Atasözleri

       Bizim, gelenekle yerleşmiş bir atalarsözü almayışımız vardır. Bu anlayışa
göre atasözleri, ulusal varlıklardır. Tanrı ve peygamber sözleri gibi ruha
işleyen bir etki taşırlar. İnandırıcı ve kutsaldırlar. Nitekim eski bir
atasözü şöyle der: Atalar sözü Kur’ana girmez, yanınca yelişür (Birlikte
koşup gider; ondan geri kalmaz). Atasözleri, geniş halk yığınlarının
yüzyıllar boyunca geçirdikleri denemelerden ve bunlara dayanan düşüncelerden
doğmuşlardır. Ulusun ortak düşünce, kanış ve tutumunu belirtir, bize yol
gösterirler. Bir atasözüyle belgelendirilen tutumun doğruluğu herkesçe kabul
edilir. Anlaşmazlıklarda bir atasözü en büyük yargıcıdır. İşte bu atasözleri,
biçim bakımından da, kavram bakımından da birtakım özellikler taşırlar. O
özellikleri birer birer gözden geçirelim:

A- BİÇİM ÖZELLİKLERİ

1- Atasözleri kalıplaşmış (klişe durumuna gelmiş) sözlerdir: Her atasözü,
belli bir kalıp içinde, belli sözcüklerle söylenmiş olan donmuş bir biçimdir.
Sözcükler değiştirilip yerlerine -aynı anlamda da olsa- başka sözcükler
konulamayacağı gibi sözdiziminin biçimi de bozulamaz. Böyle değiştirmeler
yapılsa ortaya çıkan söz, -anlam değişmese dahi- atalarsözü diye anılmaz.

Örneğin:

Derdini saklayan derman bulamaz.

sözündeki derman yerine ilaç denilemez.

Çalma elin kapısını, çalarlar kapını.

sözü de, sözcüklerin sırası değiştirilerek:

Elin kapısını çalma, kapını çalarlar

biçiminde söylenemez.

2- Atasözleri kısa ve özlüdür. Az sözcükle çok şey anlatır:

Dikensiz gül omaz.

Alet işler, el övünür

Taşıma su ile değirmen dönmez … gibi.

3- Atasözlerinin çoğu bir, iki cümledir. Daha uzun olanları azdır:

Vakit nakittir.

Balık baştan kokar.

Yerin kulağı var.

Ak akçe kara gün içindir.

Deveci ile konuşan kapısını büyük açar.

Görünen köy kılavuz istemez.

Son pişmanlık fayda etmez.

Zaman sana uymazsa sen zamana uy.

Yoldan kal, yoldaştan kalma.

Dost ile ye iç, alışveriş etme.

Ne yavuz ol asıl, ne yavaş ol basıl.

Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al … gibi.

Bu örneklerde görüldüğü gibi, tümcelerde en çok geniş zaman kipi, kimi
vakit (öğüt olan atasözlerinde) emir kipi kullanılmıştır. Başka kiplerle
kurulmuş atasözleri daha azdır. Bunlarda da fiili söylenmemiş olanlarda da,
ya geniş zaman ya emir anlamı gizlidir:

Yalancının evi yanmış, kimse inanmamış.

Ana kızına taht kurmuş, baht kurmamış.

Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli.

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.

Anlayama sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.

İnsan söyleşe söyleşe, hayvan koklaşa koklaşa.

Deve bir akçeye, deve bin akçeye.

Evvel taam, sonra kelam … gibi.

B- KAVRAM ÖZELLİKLERİ

Her atasözü bir genel kural, bir düstur niteliğindedir. Bu kural ve
düsturlar başlıca aşağıdaki kavram bölükleri içinde
bulunur. Başka bir deyişle atasözleri, kavram bakımından birkaç çeşittir:

1- Sosyal olayların nasıl olageldiklerini -uzun bir gözlem
ve deneme sonucu olarak- yansızca bildiren atasözleri vardır:

Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.

Minareyi çalan kılıfını hazırlar.

Araba kırılınca yol gösteren çok olur.

Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek içer… gibi.

2- Doğa olaylarının nasıl olageldiklerini -uzun bir gözlem sonucu olarak-
belirten atasözleri vardır:

Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.

Kork aprilin beşinden, öküzü ayırır eşinden.

Zemheride kar yağmadan kan yağması iyi.

Mart yağar nisan övünür, nisan yağar insan övünür … gibi.

3- Toplumsal olayların nasıl olageldiklerini uzun bir gözlem ve deneme
sonucu olarak bildirirken bundan ders almamızı (açıkça söylemeyip
dolayısıyla) hatırlatan atasözleri vardır:

Ağlamayan çocuğa meme vermezler.

Öfke ile kalkan ziyan ile oturur.

Mahkeme kadıya mülk değil.

Sona kalan dona kalır. … gibi.

Bu sözlerin altında istemelisin ki elde edesin, insan kendisini öfkeye
kaptırmamalı… dersleri bulunmaktadır.

4- Denemelere ya da mantığa dayanarak doğrudan doğruya ahlak dersi ve öğüt
veren atasözleri vardır:

Çirkefe taş atma, üstüne sıçrar.

Ayağım yorganına göre uzat.

Bugünkü işini yarına bırakma.

Yoldan kal, yoldaştan kalma … gibi.

5- Birtakım gerçekler, felsefeler, bilgece düşünceler bildirerek (dolayısıyla)
yol gösteren atasözleri vardır:

Bal bal demekle ağız tatlı olmaz.

Can bostanda bitmez.

Korkunun ecele faydası yoktur.

Taşıma su ile değirmen dönmez … gibi.

6- Töre ve gelenekleri bildiren atasözleri vardır:

Dost başa bakar, düşman ayağa.

Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var.

Kızını dövmeyen dizini döver.

Kız beşikte, çeyiz sandıkta … gibi.

7- Kimi inanışları bildiren atasözleri vardır:

Kırk yılda bir ölet olur, eceli gelen ölür.

Ananın bahtı kızına.

Akacak kan damarda durmaz.

Baykuşun kısmeti ayağına gelir… gibi.

C- TAMAMLAYICI BİLGİLER

BİRKAÇ BİÇİMİ BULUNAN ATASÖZLERİ:

Atasözlerinin donmuş birer kalıp olduğunu söylemiştik.
(Bkz. 1, A, 1). Kimi atasözlerinin birkaç kalıbı bulunduğunu da belirtmek
gerekir. Bu kalıplardan her biri ayrı ayrı atalarsözü olarak tanındığından
değişiklikler donmuş olma kuralına aykırı sayılamaz. Örneğin:

Denize düşen yılana sarılır.

sözünün:

Denize düşen yosuna sarılır.

biçimi de vardır. Ama denize düşen balığa (ya da samana)
sarılır gibi bir biçimi yoktur.

Ayağını yorganına göre uzat.

sözü ise, sözcüklerin sırası değişmiş olarak:

Yorganına göre ayağını uzat.

biçiminde de söylenir. Bu ikiden başka biçimde söylenmez.

BÖLGELERDE DEĞİŞİK BİÇİMLER:

Kimi atasözleri, ayrı ayrı bölgelerde değişik biçimler almış olabilir. Bu
da yukarıdaki kuralın bozulmuş olması demek değildir. Bu gibi atasözlerinin
o bölgelerde kalıplaşmış özel biçimi var demektir. Örneğin:

Keskin sirke kabına zarardır.

Aç tavuk kendini buğday ambarında sanır.

sözleri kimi bölgelerde:

Keskin sirke küpüne zarar.

Aç tavuk düşünde (rüyasında) darı görür

biçimlerindedir.

ÖZEL BİR AMAÇLA UZATMAK:

Kısa ve özlü olmak, atasözlerinin özelliklerinden olmakla
birlikte (Bkz. 1, A, 2) kimi atasözleri -başka bir özelliği sağlamak için-
kavramı anlatmaya yetenden artık sözcük ile söylenmiş de olabilir:

El elden üstündür.

sözü, düşünceyi anlatmaya yeterken, buna:

arşa varıncaya kadar.

parçasının eklenmesiyle ikinci biçimde de kullanılan atasözü gibi.

Başka bir örnek: En kısa anlatım kılığını:

Ayıpsız yar olmaz.

kalıbı içinde bulunan sözün atasözü kimliğini almış biçimi,
daha uzun olarak:

Ayıpsız yar isteyen yarsız kalır.

Söz uzamıştır, ama o kısa anlatımlı kuru mantığın inandırıcılığını, etkinlik
ve güzelliğini de uzatma öğeleri sağlamıştır.

GENEL KURAL GİBİ OLANLAR:

Bütün atasözlerinin birer genel kural niteliğinde olduğunu yazmıştık.
(Bkz. 1, B). Bazı atasözleri genel kural gibi söylenmiş olduğu halde
gerçekten genel kural değildir. Örneğin:

Kör ölür, badem gözlü olur; kel ölür, sırma saçlı olur.

Gelen gidene rahmet okutur.

sözlerinin genel kural oldukları söylenemez. Bu gibi sözlerde sık sık
rastlanan durumların genelleştirilmiş olduğu görülmektedir.

Genelliğine düşüncemizle sınır çizdiğimiz, her vakit değil
zaman zaman böyle olduğunu kabul ettiğimiz atasözlerinden kimisinin eski
biçiminde bu genelliğin hangi koşula bağlı bulunduğu söz içinde
belirtilmiştir. Nitekim bugün:

Suyu getiren de bir, testiyi kıran da.

biçiminde söylediğimiz atasözünün, 15. yüzyılda yazılmış
olan Atalar Sözü kitabındaki biçimi şudur:

İyilik bilmeyen katında su getirenle senek sıyan biridir.

ATASÖZLERİNDE MECAZ:

Atasözlerini temsili sözler diye tanımlayanlar ve mecazı atasözlerinin
ayrılmaz niteliği sayanlar vardır. Her ne kadar atasözlerimizin çoğu temsili
ve mecazi ise de temsili ve mecazi olmayan atasözlerimiz de az değildir.
Örnekler:

Sirkesini sarmısağını sayan paçayı yiyemez. (Mecazlı)

Mum dibine ışık vermez. (Mecazlı)

Damlaya damlaya göl olur. (Mecazlı)

Bugünkü işini yarına bırakma. (Mecazsız)

Dost ile ye iç, alışveriş etme. (Mecazsız)

Akıllı düşman akılsız dosttan hayırlıdır. (Mecazsız)

ATASÖZLERİNDE SÖZ SANATLARI:

Atasözlerinde ustaca bir üslup, büyüleyici ve inandırıcı bir
anlatım özelliği vardır. Yüzyıllardan beri kullanıldıkları, her
gün işitildikleri halde tazeliklerini kaybetmeyen bu sözlerde
çeşitli anlatış yolları, çeşitli söz ve anlam sanatları görülür.
Örnekler:

BEYİT

Gülme komşuna – Gelir başına.

Sakla samanı – Gelir zamanı.

Açtırma kutuyu – Söyletme kötüye.

Güvenme varlığa – Düşersin darlığa.

Güzellik on – Dokuzu don.

Hayır dile komşuna – Hayır gele başına.

Mart kapıdan baktırır – Kazma kürek yaktırır.

Ağlarsa anam ağlar – Başkası yalan ağlar.

Oduncu gözü amçada – Dilenci gözü çömçede.

Bağa bak üzüm olsun – Yemeye yüzün olsun.

Gelin altın taht getirmiş – Çıkmış kendisi oturmuş.

DİZE:

Çocuktan al haberi.

Kimse bilmez kim kazana kim yiye.

Kendi düşen ağlamaz.

Dinsitin hakkından imansız gelir.

Bey ardından çomak çalan çok olur.

Dilsizin dilinden anası anlar.

Çok naz aşık usandırır.

Etme bulma dünyası.

SECİ:

Dertsiz baş mezarda taş.

Dervişin fikri ne ise zikri odur.

Kar eden az etmez.

Atta karın yiğitte burun.

İt ulur birbirini bulur.

Müft olsun da zift olsun.

Güvenme dostuna saman doldurur postuna.

Emmim, dayım hepsinden aldım payım.

Emmim, dayım, kesem, elimi soksam yesem.

TEVZİYE:

Sarmısak da acı amma evde lazım bir dişi.

KİNAYE:

Can boğazdan gelir.

Balık baştan kokar.

Davul dengi dengine diye çalar.

ALLİTERASYON:

Akça akıl öğretir.

Kaynayan kazan kapak tutmaz.

Tarlayı taşlı yerden kızı kardeşli yerden.

Başına gelen başmakçıdır.

Al giyen aldanmaz.

Aşını, eşini, işini bil.

Kardeşten karın yakın.

Kızını dövmeyen dizini döver.

CİNAS:

Dilim seni dilim dilim dileyim.

Yerine düşmeyen gelin yerine yerine eskir.

Aç ile eceli gelen söyleşir.

Ulu sözü dinlemeyen uluya kalır.

Bal bol yiyen bel bel bakar.

Hasta yatan ölmez eceli yeten ölür.

Köpekle dalaşmaktan çalıyı dolaşmak yeğdir.

EĞRETİLEME (İŞTİARE):

Ağaç yaşken eğilir.

Ölmüş koyun kurttan korkmaz.

Delikli taş yerde kalmaz.

Koça boynuzu yük değil.

Domuzdan toklu doğmaz.

Dikensiz gül olmaz.

Et tırnaktan ayrılmaz.

Erkek sel, kadın göl.

Gön yufka yerinden deliriz.

Çoban armağanı çam sakızı.

Çay geçerken at değiştirilmez.

MECAZI MÜRSEL:

Bir çiçekle yar olmaz.

Borçlunun dili kısa gerek.

Gavurun ekmeğini yiyen gavurun kılıcını çalar.

Hamama giren terler.

Ağız yer yüz utanır.

İki el bir baş içindir.

Kefenin cebi yok.

Kendi düşen ağlamaz.

Sağ baş yastık istemez.

Hasta ol benim için, öleyim senin için.

TEZAT:

Ak akçe kara gün içindir.

Deli dostun olacağına akıllı düşmanın olsun.

Yaz yalan kış gerçek.

Zengin arabasını dağdan aşırır, zügürt düzovada yolunu şaşırır.

At bulunur meydan bulunmaz, meydan bulunur at bulunmaz.

İstediğini söyleyen istemediğini işitir.

Güvenme varlığa düşersin darlığa.

İHAMI TEZAT:

öksüzün karnına vurmuşlar, vay arkam demiş.

AKİS:

Buldum bilemedim, bildim bulamadım.

Sen olursan bensiz, ben de olurum sensiz.

Üzüm üzüme baka baka kararı.

İSTİFHAM:

Bağduy ekmeğin yoksa buğday dilin de mi yok?

El mi yaman, bey mi yaman?

Erkek aslan aslan da dişi aslan aslan değil mi?

Kabahat ölende mi öldürende mi?

Sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa?

Yenice eleğim, seni nerelere asayım?

ŞİBHİ İŞTİKAK:

Geç olsun da güç olmasın.

İtle dalaşmaktan çalıyı dolaşmak yeğdir.

İnsan doğduğu yerde değil doyduğu yerde.

Hasta yatan ölmez eceli yeten ölür.

ZEF ve NEŞİR:

Yaman komşu, yaman avrat, yaman at. Birinden göç, birini başa, birini sat.

EKSİLTİLİ ATASÖZLERİ:

Kimi atasözleri etsiltili anlatımla söylenegelmiştir. Örnekler:

Borç vermekle, düşman kırmakla.

Ata arpa, yiğide pilav.

Aş tuz ile, tuz ozan ile.

Atın ürkeği, yiğidin korkağı.

Ana hakkı Tanrı hakkı.

Aba vakti yaba, yaba vakti aba.

Bağ bayırda, tazla çayırda.

Elmayı çayıra, armudu bayıra.

Bakarsan bağ, bakmazsan dağ.

El el ile değirmen yel ile.

Sen sen, ben ben.

İncir babadan, zeytin deden.

ÖYKÜ BİÇİMİNDEKİ ATASÖZLERİ:

Kimi atasözleri çok kısa bir öykü biçiminde söylenmiştir.
Örnekler:

Oynamasını bilmeyen kız yerim dar demiş. Yerini gelişletmişler gerim dar
demiş.

Deveye inişi mi seversin yokuşu mu demişler; düz yere mi girdi demiş.

Eşeği düğüne çağırmışlar; ya odun eksik, ya su demiş.

Kurda neden boynun kalın demişler; işimi kendim görürüm de ondan demiş.

Katıra baban kim demişler; dayım at demiş.

Yengece niçin yan yan gidersin demişler serde kabadayılık var demiş.

Kediye bokun kimya demişler; üstünü örtmüş.

Terziye göç demişler; iğnem başımda demiş.

Tilkiye tavuk kebabı yer misin demişler; adamın güleceğini
getiriyorsunuz demiş.

Ağaca balta vurmuşlar; soyu bedenimden demiş.

Tencere demiş: dibim altın; kepçe demiş: girdim çıktım

Yalancının evi yanmış; kimse inanmamış.

ATASÖZLERİNDE DEVRİK TÜMCE:

Birçok atasözü devrik tümce ile kurulmuş; böylece daha
güçlü bir anlatım sağlanmıştır Örnekler:

Ada bana, adayım sana.

Kazma elin kuyusunu, kazarlar kuyunu.

Say beni sayayım seni.

Açma sırrını dostuna o da söyler dostuna.

Ağlama ölü için ağla deli için.

Al kaşağıyı gir ahıra, yarası olan gocunur.

Besle kargayı oysun gözünü.

An beni bir kazla o da çürük çıksın.

Açtırma kutuyu söyletme kötüyü.

Sorma kişinin aslını, sohbetinden bellidir.

Var ne bilsin yok halinden.

ATASÖZLERİ ULUSAL DEĞERLERİ YANSITIR:

Her ulusun atasözleri, kendi varlığının ve benliğinin aynasıdır.
Atasözlerinde bir ulusun düşünceleri, yaşayışları, inanışları, gelenekleri
görülür. Atasözleri, ulusların zekalarındaki keskinliği, hayallerindeki
genişliği, duygularındaki inceliği belirten en değerli örneklerdir. Bu
sözler, derin felsefelerden başka güzel buluşlarla, parlak nüktelerle, ince
alaylarla, sert taşlamalarla doludur. Böylece her atasözü, kendi ulusunun
damgasını taşır.

ATASÖZLERİNİN ÇIKIŞI VE BİÇİMLENMESİ:

Bir atasözünün ilk taslağını kuşkusuz ki tek kişi ortaya atmıştır. Ama
zamanla birçok kişiler onun üzerinde yontmalar, eklemeler, değiştirmeler
yapmışlar; ona kamunun beğendiği, benimsediği bir biçim vermişlerdir. İşte
ilk taslak, bu son biçimiyle atasözlerinin bütün niteliklerini kazanmış ve
bir kişinin malı olmaktan çıkarak toplumun malı olmuştur.

ATASÖZLERİNİN ESKİLİĞİ, YENİLİĞİ:

Atasözlerinin, atalardan kalma, eski, ulusal varlıklar olduğunu söylüyoruz.
Bu eskilik niteliği üzerinde biraz durmak gerekir:

a) Yüzlerce yıl halk potasında kaynadıktan sonra atasözü
niteliğini kazanmış olan bir sözün sözcüklerinde sözdiziminde
zamanla değişiklikler olabilir. Örnek olarak iki atasözünün
bugünkü, 15 ve 11’inci yüzyıllardaki biçimlerini bir arada gösterelim:

Kurt komşusunu yemez. (Bugünkü)

Kurt konşısın incitmez. (15’inci yüzyıldaki)

Böri koşnısın yimes. (11’inci yüzyıldaki)

Isıramadığın eli öp başına ko. (Bugünkü)

Kesemedüğün eli öp başına ko. (15’inci yüzyıldaki)

Taşığ ısrumasa öpmiş kerek. (11’inci yüzyıldaki)

(Taşı ısıramazsa öpmesi gerek)

b) Eski atasözlerinden bugün unutulmuş olanlar bulunduğu gibi yeni
zamanlarda dogmuş atasözleri de vardır. Dokuz yüzyıl önce yaşadıkları Divanü
Lugat-it Türk’ten anlaşılan atasözlerinden kimisi bugün de yaşamakta ise de
kimisi unutulmuştur. Dahası 15. yüzyıl atasözlerinin durumu da
böyledir. Örneğin Divan’daki:

Otug odhguç birle üçürmes.

(Ateş alevle söndürülmez.)

Buzdan suv tamar.

(Buzdan su damlar.)

Teşük suvda belgürer.

(Kasık yarığı suda belli olur.)

gibi birçok atasözleri unutulmuştur. Bunun gibi 15. yüzyılda derlenmiş olan
atasözlerinden:

Sünnet var cümle kesmek yok.

Eşek eti diriyle tatludur.

İl ilden ayruksı olmaz, töresi ayruk olur.

gibileri bugün işitilmemektedir. Öte yandan:

Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var.

gibi kahvenin yurdumuza yayıldığı tarihten sonra çıkan atasözleri de vardır.
Demek ki atasözleri de dilin sözcükleri gibi sürekli bir oluş-unutuluş
durumu içindedir.

DÖRT BÖLÜK ATASÖZÜ:

Atasözleri, kullanıldıkları yer ve zaman bakımından dört
bölüğe ayrılabilir: a) Yurdun her yerinde kullanılanlar; b) Sadece bir
bölgede bulunanlar; c) Türkiye dışındaki Türk lehçelerinde yaşayanlar; ç)
Eski zamanlarda kullanılmış iken bugün bırakılmış olanlar. Biz bunları ayrı
ayrı derleme konusu yapmayı uygun buluyoruz. Nasıl ki sözlüklerimiz: a) Ortak
yazı dili sözlüğü; b) Bölge ağızlarının sözlüğü; c) Lehçeler
sözlüğü; ç) Tarihsel sözlük olarak ayrı ayrı ortaya konulmaktadır.

ÇELİŞİK ATASÖZLERİ:

Atasözleri içinde anlamları birbirine aykırı olanlar vardır.
Her atasözü bir kural olduğuna göre bu çelişik sözlerden her
biri nasıl kural sayılabilir? Bu soruya cevap verebilmek için
görüp geçirdiğimiz olayların çelişmelerle dolu olduğunu düşünmek
gerekir: Bunları belirten kurallar da şüphesiz öyle
olacaktır. Bundan başka aynı olay; değişik koşullar altında
ayrı ayrı sonuçlar verebilir. O zaman birbirini tutmayan düsturlar ortaya
çıkar. Nitekim yalan söylemenin kötü sonuçlar vereceğini bildiren
atasözleriyle birlikte doğru söylemenin kötü sonuçlar vereceğini bildiren
atasözleri de yaşamaktadır:

Yalancının evi yanmış, kimse inanmamış.

Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.

Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.

Doğru söyleyenin tepesi delik olur. (Çünkü herkes başına vurur.)

Bunun gibi, iyilik yapanın iyilik göreceğini bildiren atasözlerimiz de
kötülük göreceğini bildiren atasözlerimiz de vardır:

İyilik eden iyilik bulur.

İyiliğe iyilik olsaydı koca öküze bıçak olmazdı.

Burada bir inceliği belirtmek yerinde olur: Birbirine aykırı olan
atasözlerinin hepsi kural gibi söylenmiş olmakla birlikte doğru yargılı
olmayanlar, ya toplumla alaydır, ya taşlamadır ya uyarmadır ya yermedir ya da
bir kötümserlik ve öfke anlatımıdır. Bunlar doğru şeyler söylemek için değil,
toplumca benimsenmek gibi bir genelliği bulunan ruh hallerini
yansıtmak için ortaya çıkmışlardır. Aralarında yerine göre inanılarak
söylenilmiş olanlar da bulunabilir. Örneğin:

Devlet malı deniz, yemeyen domuz.

sözü taşlama da, öfke anlatımı da, inanılarak söylenilmiş bir
söz de olabilir.

İKİ YARGILI ATASÖZLERİ:

Birtakım atasözleri çifte yargılı, çifte kurallıdır. Bu özellik
eski atasözlerinde de bugünkülerde de görülür. Yargılar arasında
başlıca iki türlü ilgi bulunur.

a) Atasözü iki cümleli bir benzetmedir. Cümlelerden biri
benzeyen, öteki kendisine benzetilen yandır. Divanü Lugat-it Türk’teki şu
söz gibi:

Ula bolsa yol azmas, bilig bolsa söz yazmas.

(İşaret olsa yol şaşırılmaz, bilgi olsa söz sapıtılmaz.)

Bugünkü atasözlerinden örnekler:

Demir tavında, dilber çağında.

Hırsızlık bir ekmekten, kahpelik bir öpmekten.

Erken kalkan yol alır, erken evlenen döl alır.

Kavurga karın doyurmaz, kar susuzluk kandırmaz.

Çok mal haramsız, çok söz yalansız olmaz.

Eken biçer, konan göçer.

Tarlayı taşlı yerden, kızı kardaşlık yerden.

Paran çoksa kefil al, işim yoksa şahit ol.

Suyun yavaş akanından, insanın yere bakanından kork.

b) Atasözünün iki cümlesi anasında bir benzetme değil başka bir ilgi
vardır: İki yargı birbirini tamamlar ya da birbirine karşıt olabilir
Örnekler:

Aç bırakma hırsız edersin, çok söyleme arsız edersin.

Baba vergisi görümlük, koca vergisi doyumluk.

Var evi kerem evi, yok evi verem evi.

Güzel bürünür, çirkin görünür.

ATASÖZLERİYLE KARIŞTIRILAN SÖZLER:

Atasözlerinin niteliklerinden kimisini taşıdıkları için atasözlerini
andıran ve birçok kitaplarda atasözü diye gösterilen birtakım sözler vardır.
Aşağıda çeşitlerini gösterdiğimiz bu sözler, gerçek atasözleriyle
karıştırılmamalıdır:

a) Özsöz, özdeyiş (vecize) adları verilmesi gereken ve uzun uzun
açıklanabilen derin anlamlı kısa sözler. Bunlar içinde yazanı; söyleyeni
belli olanlar da olmayanlar da vardır.
Örnekler:

Kendini bil. (Khilon)

En büyük utku, kişinin kendine egemen olmasıdır. (Eflatun)

Malı az olan değil, istekleri çok olan insan fakirdir. (Seneca)

Düşünüyorum, öyleyse var. (Descartes)

Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. (Atatürk)

Hakaret muhayyerdir, reddolunur. (Hamit)

Açıkgözlülük, sırasında göz yummayı bilmektir. (Cenap Ş.)

Suüstimal kapısını aralık etmeye gelmez; derhal ardına kadar açılır. (Cenap Ş.)

Kainatta yalnız bir sosyalist tanırım: Ecel. (Cenap Ş.)

En metin nokta-i istinat, insanın kendi kuvvetidir. (Cenap Ş.)

Bir güzel kıyafet, iyi bir tavsiye mektubudur. (Cenap Ş.)

Keskin kılıç kullananlar yanlış hamlelerden sakınmalıdırlar.

Kabiliyetin mektebi yoktur.

Adalet mülkün temelidir.

b) Özdeyiş dışında kalan ve halk arasında sık sık kullanılan kısa, kuru,
yalın gerçekler:

Parasızlık her fenalığı yaptırır.

Çalışan kazanır.

Cümlemizin gireceği kara topraktır.

Baba evladının fenalığını istemez.

Meşveretsiz yapılan işten hayır gelmez.

İlim deryadır.

Lakırdı ile iş bitmez.

Takdir ne ise o olur.

Talih yar olmayınca elden ne gelir.

Can tatlıdır.

Herkes ana baba evladıdır.

Fena söz çekilmez.

c) Yazanı bilinsin, bilinmesin bilgece dize ve beyitler:

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi. (Kanuni)

Akla mağrur olma Eflatun-i vakt olsan eğer,

Bir edib-i kamili gördükte tıfl-ı mektep ol. (Nefi)

Hak ol ki Huda mertebeni eyleye ali. (Ruhi)

Taklid-i zag kebk-i hıramanı güldürür. (Yahya Ef.)

Sükut etmek gibi nadane alemde cevap olmaz. (Şefii Dede)

Şecaat arz ederken merd-i Kıpti sirkatin söyler. (Ragıp Pş.)

Erişir menzil-i maksuduna aheste giden. (Hatemi)

Tiz reftar olanın payine damen dolaşır. (Hatemi)

Laf-ı dava-yı enaniyyet ne lazım akıle, (Esat Muhlis Pş.)

Herkesin alemde bin mafevkı bin madunu var. (Esat Muhlis Pş.)

Mihneti kendüye zevk etmedir alemde hüner. (Vasıf)

Zerdüz palan ursan eşek yine eşektir. (Ziya Pş.)

İhtilafatıyle ugraşmakta dehrin zevk yok, (Muallim Naci)

Zevk anın mirsad-ı ibretten temaşasındadır. (Muallim Naci)

ç) Kimi şairler manzumeleri içine aldıkları atasözlerinin
kalıbını bozmuşlardır: Vezne uysun diye ve başka nedenlerle
sözcükleri değiştirmişler, araya sözcükler katmışlar, sözdizimine
başka biçim vermişlerdir. Edebiyatımızda örneği pek
çok olan böyle sözler, manzume içindeki değişik biçimleriyle
atasözleri sayılamazlar; asıllan başka türlü olan atasözlerine işaret
sayılırlar. İşte birkaçı:

Yüce olur ise her ne kadar dağ,

Yol üstünden aşar yakın u ırağ. (Güvahi)

(Dağ ne kadar yüce olsa yol üstünden aşar.)

::::::::::::::

Ecel olduğu yoktur havf ile def. (Güvahi)

(Korkunun ecele faydası yoktur.)

::::::::::::::

Ki başka buzağı, kaçma bu sözden,

Yeğ olur şeksiz ortaklık öküzden. (Güvahi)

(Ortaklık öküzden yalnız buzağı yeğdir.)

::::::::::::::

İşitmedin mi rişvet kapudan şad

Giricek bacadan gamgin çıkar dad. (Güvahi)

(Rüşvet kapıdan girerse iman bacadan çıkar.)

::::::::::::::

Bu mesel meşhurdur kim dest ber balayı dest..

(El elden üstündür.) (Nev’i)

::::::::::::::

Ağlamak ne demek kendi düşenler? (Lemi)

(Kendi düşen ağlamaz.)

:::::::::::::

Binenler tiz nüzul eyler semend-i müstear üzre.

(Eğreti ata binen tez iner.) (Nabi)

:::::::::::::

Zeminin guşu var derler meseldir. (Hıfzi)

(Yerin kulağı var.)

:::::::::::::

Hoş gelir avaze-i davul u zurna durdan. (Molla)

(Davulun sesi uzaktan hoş gelir.)

:::::::::::::

Anlamaza davul çalsan vız gelir,

Anlayana sivrisinek saz olur. (Mesti)

(Anlayana sivrisinek saz, anlamaya davul zurna az.)

Bir atasözünün ayrı ayrı kişilerce, hatta bir şairce türlü biçimlere
sokulduğuna da örnekler verelim:

Verilmez oğlan ağlamasa emcek. (Güvahi)

Ağlar sabi bile: Verin mememi. (Gufrani)

(Ağlamayan çocuğa meme vermezler.)

Demekle bal tatlu olmaz ağız. (Güvahi)

Meseldir zikr-i şehd ile şeha olmaz dehen şirin. (Kalayı)

Bal bal desen ağız bal olur mu ya? (Gufrani)

(Bal bal demekle ağız tatlı olmaz.)

Ki atlaslar olur zaman ile dut. (Süheyl ü Nevbahar)

Ki atlaslar olur eyyam ile tut. (Tutmacı)

Küyenler hardan hurma yediler,

Koruktan sabr ile helva yediler. (Şeyhi)

Nice şirin demiş bunu dana

Ki olur sabr ile koruk helva. (Hamdullah Hamdi)

Bağda sabr ile biter huşe,

Huşe em sabr ile olur tuşe. (Hamdullah Hamdi)

Eğer sabredesin ey nahl-i ziba,

Koruk helva ola vü har hurma. (Kemal Paşazade)

(Sabırla koruk helva olur, dut yaprağı atlas)

Ki vardurur gönülden gönüle rah. (K. Paşazade)

Ki derler var gönülden gönüle yol. (K. Paşazade)

Ki gönülden gönüle vardır rah. (K. Paşazade)

(Gönülden gönüle yol vardır.)

BAŞKA DİLE ÇEVİRİLME:

Atasözleri başka dile çevrilebilir. Bu çevirde anlam kaybolmaz, sadece
biçim özellikleri kaybolur. Birçok uluslarda aynı anlamı taşıyan atasözleri,
de vardır.

Ç. TANIM

Yukarıdaki açıklamalarla atasözlerinde bulunan çeşitli özellikleri ortaya
koymuş bulunuyoruz. Bütün bu özellikleri içine alan bir tanım çok uzun olur.
Bunun için ana nitelikleri belirterek olabildiğince kısa bir tanım yapacağız:
Atalarımızın, uzun denemelere dayanan yargılarını genel kural, bilgece
düşünce ya da ögüt olarak düsturlaştıran ve kalıplaşmış biçimleri bulunan
kamuca benimsenmiş öz sözler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir