Yedi Meşaleciler

Servet-i Fünun Dergisinin 22 Mart 1928 tarihli sayısında Yedi Meşale isminde bir kitap çıkaracaklarını ilan ederek başlamışlardır. Kitap Nisan ayında piyasaya çıkar ve büyük ilgi görür. Kitaba yazılan ön sözde edebi alanda neler yapacaklarını anlatılır. Kitapta her ismin bir bölümü bulunmaktadır. 1935’lere kadar hemen hemen aynı düşünceleri sürdüren Yedi Meşaleciler daha sonra kendi sanatsal kimlikleri doğrultusunda ilerlemişlerdir. Türk Edebiyatının asırlarca doğu edebiyatını, Tanzimat’tan sonra da Batı edebiyatını taklit ettiğini öne sürerek artık kendine dönme vaktinin geldiğini öne sürerler. Yedi Meşalecilere göre Türk Edebiyatı’ndaki asıl eksiklik, canlılık, samimiyet ve yeniliktir. Ferdi duygulardan uzaklaşılması gerektiğini savunan Yedi Meşaleciler bunları eserlerine yansıtamadılar. Yedi Meşaleciler, Milli Edebiyat şairlerine ve Beş Hececilere tepki olarak bu akımı oluşturmuşlardır. Yalın, kolay anlaşılır, düz anlatımlı, milli temalarla dolu bu şiir anlayışına karşı çıkmışlardır. Yedi Meşalecilerin şiir beğenilerine Faruk Nafiz Çamlıbel ve Necip Fazıl Kısakürek hâkimdir. “Canlılık, samimiyet ve daima yenilik” sloganıyla hareket etmişlerdir. “Sanat, sanat için olmalı.” anlayışını benimsediler, konuları alabildiğine genişletmek istediler. Saf şiir anlayışını benimsemişlerdir. Olaylara daha gerçekçi yaklaştılar; iç dünyalarına, eşyaya izlenimci bir ressam gibi baktılar. Sürekli yenilik için buluş adını verdikleri yeni söyleyişlerin arayışı içine girdiler. Şiirlerde duygu ve hayalden çok gözlemi dile getirdiler. Heceyi geliştirmeyi amaçladılar. Verlaine, Mallerma gibi Fransız şairleri örnek aldılar….