İSTANBUL’LA ZAMAN İÇİNDE YOLCULUK
Öykü / Ocak 4, 2017

    İşte orada, Firavun III. Tutmosis, Mısır Tanrısı Amon-Ra’nın elini tutuyor hâlâ, en tepeden bakıyor şehre. Öyle ya, bundan neredeyse 3500 yıl önce Amon-Ra Tapınağı’nın önünde, Mısır topraklarında hâkimiyet sürerken, İstanbul’un meydanlarını ve hipodromunu süslemesi için yerinden indirtilmiş, bir süre İskenderiye’de beklemesinin ardından, Roma imparatoru Julianus’un girişimleriyle 390 yılında şimdi bulunduğu yere yerleştirilmişti. Gözleri kim bilir kaç yıl kendi topraklarını aramış, buraları yabancı gözlerle izledikten sonra bu kadim şehirle bütünleşmiş, bu şehrin tarihinin bir parçası, aynı zamanda bu tarihin tanığı olmuştu. Biraz aşağıda İstanbul’a getirildiğinde tahtta olan Roma imparatoru I. Theodosius ve iki oğlu hipodromdaki locada oturmakta ve araba yarışlarını seyretmekteydiler. Tabi o zamanlar… Ya şimdi, evet, ya o günlerden binlerce gün sonra şimdi neye bakmakta, neyi seyretmekteydiler?… Her gün bu meydanda onlara uzun uzun bakan gözler, onlara boş boş bakan gözler, onları görmeden geçen gözler, onlar hakkında kitaplardan okuduklarıyla her şeyi bildiğini zanneden ve kendilerini meraklı meraksız gözlere işaret ederek anlatan bu rehberleri de seyrediyorlar mıydı? Bu durumdan memnunlar mıydı? Yıllara, yüzyıllara meydan okumak nasıl bir histi? Bizim hakkımızda, bu yabancı dünya hakkında ne düşünüyorlar, ne hissediyorlardı? Ya da bir şey düşünüp bir şey hissediyorlar mıydı? — Evet, bu gördüğünüz de dedi rehberimiz, eliyle işaret ederek, Burmalı Sütun, diğer…