Divan Edebiyatı Genel Özellikleri
10 Türk Dili ve Edebiyatı , LYS / Nisan 12, 2017

Klasik Türk Edebiyatı, Yüksek Zümre Edebiyatı olarak da isimlendirilir. 13.ve 19. yüzyıllar arasında Anadolu’da oluşan, Arap ve Fars edebiyatları ile İslam kültürünün etkilerini taşıyan bir edebiyat dönemidir. İlk divan şairi 13. yy.’da yaşayan Hoca Dehhani’dir. Din dışı konularda yazmıştır. Şairler şiirlerini ‘’divan’’ adı verilen kitaplarda topladığından bu adı almıştır. Genellikle medrese eğitimi almış aydın zümrenin edebiyatıdır. Saray ve çevresinde oluşmuştur. Şiir ağırlıklı bir edebiyattır. Düz yazıya fazla önem verilmemiş. İçeriğe(konuya) önem verilmemiş, üslup(şekil) her zaman daha önemli sayılmış. Sanat yapmak asıl hedeftir. Edebi sanatlar bol bol kullanılmıştır. Şiirler aruz ölçüsüyle yazılmıştır. Heceyle yazılmış birkaç örnek vardır. Göz için uyak anlayışı hakimdir. (Harflerin okunuşuna değil de  yazılışına göre uyak yapmak.) Tam ve zengin kafiye tercih edilmiştir. Nazım birimi genellikle beyittir. Dörtlük ve bentlerle kurulan nazım biçimleri de vardır. Kalıplaşmış söz anlamına gelen mazmun, kavramları ifade etmede ortaklaşa kullanılmıştır.  Örneğin, ‘gül deyince herkesin bunu sevgili anlamında düşünmesi. İslam kültürü ve tasavvufun etkileri olsa da genel olarak din dışı bir edebiyattır. Aşk, kadın, eğlence, şarap gibi konular fazlaca işlenmiştir. Konular soyut ve sınırlıdır. Toplumsal konulara nerdeyse hiç yoktur. Bireysel bir edebiyattır. Ağırlıklı olarak aşk acısından duyulan mutluluk işlenmiştir. Şiirlerde başlık yoktur. Kullanılan nazım biçiminin ismine göre adlandırılır. Şiirlerin çoğunda konu bütünlüğü yoktur. Beyit…

Tekke-Tasavvuf Edebiyatı Genel Özellikleri

TASAVVUF NEDİR? Tasavvuf, insanın tanrısal erdemlere benzemesini amaçlayarak, Tanrı, evren ve insan ilişkisini bir bütünlük içinde açıklamaya çalışan, dinsel ve felsefi düşüncedir. Başlangıçta günah işlemekten sakınmak, dünyasal işleri küçümsemek ve bunlardan uzak durmak, yalnızlığı seçerek sürekli Tanrı’yı anmak, kalbin ancak bu yolla temiz tutulacağına inanmak gibi düşünceler ve uygulamalarla ortaya çıkan tasavvuf 12.yüzyıldan sonra tarikatlar biçiminde örgütlenerek güçlü bir hareket durumuna gelmiştir. Tasavvufun temeli evrende tek varlığın bulunduğu, o tek varlığın dışındaki diğer varlıkların ise onun yansıması olduğu görüşüne dayanır. O tek varlık Allah’tır. Öteki varlıklar yani görünen her şey Allah’ın türlü görüntüleridir. Buna “vahdet-i vücud” denir. İnsan için varlık kazanmanın amacı “insan-ı kâmil” olmaktır. Çünkü insan dünyaya olgunlaşmış  bir varlık olarak gelmez. Olgunlaşmak için birtakım mertebeleri aşmak zorundadır. Tasavvufi anlamda” insan-ı kâmil” olmak “bekabillah” a yani sürekli olarak Allah’ın varlığında bulunma mertebesine ulaşmakla olur. ”Bekabillah”ı “Fenafillâh” yani insan varlığının Allah varlığında yok olduğu makam izler. Tasavvufun en önemli özelliklerinden biri ilahi gerçeğe ulaşmanın temelinde aşkın bulunduğudur. Allah’ a yasaklarla ya da korkularla değil sadece aşkla ulaşılabileceği inancını ön plana geçirmiştir. Tasavvufun kuşkusuz en önemli isimlerinden biri olan Mevlana’nın eserlerinde bu inancın etkileri fazlasıyla görülmektedir. Mevlana’ya göre insan hangi din ve mezhepten olursa olsun her yerde eşittir. Dinin yalnızca kişinin…