ise tam gelin arabasına biniyordu ki kalabalığın arasında Rogojiin’i gördü ve ona koştu, onu kaçırmasını istedi. Rogojin ile Nastasya Filippovna, Pavlovsk’a kaçtılar. Prens’ e haber gittiğinde sakindi, şaşırmadı ama bunu beklemiyordu. Prens evine gitti, o gece Nastasya Filippovna’yı bulmak için uğraşmadı. Ama ertesi sabah ilk trenle Pavlovsk’a gitti. İlk olarak Rogojin’in evine gitti ama oraya uğramayacaklarını düşünüyordu, kapıyı çaldı kimse açmadı. Bekçi evde olduğunu, annesinin bakıcısı ise evde olmadığını söylüyordu. Bir süre karşı kaldırımda bekledi. Perdede bir kıpırdanma ve birisinin açıp kapadığını görür gibi oldu ama bunu kendisinin dalgınlığına verdi. Daha sonra Nastasya Filippovna’nın arkadaşının evine gitti orada da değildi. Sonra Rogojin’in evine tekrar gitmek için yola koyuldu. Yolda Rogojin tarafından durduruldu. Rogojin onu takip etmesini söyledi. Rogojin’in evine geldiler ama eve gizlice girdiler. Prens camdan bakanın o olup olmadığını sordu, oydu. Nastasya Filippovna’nın burada olup olmadığını sordu, buradaydı. Ev çok karanlıktı, mum yakmasına izin vermiyordu çünkü kimsenin orada olduğunu bilmesini istemiyordu Rogojin. Onu, perdeyle ikiye ayrılmış bir odaya götürdü. Perdenin arkasında olduğunu söyledi ve prens perdenin arkasına geçti. Karanlıkta ilk hiçbir şey göremedi daha sonra gözü alışınca, yorganın altında birisinin olduğunu gördü, orada yatan Nastasya Filippovna’nın ölü bedeniydi.

Rogojin, Nastasya Filippovna’yı kalbinden bıçakla öldürmüş, muşambaya sarmıştı.  Prens tepki verememişti, Rogojin ne derse yapıyordu, kalkıp kapıyı kilitlediler. Ama onların gizlice girdiklerini gören bekçi polise haber verdi, polisler kapıyı kırıp içeri girdiler.

 

Rogojin, beyin iltihabından iki ay hastanede yattıktan sonra davası başladı, prensin suçlu olmadığı anlaşılmıştı. Rogojin sürgün cezası aldı. Aglaya ise hiç düşünmeden kendisini kont diye tanıştıran birisiyle evlenmiş. Ancak adam yalancı çıkmıştı. Ailesi bile Aglaya’yı uzun süre görememiş.  Prens ise İsviçre’ye eski doktorunun yanına, tedavi için geri döndü.

  DEĞERLENDİRMEM

Kötü bir son muydu, iyi bir son muydu, neyin iyi son sayılabileceğini bilemediğim bir kitaptı. Aglaya ile evlenseydi mutlu son mu olurdu ya da Nastasya Filippovna ile evlenseydi? Peki, Nastasya Filippova’nın nasıl bir mutlu sonu olabilirdi? Bence Nastasya Filippovna’nın seçeneklerinden bu kötünün iyisi. Prens için zaten başından beri hastalığının tekrar güçlenmesini bekliyorduk.

İlk defa bir kitaptan sonra sonunu bu kadar düşündüm. Kitabı okurken bazı yerlerde sıkıldım ama kitap bitince sonu için bile iyi ki okudum dediğim kitaplardan biri.

Kitapta 19.yy insanlarını, yaşamlarını o kadar açık görüyoruz ki… Bu bile okumak için yeterli bir sebep. Bunun dışında kitapta sadece tek bir yüzyılın sorunu olmayacak bir  kadar büyük bir sorunla karşılaşıyoruz. Özetin başında da bir cümle alıntıladım. “Bu dünyada dürüst olmak, “budala” olmak demektir.” Bence kitabı asıl anlatan her yönüyle anlatan cümle budur. Kitabı okurken her şeyin sebebini o an göremiyorsunuz, çoğu kitapta olduğu gibi. Ama kitap bitince her şey çok daha netleşiyor. Mesela prensin herkesin gözünde bir budala olmasının sebebi neydi? Hasta olması mı? Tabii ki sebep bu değildi. Sebep, insanların ilk defa kendi kötü kalplerine ters düşen iyi, saf, temiz bir kalple karşılaşmalarıdır. Dürüstlük, böylesine bir dürüstlük onlar için budalalıktı, ahmaklıktı. İyi bir insana tahammül edememektir bu.

Bana yeni fikirler katan, düşüncelerimi değiştiren ya da pekiştiren kitaplar her zaman en sevdiğim kitaplardır. Bu kitapta, sosyal bir soruna değinmesi ve güzel kurgusuyla beğendiğim bir kitap oldu.

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir