Türkçenin Önemini Anlatan Yazılar

Türk milletinin dili Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır. Bizde Türk dili, Türk milleti için mukaddes bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği nihayetsiz hadiseler içinde ahlakının, ananelerinin, hatıralarının, menfaatlerinin, velhasıl bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde muhafaza olduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.
Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili dilerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil şuurla işlensin.
Ülkesinin yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı dilerin boyunduruğundan kurtarmalıdır.
                                                                                             Gazi M. Kemal / 1930

Turkcheyi Türkçe Konuşarak mı Saklasak, Türkçeyi Turkche Konusharock mı Yasuck’la Suck?

  “Burası Türkiye, yıl 2007, bizler Türkçe konuşan bir toplumuz, hızla ilerleyen bilişim çağında kendi dilimizde olmayan terimlerle karanlık bir geleceğe doğru yol alıyoruz, umarım bu karanlıkta kaybolmaz, varacak bir yer buluruz.”
Yukarıdaki paragraf, yazının ardından hissettiğim daralma sırasında bir şişeye koyup uzaya fırlattığım nottu. Herkes denize atar, sen uzaya atıyorsun, bir terslik yok mu bunda?
BİR TERSLİK VAR ELBETTE!!!

“Hafta sonu yolum kitapçıda bir kitapla kesişiyor. Adı ilginç geliyor kitabın: “Alo Türkçe Neredesin?”
Adının üzerindeki yazı bu ilginçliği iyice pekiştiriyor: “ Turkcheyi Türkçe konuşarak mı saklasak, Türkçeyi Turkche konusharock mı yasuck’la suck?”
Kitapla aramda birden sıcak bir diyalog kuruluyor. Çekim merkezi kitabın adı mı, yoksa yukarıda tırnak içinde belirttiğim kısmı mı, onu bilemiyorum.
Ama bildiğim bir şey var. Hiç tereddüt etmeden kitabı satın almam ve birden gözümü kitabın ortasında açmış olmam.
Bir solukta…
Evet bir solukta yarısına gelmişim. Bu kadar duru anlatım, bu kadar akıcı yazılar ve Türkçe ile ilgili o kadar iyi bilgilendirici bir kitap ki…
Okumalısınız…
Kesinlikle bu kitabı hiç zaman kaybetmeden edinmeli ve okumalısınız. Hangi yaştan olursanız olun, eğitim düzeyiniz ne olursa olsun; ama bu kitap mutlaka kütüphanenizde, masanızda bulunsun.
(…)

Ertan KARAÇAY

KELOĞLAN, ÖRÜMCEK ADAM’IN AĞINDAN KURTULABİLECEK Mİ?

Her okul açılışında ruhumu buruk bir hüzün yoklar… Bu hüzün, ne büyümekte olan çocukların çağlayan misali akıp giden zamanı hatırlatmasından ne de sonbahar yapraklarının kızılla sarı karışımı yağmurundandır. Bu daha çok, kaçınılmaz bir biçimde “yok olmakta oluş”un bilincindendir. “küreselleşme” adındaki yeni dünya düzeninin, kimi değerleri küreyip yok etmekte oluşundan kaynaklanan bir burukluktur… Çünkü okulların açıldığı şu günlerde, kirlenmesine hiç aldırmadığımız dilimizle kültürümüzün, yeni yeni oluşan taze zihinleri de kirletmeye başladığına, daha bir yakından şahit olmaktayımdır…

OKUL DEFTERLERİ “NOTEBOOK” OLDU
Biz habire Türkçedeki kirliliği konuşurken, çocuklarımızın “okul defteri” yazan defterlerinin yerini sessiz sedasız “notebook” yazılı olanlar almaya başladı bile… Geçen yıllarda, Doç. Dr. Mehmet Kara’nın yaptığı bir araştırma, özellikle 2000’li yıllardan sonraki defter kapaklarını, İngilizce kelimelerin istila etmeye başladığını gözler önüne serdi. ( AA – 22.11.2006 )

Türkçe kelimelerin ise, defterlerin altlarında bir yerlere sıkıştığını ortaya koyan bu önemli araştırmaya her zamanki gibi pek aldırış eden olmasa da, durum aynen şöyle sevgili okurlar:
Kapaklarında “okul defteri” yazan, “adı, soyadı, numarası” boşluklarını içeren defterlerin yerini, artık “single”, “love”, ”apple”, “rainbow”, “flower”, “apricot”, “world”, “strawberry” yazılı defterler aldı.
Araştırmada, bu yaklaşımın dünyanın çok az ülkesinde görülebileceği vurgulanıyor. Özellikle 2000 yılından sonra görsel öğeler, İngilizce ile ifade edilmeye başlanıyor. Ayrıca bilgisunar (internet) dilinin İngilizce olması nedeniyle gelecek 50 yılda birçok dünya dilinin de ortadan kalkabileceği tehlikesi hatırlatılıyor.

YABANCI KELİME KULLANMAK SEÇKİN VE KÜLTÜRLÜ OLMA GÖSTERGESİ Mİ?
Kara’nın yaptığı araştırmaya göre, küreselleşme, benim “küreme” dediğim kültürel çözülmeyi getirdi. Ardından, yine benim “kürektekiler” dediğim bazı kişiler, yabancı kelime kullanmanın kültürlü ve seçkin olmayı gösterdiğine dair yanlış inanca kapıldı ve bu inanç, halen de dalga dalga yayılmakta…

“Kürektekiler”in bu yanlış inancı sayesinde, günümüz defterlerinde Türkçe kelimeler ya ön kapağın en altında bir yerlere sıkışıp kalıyor ya da arka kapağın en alt kısmında ancak yer bulabiliyor. ŞAŞIRMAMAK GEREKİYOR! GEÇEN YAZ, DENİZ KIYISINDAKİ OTELLERDE KAÇIMIZ, KENDİNE BİR YER BULABİLDİ Kİ?

İNGİLİZCE “ÜST DİL” TÜRKÇE “ALT DİL”
Araştırmada, defterlerin ön kapaklarının orta ve üst kısımlarındaki resimlerin yanlarına İngilizce kelimeler yerleştirildiği saptandı. Bu kapaklarda “başköşeye yerleşen” İngilizce, adeta “üst dil” görünümü kazandı.
İngilizce kelimelerin puntoları oldukça büyük….
Türkçe cümle sayısı yok denecek kadar az…
Bu haliyle Türkçe, defter kapaklarında bir “alt dil” ya da “uyruk dili” görünümünde…
Türkçe kelimelerin hepsi, zor görünecek biçimde küçük puntolu ve tek tip yazıyla yazılmışlar. Ana dile ait unsurlar, özyurtlarında birer “garip”ler… ÖZYURDUNDA BÜTÜN YIL ÇALIŞTIĞIYLA ANCAK KARNI DOYAN, BAŞKA HİÇBİR İHTİYACINI KARŞILAYAMAYAN, SİNEMAYA, TİYATROYA, TATİLE GİDEMEYEN, KİTAP ALIP OKUYAMAYAN BİZLER DE BİRER “GARİP” DEĞİL MİYİZ?

Defter kapaklarında Türkçede hiç kullanılmayan İngilizce kelimeler, verdikleri mesaj ve taşıdığı anlamlarla zihinlere yerleştirilmek amacıyla sık sık tekrarlanmış. ”Single-bekar” kelimesi tek defterin kapağında 53 kez tekrarlanırken, ”love-aşk”, “power of nature-doğanın gücü”, “exercise notebook-alıştırma defteri”, “apple-elma”, “wind surf-rüzgar sörfü”, “rainbow-gökkuşağı”, ”flower-çiçek” “my world-dünyam”, “strawberry-çilek” gibi kelimeler tek kapağın üzerinde onlarca defa yineleniyor.

ÇOCUKLARI ALIŞVERİŞTE NELER BEKLİYOR, GELECEKTE NELER?
Hemen söyleyelim: Üzerlerinde, BASE BALL, GAME, FOR WARDS LINE OUT gibi yazıların yer aldığı giyecekler (tayt, t shirt, sweatshirtler.)
Çanta ve kalem kutularının üzerinde, Hello Kitty, Best Friends, LPS SHeepish, Oh My, Sweet yazıları… Daha büyükler için Barbie’li “love” falan yazan çantalar…
High School Musical, Camp Rocak etiketleri…
Ve üstünde dizi isimlerinin yazıldığı çantalar:

Spider Man, have no fear, Spider is here.
Transformer
Sponge Bomb
Süperman okul çantası
Selena Okul Çantası
Barbie okul çantası
Unisex çantalar
Roller kalem çeşitleri
Hot Wheels, Track,

İşte çocuklarımızı alışverişte bekleyenler… Gelecekte neler beklediğini ise söylemesek daha iyi olur gibimize geliyor. Daha yeni okula başlıyorlar, umutları kırılmasın…

DÜNYAYA YUNUS’U TANIYIYOR BİZ ÇOCUKLARIMIZA SPIDERMEN’İ TANITIYORUZ
Okul malzemeleri karamsar bir tablo çizerken Eskişehir’de kahraman bir kırtasiyecimiz, kahramanca bir girişimde bulundu… Mesut Bilen, tasarımlarını kızının yaptığı Keloğlan ve Nasrettin Hoca gibi ulusal kahramanların kullanıldığı çantaları satışa sundu. (AA – 23.09.2009) Cansiparane seçim yaparak ulusal kahramanlarımızı tercih eden kırtasiye sahibi Mesut Bilen, 2 yıldır okul araç ve gereçlerinde Nasrettin Hoca, Yunus Emre, Keloğlan gibi kahramanların kullanılması için çalışmalar yaptığını, ancak bu çalışmaya yeterli desteğin verilmediğini söyledi.

”Çocuklar hayali kahramanları kendine örnek almaya başladı. Spiderman, Ben Ten, Barbie, Batman, Garfield ve Scooby Doo gibi çizgi film kahramanlarının çocuklara verebileceği bir şey yok. Oysa bizim, kültürümüzü yaşatacak, çocukları geleceğe hazırlayacak, onları iyi ve güzel insan yapacak Nasrettin Hoca, Yunus Emre ve Keloğlan gibi pek çok kahramanımız var. Yunus Emre’nin mesajını dünyaya yaymaya çalışıyoruz ama kendi çocuklarımızı bundan mahrum bırakıyoruz. Eskişehir’de bir Eskişehirspor efsanesi var. Ancak çocuklar Real Madrid’in, Barcelona’nın ürünlerini kullanmayı tercih ediyor.
ESKİŞEHİRLİ KAHRAMAN KIRTASİYECİDEN KORKUNÇ İTİRAF
Bu arada Bilen, dudak uçurtacak bir açıklama da yapıyor: Üzerinde Spiderman olan beslenme çantası 17 liradan satılıyor. Bunun 10 lirası patent hakkı olarak dışarıya gidiyor. Yani, milli servetimizi, patent hakkı nedeniyle Spiderman’e, Ben Ten’e ve Barbie’ye ödüyoruz. Bu arada üzerinde Spiderman olan çanta 40 liradan başlıyor. Keloğlan’lı çanta ise 10 liradan…

”Nasrettin Hoca ve Keloğlan figürlü çantalar yoğun ilgi gördü. Tekrar sipariş verdik. Şu ana kadar 3 bin adet sattık. Atatürk, Hacivat, Karagöz, Alparslan, Dadaloğlu, Çanakkale Zaferi ve yedi cücelerin figürlerini de çeşitli kırtasiye malzemeleri için tasarladık. Gelecek yıl onları da öğrenciler için satışa sunacağız. Sadece çanta değil defter kabı, silgi, kalem kutusu, su kabı, beslenme çantası da yapacağız. Türkiye’de yaklaşık 14 milyon öğrenci var. Bu sektörde milyonlarca dolarlık iş var. “

TÜRKÇEYİ KORUMAK DİLİMİZDE, KELOĞLAN’I ÖRÜMCEK ADAM’IN AĞINDAN KURTARMAK ELİMİZDE…

Kemal Atalay’ın kaleme aldığı “ALO TÜRKÇE NEREDESİN?” adlı kitap, Hakkı Devrim ve Okan Bayülgen’ün sunumuyla Babıâli Kültür Yayıncılığı’ndan çıktı ve raflardaki yerini aldı. İşte kitaptan bazı başlıklar:

‘Seny Sevyyorum Türkçe! ‘
* ‘CHATer CHATer Konuş Türkiye, Kapak Olsun AB’ye! ‘
* ‘Batı Durmadan ‘Yol Alıyor’ Biz Daha ‘Yol Arıyoruz’
* ‘Youfka Yürekli, Diğerkam Türkler! ‘
* ‘I’m The Best, Alayına Rest!

Oktay Sinanoğlu Türkçemizin vahim durumunu anlatıyor:
“İnsanlar istedikleri dili ögrensinler, ama eğitim bir ülkenin kendi diliyle yapılır. Az bilenlerin hiç bilmeyenlere öğrettiği bilim, bilim değildir.”
diyor.
Örnekler veriyor, milletlerin yabancı dille eğitim yaparak kimliklerini, bağımsızlıklarını nasıl kaybettiklerini, ama buna karşılık sömürgecilerin nasıl  kazandığını anlatıyor. Ve bunları anlatan deha, yıllarını Amerika’nın en büyük üniversitelerinde hocalık yaparak, dünyada konferanslar vererek geçirmiş bir kişi.

Yabancı dil öğrenmenin bu kadar revaçta olduğu, dil bilmeyenin ikinci sınıf  vatandaş muamelesi gördüğü bir ülkede bu tür konuşma önce ters gibi geldi, sonra Alman, Fransız, İtalyan, İspanyol, hatta İsveç üniversitelerini düşündüm. Hiçbirinde kendi dillerinden başkası kullanılmıyordu. Bilim dilini(!) seçen bir biz kalmışız, anlaşılan. Başka dilden okutulan bir bilim dalı ülkenizde kullanılamadığı gibi yabancı ülkelerde de ise yaramayacak, çünkü o dili daha iyi konuşanlar sizi  geçecekler. O zaman ülkede bilim adamı yetişmeyecek, ülkeyi başka ufuklara taşıyan kimseler de… Çünkü yabancı dil kullandırmak ülkenin sömürgeleştirilmesidir.  Yabancı dili iyi konuşanlar işletmeci, borsacı olur. Bilim ve diğerleri o dili kendi  öz dili olarak konuşanlara kalır. Bunlar Sinanoğlu’nun ileri sürdükleri.

Sinanoğlu’nun en ilginç yaklaşımlarından biri de kendi ülkesinin yabancı dille  eğitim yapan bir üniversitesiyle ilgili anısıydı. Orta Doğu Teknik Üniversite’sinde kuramları ile ilgili olarak verdiği konferansta ünlü bir profesörün yanına yaklaşıp  kulağına “Burası ODTÜ, lütfen Türkçe değil, İngilizce konusun.” dediğini anlatıyor. Oktay Sinanoğlu sabaha kadar konuştu. Ülkesinin geleceği için, Türk insanının geleceği için. Çünkü dili kullanmamanın bir buçuk nesil sonra o milleti  yok ettiğini gözleriyle görmüştü ve bunun Türkiye’ye uygulanmasını istemiyordu. Sabah kiminle konuşsam bana Sinanoğlu’ndan söz ediyordu. Amerika’da ve  dünyada bilim dalında büyük hizmetler veren, 28 yaşında profesör olan, Nobel’e aday olan Meydan Larousse’da söz edilen bir adam kendisini bilimden sonra ülkesinin geleceğine  adamıştı. Bugün herkes onun söylediklerini ve bundan sonra yapacağını söylediği savaşı tartışıyor. Artik hiçbir sey eskisi gibi olmayacak. Ülkenin durumu karanlık  ama en azından onun gibiler, düşünenler, savaşçılar var.
(Tuna Serim,

Bir gün Konfüçyüs’e sormuşlar: “Bir ülkeyi yönetmeye çağırılsaydınız yapacağınız ilk iş ne olurdu?”
Büyük filozof şöyle cevap verir: “Hiç şüphesiz, önce dili gözden geçirmekle işe başlardım.”
Ve dinleyenlerin hayret dolu bakışları karşısında sözlerine devam etmiş: “Dil kusurlu olursa sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünceler iyi anlatılmazsa, yapılması gereken işler yapılamaz, ödevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve kültür bozulur, adalet yanlış yola sapar. İşte bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir