Deyimler

 

 Deyimleri şöylece tanımlayabiliriz:

Bir kavramı, bi durumu, ya çekici bir anlatımla ya da özel bir yapı içinde belirten ve çoğunun gerçek anlamlarından ayrı bir anlamı bulunan kalıplaşmış sözcük topluluğu ya da tümce.

Deyimlerde de hem biçim, hem kavram özellikleri bulunmaktadır. Biçim özelliklerinden kimisi, atasözleriyle deyimler arasında ortaktır. Kavram özelliklerinde böyle bir ortaklık yoktur.

 

A- BİÇİM ÖZELLİKLERİ

 

1- Deyimler de atasözleri gibi, kalıplaşmış sözlerdir. Bir deyimin

sözcükleri değiştirilip yerlerine -aynı anlamda da olsa- başka sözcükler

konulamaz ve deyimin sözdizimi bozulamaz. Örneğin:

 

Ayıkla pirincin taşını

 

deyimi, ayıkla bulgurun taşını biçiminde söylenebileceği gibi,

 

Tut kelin perçeminden

 

deyimi de kelin perçeminden tut biçiminde kullanılamaz.

 

2- Deyimler de, atasözleri gibi, kısa ve özlü anlatım araçlarıdır.

 

Dil dökmek – Kelle kulak yerinde – Kel başa şimşir tarak – Atı alan

Üsküdar’ı geçti… gibi.

 

3- Deyimler en az iki sözcükle kurulurlar ve biçim bakımından iki bölüğe

ayrılabilirler:

 

  1. a) Sözcük öbeği durumundaki deyimler:

 

Ağır başlı – Eli bayraklı – Püf noktası – İçli dışlı – Kellesi

koltuğunda – Gel zaman git zaman – Kaşla göz arasında – Suya sabuna

dokunmadan… gibi.

 

Öbeği oluşturan sözcükler bitişik yazılmaz.

 

Ünlem niteliğindeki deyimleri de bu bölük içine almak uygun olur:

 

Adam sen de! – Cart kaba kağıt! – Yok devenin başı! – Hele hele!… gibi.

 

  1. b) Tümce durumundaki deyimler:

 

Dostlar alışverişte görsün.

 

Halep ordaysa arşın burda.

 

İncir çekirdeğini doldurmaz.

 

Delik büyük, yama küçük… gibi.

 

Bir mastarla sona eren deyimler, çekime gireceklerinden

ve dolayısıyla bir tümce kuracaklarından bu bölük içinde yer

alırlar. Örnekler:

 

Göz yummak – Gönül almak – Dirsek çevirmek – Damarı tutmak – Baltayı

taşa vurmak – Boyunun ölçüsünü almak – Bir taşla iki kuş vurmak – Ağzına bir

parmak bal çalmak – Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak…

 

Bunlar göz yumdum, gönlünü alalım, baltayı taşa

vurdunuz, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan oldu…. gibi

tümceden oluştururlar.

 

B- KAVRAM ÖZELLİKLERİ

 

1- Deyim, bir kavramı belirtmek için bulunmuş özel bir

anlatım kalıbıdır; genel kural niteliğinde bir söz değildir. Deyimi

atalarsözünden ayıran en önemli özellik budur.

 

Deyimleri biçim özellikleri bakımından incelerken iki bölüğe ayırmıştık.

(Bkz. 2, A, 3). b) bölüğünde bulunanlar, çoğu zaman atasözleriyle, karıştırılmaktadır.

Bu karıştırmanın nedeni, her iki söz çeşidinin de tümce durumunda bulunması

ve hoşa giden bir anlatım taşımasıdır. Biçim benzerliğinden ileri gelen bu

karışıklık, kavram ayrılığına dikkat edilirse ortadan kalkar. Örneğin:

 

Bitli baklanın kör alıcısı olur.

 

İşleyen demir ışıldar.

 

Bugünkü işini yarına bırakma.

