Öğretici Metinler
Edebi Bilgiler , LYS / Mart 31, 2017

GAZETE ÇEVRESİNDE GELİŞEN METİN TÜRLERİ 1. MAKALE Belli konularda bir gerçeği ortaya koymak, bir düşünceyi savunmak, okuyucuya bilgi vermek için yazılan gazete ve dergi yazılarına denir Makalede yazar, düşüncelerini okuyucuya kabul ettirmeyi amaçladığından nesnel bir anlatıma başvurur. Makalede öne sürülen yargılar kanıtlanabilir verilerle güçlendirilir; tanımlama, örnekleme, tanık gösterme, karşılaştırma gibi düşünceyi geliştirme yolları kullanılır.  Düşünceye dayalı bir metin türü yalın ve duru bir anlatım kullanılır; sanatlı ve soyut ifadelerden uzak durulur. Belgelerden yararlanılabilir.  Makaleler; sanat, edebiyat, siyaset, bilim ve insanla ilgili her konuda yazılabilir. Makale, alanında belli bir bilgi birikimine sahip kişilerce araştırma ve incelemeye bağlı olarak yazılır. Edebiyatımızdaki başlıca makale yazarları şunlardır: Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Ali Suavi, Şemsettin Sami, Hüseyin Cahit Yalçın, Ziya Gökalp, Fuat Köprülü, Süleyman Nazif, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halit Karay, Falih Rıfkı Atay, Ahmet Hamdi Tanpınar.. 2. DENEME Yazarın belli bir konuda kişisel düşüncelerini veya duygularını kanıtlama gereği duymadan yazdığı yazılardır. Her konuda yazılabilir. Denemede ‘ben’  dili vardır. Bana göre ,bence gibi ifadeler sıkça kullanılır. Konular derinlemesine değil yüzeysel olarak anlatılır. Denemenin kurucusu Fransız Yazar Montaigne’dir. İngiliz Bacon da önemli bir denemecidir. Bizde Cumhuriyet döneminde ortaya çıkmaya başlamıştır. Nurullah Ataç en önemli denemecimizdir.  Ahmet Haşim, Ahmet Hamdi Tanpınar, Suut Kemal…

YALAN
Deneme / Şubat 25, 2017

  Yalan söylemenin nasıl bir kötü davranış olduğunu hepimiz iyi biliyoruz ama insan neden yalan söyler? İnsanlar zor duruma kalanınca yalan söyler kendisini bu zor durumdan uzaklaştırmak ve rahata kavuşmak için söyler. Ama yalan yanlışlığı körükler daha çok yanlışlıklar yapmanı sebep olur. Yalancı olmak toplum içinde de hoş karşılanmaz. Herkesin senin bir yalancı oluğunu bilse güvenilmez, toplum içerisinde değerin kalmaz ve herkes tarafından hor görünürsün. Yalan söyleyerek günahta işlemiş olursunuz. Kiremen katip melekleri sağda olan melek iyilikleri solda olan melekte kötülükler yazar. Yalan söyleyerek sol tarafa bir günah yazılır. Ahiret günü geldiğinde terazide iyiliklerin ve kötülüklerin tartılmasında yalan büyük bir rol oynar. Küçükken annemin bir sözü vardı. Yalan söylersen kabirde yani mezarda her yalan söylediğin bir yalandan bir tane yılan seni kabirde sokacağını söylemişti doğrumu yanlış mı olduğunu bilmiyorum.  Ama annemin sözlerini dikkat alarak yalan söylememeye çalıştım. Komik ama bu yüzden de yılanlardan da çok korktum. Yalan söyleyerek sadece karşındaki kişiyi etkilersin sana hiçbir şey kazandırmaz. Yalan söyledin de ne oldu başın göye mi erdi? Diyelim ki bir kızla tanışacaksın ve ciddi düşüneceksin o kıza kendinle alakalı yalan sözler söylersen evlenildiği zamanda işler tersine dönecek. Ben senin yalanlarına aşık olmuşum kız demez mi? Küçükken okuduğum bir kitap vardı. Kitabın adı…

Kültür ve Medeniyet
Deneme / Ocak 30, 2017

   Alman tarihçilerinin dilinde kültür lafı, daha önce mevcut olan medeniyete çok yakın bir mana kazanır. Bununla beraber bir takım ayrılıklar önerilir. Kültür, insanoğlunun fizik dünyaya, fizik çevreye söz geçirmek için sahip olduğu kollektif araçlar bütünüdür. Başka bir deyişle ilim, teknik ve uygulamalarıdır. Medeniyet ise insanın kendini inzibat altına alması, fikirce, ahlakça, ruhça yükselmesi için lüzumlu olan kollektif araçların tümü, güzel sanatlar, felsefe, din ve hukuk gibi… Ama bunun aksini ileri sürenler de var. Onlara göre, medeniyet toplum yaşayışının maddi ve faydacı amaçlarına hizmet eder, akılcıdır: Emeğin, üretimin, teknolojinin ilerlemesi için gerekli bir akılcılık. Peki kültür, o da toplum yaşayışının daha hasbi, daha manevi yönlerini kucaklar, saf düşüncenin, hassasiyetin, idealizmin meyvesidir. Bu tekliflerden hangisine katılacağız? İki taraf da hem sayıca birbirine eşit hem de birikim olarak. Amerikan sosyologları ise, belki de beğendikleri Alman sosyologlarına uyarak ikinci anlayışı benimsemiş. Fakat antropolog ve sosyologların çoğu böyle bir anlayışı lüzumsuz ve karanlık bulmuş. Onlara göre ruhla madde, gönülle akıl, kavramlarla varlıklar arasında böyle bir ikilik kurulamaz. Sosyolog ve antropologların yüzde doksanı “medeniyet” kelimesini kullanmaz, “kültür” kelimesini tercih ederler. Kimine göre bu iki kavram eş anlamlıdır. Kimine göre farklı. Bu iki kavramı ayıran çağdaş sosyologlara göre, medeniyet kelimesi aralarında yakınlık bulunan veya ortak bir…

Kitaplık ve Okuma
Deneme / Ocak 29, 2017

          Evde bulunduğum zaman hayatım daha çok kitaplığımda geçer; oradan ev işlerini yönetmek imkanını da bulurum. Giriş kapısının hemen üstündeyim; hem bahçeyi, kümesi, avluyu görürüm, hem de evimin öteki bölümleri içinde sayılırım. Hiçbir düzene uymadan, hiçbir amaç gütmeden bir bu kitabı, bir şu kitabı karıştırırım; zaman olur hayal kurarım, zaman olur kurduğum hayalleri ya kendim yazarım ya da bir aşağı bir yukarı dolaşarak başkasına yazdırırım.         Kitaplığım bir kulenin üçüncü katındadır; birinci katta tapınak, ikinci katta da yalnız kalayım diye sık sık yattığım bir oda ile eklentileri, kitaplığın üstünde ise büyük bir sandık odası vardır. Eskiden kitaplık, evimin lüzumsuz yeriymiş. Bense hayatımın çoğu günlerini, günlerimin de çoğu saatlerini burada geçiriyorum.         Kitaplığım yusyuvarlak bir oda; masamla sandalyemi alacak kadar yer var; bir bakışta kitaplarımın tümünü birden görebileceğim şekilde düzenlenmiş beş raflı dolaplar çember halinde duvarları kaplar. Odanın, on altı adım çapında boşluğa bakan çok geniş ve çok güzel manzaralı üç penceresi var. Kışın daha az bulunurum bu odada; çünkü adından da anlaşılacağı gibi evim bir tepenin üstündedir; hiçbir odası da bu oda kadar yer almaz; bir gayret sarf etmemi gerektirdiği, ıssız bir yerde olduğu için hoşuma gider; böylece, hem çalışmamın verimli olmasını sağlar, hem de topluluktan beni…

Korkunç Güzel midir?
Deneme / Ocak 4, 2017

Korkunç güzel midir, manyak çok mudur, olağanüstü veya muhteşem midir, pis iyi midir?… Atıyorum, tutar mısınız? A oldu m, B olur musunuz? Full yaptım, şok oldum, okeyler misiniz?… Yha, simitchinin kharshisindaki bus stoptan bincekmiş, chaktın mı, yha biliyo musun, boyle supher zeka bishi bu yha, hady bye bye… Alo, Turkche konushuyoz burada heralde, annadınız mı?… Dil, keyfi kullanılabilecek önemsiz bir oyuncak mıdır? Düşünme yeteneğiyle, karakterle, kültürle, değerlerle ilgisi olmayan, rastgele oluşmuş ve bu yüzden rastgele değiştirilebilecek basit bir iletişim aracı mıdır? “Gün gelecek bir ilmî heyet 100, 50 hatta 25 yıl önceki Türkçeyi aramak için bir lisan arkeolojisi kazısına başlayacak. Ve onu bulmak için çok çalışacaktır.” diyen Burhan Felek (1973) abartmış mıdır? Siz bu soruların cevabını bir kez daha düşünürken, bakalım bilim adamları, düşünürler, insanlığa hizmet etmiş, önemli eserler bırakmış şahsiyetler dil için ne düşünüyor? İşte size sadece birkaçı: Dildendir mutluluk, dildendir değer, Dili olmayana insan mı derler? İnsanda dilince değişir kader: Ya yurda baş olur ya başı gider. (Yusuf Has Hâcib, Kutadgu Bilig’den) Konfüçyüs’e sormuşlar: “Bir memleketi yönetmeye çağrılsaydınız, yapacağınız ilk iş ne olurdu?” Büyük düşünür şöyle cevap vermiş: “Hiç kuşkusuz dili gözden geçirmekle işe başlardım.” Dinleyenlerin şaşkın bakışları arasında sözlerine devam etmiş: “Dil kusurlu olursa, kelimeler düşünceyi anlatamaz….