Külah (Ömer Seyfettin)
Öykü / Ocak 30, 2017

 Mıstık, katmerli bir göçmendi. Bulgaristan’da doğmuş, büyüyüp biraz aklı başına gelince hem en, sınırın on dakika ötesine kapağı atmıştı. “Türkiye değil mi? Sınırı geçer geçmez Bağdat’a kadar hepsi aynı!” diyordu. Az zamanda Babyak’taki Türkçe bilmez Pomakların akıl hocası oldu. Bulgaristan’da kalan akrabalarıyla mektuplaşmaya gerek yoktu. Onlarla, Bulgar sınır karakolundaki nöbetçinin süngüsü altında, küçük bir hediye karşılığında, saatlerce oturup konuşabilirdi. Kurnazlığı sayesinde, memleketinden çıkmadan göçmen olmuştu. Hatta içtiği “Karasu” bile doğduğu kasabadan geçiyordu. Fakat bir gün Babyak bölgesinde “sınır düzenlemesi” yapıldı. Yerleştiği köy yine Bulgarlara kalınca, yuvasını bozmaya mecbur oldu. Bu sefer sınır kenarının içerilere eşit olmadığını anladı. Nevrekop’a kadar indi. Dört beş sene geçmeden Balkan Harbi patladı. Hemen annesiyle İstanbul’a kaçtı. Dimetoka’nın övgüsüyle kulakları dolmuştu. Kalktı, oraya gitti. Bir köye yerleşti.   İçinden, “Artık biz ölünceye kadar savaş olmaz!” diyordu. Köyünün kahvesinde 1. Dünya Savaşı’nın haberlerine inanamadı. Fakat… “Vay anasını! Yalan be!” diye haykırdı. “Sınır düzeltilecek!” deniyordu. Gerçekten bu sınır düzeltildi. Mıstık’ın göçmen gibi yerleştiği köy yine Bulgarlara geçti. Bereket versin ihtiyar annesi ölmüştü. Gamsız bir serseri tasasızlığı ile, tek başına Ergene Köprüsü’nü aşarken “İlki de Şam, sonuncusu da Şam” dedi. Bu kadar kısa bir zaman içinde, “birbiri üstüne dört defa göçmen olmak” onun yerleşmek heveslerini söndürmüştü. Gözünü yumdu. Anadolu’ya…

Ömer Seyfettin

           Hayatı Ömer Seyfettin 1884 Balıkesir Gönen’de doğdu,  6 Mart 1920 İstanbul’ da öldü. Türk hikayeciliğinin öncüsüdür. Asker ve öğretmendir. Türkçülük-Milliyetçilik akımının kurucularındandır. Dilde sadeleşmenin savunucusudur. Kısa ömrüne çok sayıda eser sığdırmıştır. Ömer Seyfettin, Mekteb-i Osmanî’ye, 1893 ders yılı başında da Eyüp’teki Askerî Baytar Rüştiyesi’ne kaydedildi. Bu okulu 1896’da tamamlayarak Edirne Askerî İdadîsi’ne devam etti. Yazmaya Edirne’deki öğrenciliği sırasında başladı. İlk şiiri “Hiss-i Müncemid”, “Ömer” imzasıyla 1900’de “Mecmua-i Edebiye”de yayınlandı. İlk öyküsü “İhtiyarın Tenezzühü”, 1902’de Sabah gazetesinde yer aldı. İzmir ve Makedonya’da görevliyken yazdığı şiir, öykü ve makaleler çeşitli dergilerde çıktı. Askerliğe ara verdiği dönemde ise yazıları “Rumeli” gazetesi ve çeşitli dergilerde yayınlandı. Ömer Seyfettin Ocak 1909’da Selanik Üçüncü Ordu’da görevlendirildi. Selanik’te çıkmakta olan Hüsün ve Şiir dergisinin ismi Akil Koyuncu’nun istek ve ısrarı üzerine Genç Kalemler’e çevrildikten sonra 11 Nisan 1911’de Ömer Seyfettin’in Yeni Lisan isimli ilk başyazısı imzasız olarak yayımlandı.[1]Ömer Seyfettin’in “Yeni Lisan” başlıklı bu yazısı, “Milli Edebiyat“ akımının başlangıç bildirgesidir Genç Kalemler yazı heyetini oluşturanlar Balkan Savaşı’nın başlaması üzerine dağılmak zorunda kaldı. Ömer Seyfettin yeniden orduya çağrıldı, Yanya Kuşatması’nda esir düştü. Nafliyon’da geçen 1 yıllık esareti sırasında sürekli okudu. “Mehdi”, “Hürriyet Bayrakları” gibi hikâyelerini bu dönemde yazdı. Hikâyeleri Türk Yurdu’nda yayımlandı. Esareti süresince gerek okuyarak, gerekse yaşayarak yazarlık hayatı için önemli olacak deneyimler edindi. Ömer Seyfettin 1913’te…

Yeni Lisan Makalesi
Makale , Milli Edebiyat / Ocak 18, 2017

Yeni lisanın programı aşağıdaki kaidelerden ibarettir: Türkçe terkipler ve cem’ler ihtiyaca tamamiyle kâfi bulunduğundan Arapça Acemce terkip ve cem’ler kullanılmayacak. (İzafî, tavsîfî, atfı, mezcî terkipler) Sadr-ı azam, şeyhü’l-İslâm, Bâb-ı âlî, şûrâ-yı devlet, arz-ı hâl, pâ-yı taht, tercüme-i hâl, hasb-i hâl, mürûr-ı zaman gibi terkip bünyesinde bulunduğu hâlde manaca basit ve evlâd, talebe, amele, erbâb, havadis, ahlâk, edebiyât, rüsumat, tahsîlât gibi cem’ bünyesinde bulunduğu hâlde manaca müfret olan tabirler istimal olunabilecektir. Bazı ıstılahların mukabilleri olmak üzere hurdebîn, nîkbîn, bedbîn, yeknüvişt monographie, şehnüvişt chef d’oeuvre müvellidü’l-humûza, müvellidü’l-mâ’ gibi Arapça Acemce mürekkep kelimeler istimal olunabilecektir. Hayvanât, nebatat, ensâc gibi cem’ler hayvanlar, nebatlar, neşeler manasında kullanılmayacak histologie zoologie botanique ilimlerinin mukabilleri olarak kullanılacaktır. İlm-i rûh, ilm-i içtima, ilm-i hayat, ilm-i garize (physiologie) gibi tabirler Fransızca mukabilleri gibi basit addolunacaktır. Sarf ile iştikak bahisleri birbirinden tamamiyle ayrılacak. İştikakça mürekkep olan yukarıdaki 2, 3, 4, 5. maddelerdeki tabirler sarfça basit telâkki olunacaktır. Sarf kitaplarında Arapça, Acemce kaidelerden asla bahsedilmeyecek, Arapça ve Acemcenin müştak ve mürekkep kelimeleri sarf kitaplarında semâ’î ve basit kelimeler gibi gösterilecek ve bu kelimelerin nasıl iştikak ve terekküp ettikleri mufassalan iştikak kitaplarında irae olunacaktır. İştikakça terkip ve cem’ bünyesinde bulunduğu hâlde sarfça basit ve müfret telâkki olunan kelimeler lügat ve muhit kitaplarında müstakil bir kelime…