 

cümleleri atasözleridir. Çünkü her biri bir genel kuraldır. Denenmiştir: Her

zaman bitli baklanın kör alıcısı olur. İşleyen demirin ışıldadığı su götürmez

bir gerçektir: Bugünkü işini yarına bırakmamak öğüdü de her zaman uygulanmak

üzere ortaya konulmuş bir düsturdur. Oysa:

 

Atı alan Üsküdar’ı geçti.

 

Armut piş, ağzıma düş.

 

Bu perhiz ne, bu lahana turşusu ne?

 

sözleri deyimdir. Çünkü hiç biri genel kural olarak söylenemez: Her zaman

atı alan Üsküdan geçmez. Armut piş ağzıma düş sözü her vakit değil, ancak

kimi durumlar için doğrudur. Perhizle lahana turşusu da bir düstur gibi

yürütülemez.

 

2- Deyimlerin amacı, bir kavramı ya özel kalıp içinde, ya

da çekici, hoş bir anlatımla belirtmektir. Atasözlerinin amacı ise yol

göstermek, ders ve ögüt vermek, ibret almamız için gerçekleri bildirmektir.

Görülüyor ki deyimle atasözü, amaçta da birbirinden ayrılmaktadır.

 

3- Deyimle atasözü arasında, sınırda bulunan sözlere dikkat edilmelidir:

 

  1. a) Atasözleri arasına da alınsa, deyimler arasına da alınsa

yanlış sayılamayacak sözler vardır. Bu, atasözleriyle deyimleri birbirinden

ayıran özelliklerin iyice belirmemiş olmasından değil, bu çeşit sözlerin

iki anlam taşımasından ya da iki türlü yorumlanabilmesinden ileri gelir.

Örneğin:

 

Açtırma kutuyu söyletme kötüyü.

 

sözü, karşındakini kızdırarak seninle ilgili şeyleri ortaya

dökmesine, senin için kötü şeyler söylemesine yol açma anlamına kullanılırsa

atasözü olur. Beni kızdırırsan senin için kötü şeyler söylerim anlamına

kullanılırsa deyim olur.

 

Başka bir örnek:

 

Çam sakızı çoban armağanı.

 

sözü zengin olmayan kimsenin armağanı, pahalı bir şey

olamaz diye yorumlanırsa atasözü sayılmış olur. Sunduğum şey değersiz ama

gücüm ancak buna yetiyor diye yorumlanırsa deyim sayılmış olur.

 

Böyle iki niteliği bulunan sözlerden birkaç örnek:

 

Arnavut’a sormuşlar: cehenneme gider misin? diye, aylık kaç? demiş.

 

Atın ölümü arpadan olsun.

 

Buğday ekmeğin yoksa bugday dilin de mi yok?

 

Keçiye can kaygısı, kasaba yağ kaygısı.

 

Sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa?

 

Üzümü ye de bağını sorma.

 

Varışına gelişim, tarhana aşına bulgur aşım.

 

Balaban aş pişirmiş, çocuklarını başına üşürmüş.

 

-Deveyi gördün mü? Yeden ölsün.

 

Karınca kararınca.

 

  1. b) Kimi sözler, fiil çekiminin değişmesi ile atasözü iken deyim, deyim iken

atasözü durumuna girer Örneğin: Dağ yürümezse abdal yürür atasözüdür. Dağ

yürümezse abdal yürüsün deyimdir. Bunun gibi: Doğmadık çocuğa don biçilmez

atasözüdür. Doğmadık çocuğa don biçmek deyimdir.

 

Bir örnek daha: Ölümü gören hastalığa razı olur, atasözüdür. Ölümü görüp

hastalığa razı olmak ya da Ölümü gördü de hastalığa razı oldu deyimdir.

 

Bu biçim deyimler, kalıpları bilinen atasözlerine rişaret de sayılabilir.

 

4- Biçim bakımından iki bölüğe ayırdığımız deyimleri kavram bakımından da

ikiye ayırabiliriz:

 

  1. a) Deyimlerin çoğunda kalıplaşmış sözden çıkan anlam,

sözcüklerin gerçek anlamlan dışındadır: Örnekler:

 

Devede kulak – Düttürü Leyla – Başlı başına – İçinden pazarlıklı – Sapı

silik – Çantada keklik – Gün görmüş – Ömür törpüsü – Püsküllü bela – Dişe

dokunur – Yıldızı dişi – Danışıklı dövüş – Hem nalına hem mıhına – Ağır ezgi,

fıstıki makam – Balık kavağa çıkınca – Abayı yakmak – Hapı yutmak – Pabucu

dama atılmak – Mercimeği fırına vermek – İki ayağını bir pabuca koymak – Tozdan

dumandan ferman okunmamak – Karda gezip izini belli etmemek – Tavşana

kaç, tazıya tut demek – Fol yok, yumurta yok – Ne şiş yansın ne kebap – Öküz

öldü ortaklık ayrıldı – Tencere yuvarlandı kapağını buldu – Ben diyorum

hadımım, o soruyor oğul uşaktan neyin var?

 

  1. b) Kimi deyimlerde kalıplaşmış sözden çıkan anlam, sözcüklerin gerçek

anlamları dışında değildir Örnekler:

 

Çoğu gitti azı kaldı – İsmi var cismi yok – İyiye iyi kötüye

kötü demek – Adet yerini bulsun – Allah bana, ben de sana

– Kimi kimsesi yok – Özrü kabahatinden büyük – Hem suçlu, hem güçlü – Yeri

yurdu belirsiz – Ağzına layık – Dosta düşmana karşı – Yükte hafif pahada

ağır – İyi gün dostu.

 

C- TAMAMLAYICI BİLGİLER

 

DEYİMLERİN YAPISI:

 

Deyimlerin biçim bakımından ya tümce olduklarını ya da

tümce olmayan sözcük öbeği durumunda bulunduklarını söylemiştik. Sözcük

öbeği durumunda olan deyimler, sınıflandırılamayacak kadar çok değişik

biçimlerde oluşmuşlardır. İki sözcüklü olanlardan kimisini yapıları

yönünden sınıflandırmaya çalışalım.

 

  1. a) Öğeleri ekli ya da eksiz ad tamlaması biçiminde olanlar vardır: anasının

gözü, kaçın kurası, ayak bağı, kıl payı, ayağının tozuyla, şunun şurasında,

günün birinde… gibi.

 

  1. b) Öğeleri ekli ya da eksiz sıfat tamlamak biçiminde olanlar

vardır: iki büklüm, dik başlı, orta halli, bir ara, boş yere,

bir ağızdan, tek başına, tez elden, fena halde, çöpten çelepi, başlı

başına… gibi.

 

  1. c) Tamlanan – ad yapısında olanlar vardır: kanı pahasına, ardı sıra, ucu

ucuna, günü gününe, yanı başında, eli kulağında, günü birliğine… gibi.

 

ç) Tamlanan – önad yapısında olanlar vardır: kulağı delik, sütü bozuk,

alnı açık, canı tez, gözü kapalı, yüzü gülmez… gibi.

 

  1. d) Ekli ya da eksiz ad – önad yapısında olanlar vardır:

et kafalı, gün görmüş, çöp atlamaz, kendi gelen, cana yakın, kafadan sakat,

arada bir, anadan doğma, ayağına çabuk, örümcek kafalı… gibi.

 

  1. e) Biri ya da her ikisi ekli iki addan oluşanlar vardır: el

ele, art arda, karşı karşıya, kim kime, kendi kendine, sözüm

ona, günden güne, devede kulak… gibi.

 

  1. f) Biri ya da her ikisi ekli iki sıfattan oluşanlar vardır: Üst

üste, yarı yarıya, birdenbire, uzaktan uzağa, inceden inceye, alı al, moru

mor… gibi.

 

  1. g) İki eylemden oluşanlar vardır: oldum bittim, inan olsun, gel geklim,

bilir bilmez, oldu olacak, girdisi çıktısı, aldı yürüdü, veryansın etmek,

örtbas etmek… gibi.

 

İkiden çok öğesi bulunan ve yukarıdaki sınıflar içine girmeyen değişik

yapıda deyimlerden de birkaç örnek görelim: her ne kadar, hiç olmazsa, ne

var ki, ne de olsa, eski göz ağrısı, o gün bugün, kız ağlama kız, dumanı

doğru çıksın, doğru doğru dosdoğru,… gibisine gelmek, kaşla göz arasında,

ne olur ne olmaz, nerede kaldı ki, suyu mu çıktı, tuz ekmek hakkı…

 

BİÇİMİ DEĞİŞEBİLEN DEYİMLER:

 

Deyimlerin donmuş birer kalıp olduğunu söylemiştik. (Bkz. 44 2, A, 1).

Kimi deyimlerde, tümce yapısı ve ana sözcükler değişmemek üzere çekimler ve

adıllar değişebilir:

 

Aşağı tükürsem (tükürsen, tükürse…) sakalım (sakalın, sakalı…), yukarı

tükürsem (tükürsen,…) bıyığını (bıyığın, bıyığı…)

 

Bana (sana, ona…) göre hava hoş.

 

Gözüne kestirmek (gözüme kestirdim, gözüne kestirdi)… gibi.

 

BÖLGELERDE DEĞİŞİK BİÇİMLER:

 

Bir deyim, ayrı ayrı bölgelerde değişik sözcüklerle ya da

değişik biçimlerle söylenebilir:

 

Kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle (işit; anla).

 

Çenesi düşük (Çenesi çürük).

 

Hoşuna gitmek (Hoşuna gelmek).

 

Göz ucuyla (Göz kuyruğuyla).

 

Kısalık ve özlülük, deyimlerin özelliklerinden olmakla birlikte (Bkz. 2, A, 2)

kimi deyimler birbirine benzeyen sözcüklerin yenilenmesiyle güç kazanırlar:

 

Yaşı ne, başı ne!

 

Tadı, tuzu yok.

 

Yeri, yurdu bellisiz.

 

Yol, iz bilmemek… gibi.

 

DEYİMLERDE MECAZ:

 

Mecaz, atasözlerinin ayrılmaz niteliği değildir, demiştik.

Bu söz, deyimler için de geçerlidir. Nitekim çam devirmek,

devede kulak gibi çoğu mecazlı olan deyimler arasında özrü kabahatından

büyük, yarı yarıya gibi mecazsız olanlar da vardır.

 

BENZETMELİ ANLATIMLAR:

 

Deyim sayılmaya elverişli olan ve olmayan benzetmeli anlatımlar vardır:

 

  1. a) Kimi kavramları daha iyi belirtmek için birtakım basmakalıp benzetmelere

başvururuz. Buz gibi, ateş gibi, kömür gibi… deriz ki çok soğuk, çok sıcak,

çok siyah demektir. Atasözlerini ve deyimleri derleyen kitaplarda bu basma kalıp

benzetmeler de yer almaktadır. Bilindiği üzere benzetme ilgeci olan gibi,

benzetmedeki iki yanın güçlü olanından sonra gelir. Bunun arkasından

benzetme yönünü belirtecek olan önad söylenmezse … gibi takımı, bu

önadın yerini tutar. Yani buz gibi sözü -kendisinden sonra soğuk sıfatı

kullamlmasa bile- çok soğuk anlamına gelir.

 

Dilin her zaman tuttuğu bu yolu özel bir kuruluş ve anlatış

yolu sayıp bu gibi benzetmeleri deyimler ya da atasözleri

arasında göstermeyi biz uygun görmüyoruz.

 

Deyim ya da atasözü saymadığımız yaygın benzetmelerden örnekler:

 

Kar gibi – Pamuk gibi – Zümrüt gibi – Şeker gibi – Zehir gibi – Kıl gibi –

Kağıt gibi – İğne gibi – İplik gibi – İpek gibi – Taş gibi – Kuyu gibi – Çiroz

gibi – Dev gibi – Dalyan gibi – Dal gibi – Çöp gibi – Çam yarması gibi – Karun

gibi – Kurşun gibi – Kav gibi – Yıldırım gibi – Arslan gibi – Ayı gibi

– Tilki gibi – Eşek gibi – İt gibi – Kuzu gibi – Keçi gibi – Domuz gibi…

 

  1. b) Öte yandan deyim sayılması gereken benzetmeler vardır: Bunlar çekici

bir anlatım kalıbı içinde kurulmuş, öylece beğenilip yayılmıştır. Örnekler:

Tereyağdan kıl çeker gibi – Gümrükten mal kaçırır gibi – Süt dökmüş kedi gibi

– Terbiyeli maymun gibi – Deli saraylı gibi – Mal bulmuş Mağribi gibi –

Tavşan boku gibi (ne kokar, ne bulaşır) – Temcit pilavı gibi (ısıtıp ısıtıp

koymak) – Koyun kaval dinler gibi (dinlemek) – Kabak çiçeği gibi (açılmak) –

Ahfeş’in keçisi gibi (baş sallamak) – Arpacı kumrusu gibi (düşünmek) – Beşlik

simit gibi (kurulmak) – Sebilhane bardağı gibi (dizilmek) – Arı kovanı gibi

(işlemek) – Yıldırımla vurulmuşa dönmek – İki cami arasında kalmış beynamaza

dönmek…

 

DEYİMLERDE SÖZ SANATLARI:

 

Deyimler de atasözleri gibi ustaca düzenlenmiş sözlerdir.

Bu sözlerin yapılışında dilin türlü olanaklarından ve çeşitli

söz, anlam sanatlarından yararlanılmıştır:

 

Kulağı delik – Eli uzun – Arslan payı – Kör dövüşü – Eyüp

sabri – Katır inadı – Eski göz ağrısı – Oğul balı – Yüreği yufka – Göze

girmek – Göz koymak – Gözü tutmak – Borusu ötmek – Dokuz doğurmak – İple

çekmek – Kabına sığmamak – Pösteki saymak – Ateş püskürmek – Can kulağıyla

– Anasının kızı – Damşıklı dövüş – Bir içim su – Çiçeği burnunda – Büyümüş de

küçülmüş – Yaşını başını almış – Ağzı var dili yok – Gece silahlı gündüz

külahlı – Dört elle sarılmak – Kuş sütüyle beslemek – Kaşıkla verip sapıyla

gözünü çıkarmak – Ateş bacayı sarmak – Pişmiş aşa soğuk su katmak… gibi.

 

DEYİMLER ULUSAL DEĞERLERİ YANSITIR:

 

Deyimler de ulusal damga taşıyan dil varlıklarıdır Ulusun söz yaratma

gücünden doğarlar. Her deyim hoş bir buluştur Bir küçük söz dağarcığına koca

bir alem sığdırılmıştır. En uçucu kavramlar, en ince hayaller, en güzel

benzetmeler, çeşit çeşit mecazlar ve söz ustalıkları mini mini bir deyimin

yapı harçları arasında parlar.

 

DEYİMLERİN ESKİLİĞİ, YENİLİĞİ:

 

Deyimler de atasözleri gibi toplumun malı olan eski sözlerdir. Örneğin,

yüreği soğumak deyiminin 15. yüzyılda da, bulunduğu, Şeyhi’nin şu beytinden

anlaşılmaktadır:

 

Yüreği soğumadı sövmek ile,

 

Olmadı eşeği dövmek ile.

 

Bunun gibi sakala gülmek deyimi 15. yüzyılda yazılan Gülşen-i Raz’da

görülmektedir:

 

Ki bunlar sakala gülmektir ancak.

 

Akse’l-İreb’deki atın kıymeti tırnağı dibinde gerek sözünden anlaşılıyor

ki bugün yurdumuzun bazı bölgelerinde kullanılmakta olan tırnağı dibinde

deyimi 13. yüzyılda da vardı.

 

Deyimler, atasözleri kadar eskimeden dile yerleşirler. Nitekim derdini

Marko Paşaya anlat sözü, kimi yaşlı kimselerin tanıdıkları Dı. Marko Paşa’dan

beri ortaya çıkmıştır. Son zamanlarda bozum olmak, kuyruk olmak, oyun

çıkarmak (sporda), boş vermek, yeşil ışık yakmak, iş yok… gibi yeni

deyimler de dilde yer almıştır.

 

DÖRT BÖLÜK DEYİM:

 

Atasözleri gibi deyimler de kullanıldıkları yer ve zaman

bakımından dört bölüğe ayrılabilirler: a) Yurdun her yerinde kullanılanlar;

  1. b) Sadece bir bölgede bulunanlar; c) Türkiye dışındaki Türk lehçelerinde

yaşayanlar; ç) Eski zamanlarda kullanılmış iken bugün çıkarılmış olanlar.

 

İKİLEMELER:

 

İkileme adı verilen ve ayrı ayrı yazılan sözcüklerden anlamları birbirine

yakın, karşıt olanlarla sesleri birbirini andıranları ya da sözcüklerinden

biri anlamsız bulunanları deyimlerin bir dalı saymak yerinde olur: ev bark,

çoluk çocuk, kap kacak, allak bullak, eski püskü, apar topar, süklüm püklüm,

ters pers, ufak tefek, takım taklavat, aşağı yukarı, ileri geri, karma

karışık, oldum olası, oldu olacak… gibi.

 

Ancak, aynı sözcüğün yenilenmesiyle kurulan ya da kuruluşlarındaki özellik,

bir dil kuralı uygulaması olan ikilemeleri deyim saymayı uygun bulmuyorum:

Tak tak, tıkır tıkır, mırıl mırıl, şakır şakır, büyük büyük, sarı sarı,

yavaş yavaş, öbek öbek, yapış yapış, yığın yığın, söylene söylene… gibi.

 

DEYİM VE BİLEŞİK SÖZCÜK:

 

Sözcük öbeği durumundaki deyim (Bkz. 2, A, 3) ile bileşik sözcük kimi

zaman birbirine çok benzer. Bunları nasıl ayırt edeceğiz?

 

  1. a) Bileşik sözcüğü meydana getiren sözcükler, aralarına çekim ve yapım eki

giremeyecek kadar kaynaşmıştırlar: Başlıca üç yolla kurulurlar: 1) Anlam

kayması (hanımeli, akbaba, ateşböceği, balkabağı, yerelması, karafatma … gibi).

2) Ses kaynaşması ve düşmesi (cumartesi, kahvaltı, peki, haminne, çöreotu… gibi).

3) Sözcük çeşidi kayması (vurdumduymaz, giderayak, dedikodu, veryansın,

örtbas, çıtkırıldım… gibi).

 

Bileşik sözcük, tek sözcük durumundadır: Bitişik yazılır; isim soyundandır;

yani isim, sıfat, zamir, zarf, edat, bağlaç, ünlem gibi kullanılır:

Vurdumduymazın biri; balıksırtı desen; alabildiğine koşuyordu… gibi.

 

  1. b) Deyimi meydana getiren sözcükler ise aralarına çekim

eki alamayacak kadar kaynaşmış değildirler. Bu sözcüklerin

kimisi isim ve fiil çekimlerine girmiştir. Eli açık, baldırı çıplak, gözü

pek… gibi iyelik ekiyle kurulan; göz koymak, baş vurmak, el atmak… gibi

fiilleri çekimlenebilen söz kümeleri deyimler arasına girer ve sözcükleri

ayrı ayrı yazılır.

 

(Bununla birlikte verdiğimiz ölçüler; deyimle bileşik sözcüğü ayırt etmek

için her zaman yeterli değildir. İki sözcüklü öyle sözler vardır ki deyim mi,

bileşik sözcük mü oldukları ancak anlaşma ile sonuca bağlanabilir. Nasıl

ki yazımın (imlanın) oluşumunda da fonetiğin, etimolojinin, geleneğin, bir

de anlaşmanın (şöyle olsun diye kabul edip elbirliğiyle uygulamanın) payı

vardır. Örneğin vazgeçmek sözü, İmla Kılavuzu’nun eski basımlarında ve

Türkçe Sözlükte ayrı yazıldığı halde Yazım kılavuzunun 1970 baskısında

bitişik olarak verilmiştir. Balayı sözü Türkçe Sözlükte ayrı yazılmıştır.

Yazım Kılavuzunda bitişiktir. Başıboş, İmla Kılavuzunun eski baskılarında

bulunmadığına göre ayrı yazılması öngörülmüş iken Yazım Kılavuzu (1970)nda

bitişik olarak yer almıştır. Ayak üstü, İmla Kılavuzunun eski baskılarında

ayrı yazılmıştır, Yazım Kılavuzu (1970)nda ise bitişiktir.

 

Ben bu kitabın 1965 baskısında ayak takımı, ayak teri, bal

ayı, balık etinde, başı boş, baş ucunda, bit yeniği… sözlerini

deyim sayıp ayrı yazmıştım. Yazım Kılavuzu(1970) bu sözleri bitişik

yazdığına göre deyim saymamış, bileşik sözcük saymış demektir.

 

Öte yandan Yazım Krlavuzu’nda ayrı yazılması öngörülmüş olan ara sıra,

yanı sıra, başlı başına, baş vurmak, çıtı pıtı, çıtır pıtır, kaba saba…

sözleri bileşik yazmak eğiliminde olanlar bulunduğu gibi Yazım Kılavuzu’nda

bileşik yazılmış olan başıbozuk, başsağlığı, birebir, durdinlen, elbirliği,

gelişigüzel, sözgelişi, gitgide, sözbirliği, işbirliği, işyeri, kabataslak,

minimini, tepetaklak, tersyön… sözlerini ayrı yazmak eğiliminde olanlar da

vardır.

 

Görülüyor ki bir yerde deyimle bileşik sözcüğü kesin olarak ayırt etmek

olanağı yoktur. O zaman tek çıkar yol, anlaşmaktır. Yani şu sözü deyim

sayalım, şu sözü bileşik sözcük kabul edelim demektir.]

 

DEYİM VE TERİM:

 

Deyim ile terimi de ayırt etmek gerekir: Deyim, genel dilin malı olan

sözdür. Terim ise ya bilim, sanat, meslek sözüdür ya da bunlar dışında,

anlamı daraltılmış sözdür ve bir tanımın özetidir: eşkenar, bilirkişi,

içgüdü, cevizgiller, kuşpalazı, biçerdöver, gündönümü… gibi. Bu

örneklerdeki terimler, bileşik sözcük olarak kurulmuştur. Yani bunlar biçim

ve yapı bakımından bileşik sözcük, kavram ve görev bakımından terimdirler.

Sözcük öbeği biçimindeki deyimlerden böylece ayrılırlar.

 

Terimler tek sözcük olanları da vardır. Örneğin ayak sözcüğü dar anlamıyla

edebiyat ve coğrafya terimidir. Oysa tek sözcüklü deyim olmaz. Buna karşılık

cümle halinde deyim vardır, ama terim yoktur.

 

DEYİM VE ARGO:

 

Deyim ile argo arasındaki ilişkiye de dokunalım: Argo, geniş anlamıyla

bir meslek topluluğu arasında kullanılan özel sözdür. Biz daha çok,

külhanbeylerinin özel anlamda kullandıkları kaba sözlere ya da başkaları

anlamasın diye aralarında kararlaştırdıkları anlamla kullandıkları

sözlere argo diyoruz. Bu duruma göre argo sözcüklerine sadece

argo demek yeter. Deyim niteliğindeki argo sözcük öbeklerine ise argo

deyim adını vermek yerinde olur. Torpil, piston, moruk, çakmak, (sınıfta),

taahhütlü (tabanca), röntgenci (kötü niyetle bir yeri gözetleyen)… argodur.

Dalga geçmek (aklı başka yerde olmak), maytaba almak (alay etmek), posta

kurmak (gözdağı vermek), cızlamı çekmek (kaçmak), boş vermek (aldırış

etmemek), dayısı dümende olmak (iş başında kendisine arka olan kimsesi

bulunmak), yağ çekmek (birine dalkavukluk etmek)… gibi sözcük öbekleri

argo deyimdir.

 

BAŞKA DİLE ÇEVRİLME:

 

Gerçek anlamları dışında özel bir anlama gelen deyimler

(Bkz. 2, B, 4, a), ayrı sözcükler ve aynı gramer biçimleriyle

başka dile çevrilemezler. Gerçek anlamlarıyla kullanılan deyimler. (Bkz. 2,

B, 4, ; b) ise başka dile çevrilebilirler.

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir