Yeni Lisan Makalesi

Yeni lisanın programı aşağıdaki kaidelerden ibarettir:

  1. Türkçe terkipler ve cem’ler ihtiyaca tamamiyle kâfi bulunduğundan Arapça Acemce terkip ve cem’ler kullanılmayacak. (İzafî, tavsîfî, atfı, mezcî terkipler)
  2. Sadr-ı azam, şeyhü’l-İslâm, Bâb-ı âlî, şûrâ-yı devlet, arz-ı hâl, pâ-yı taht, tercüme-i hâl, hasb-i hâl, mürûr-ı zaman gibi terkip bünyesinde bulunduğu hâlde manaca basit ve evlâd, talebe, amele, erbâb, havadis, ahlâk, edebiyât, rüsumat, tahsîlât gibi cem’ bünyesinde bulunduğu hâlde manaca müfret olan tabirler istimal olunabilecektir.
  3. Bazı ıstılahların mukabilleri olmak üzere hurdebîn, nîkbîn, bedbîn, yeknüvişt monographie, şehnüvişt chef d’oeuvre müvellidü’l-humûza, müvellidü’l-mâ’ gibi Arapça Acemce mürekkep kelimeler istimal olunabilecektir.
  4. Hayvanât, nebatat, ensâc gibi cem’ler hayvanlar, nebatlar, neşeler manasında kullanılmayacak histologie zoologie botanique ilimlerinin mukabilleri olarak kullanılacaktır.
  5. İlm-i rûh, ilm-i içtima, ilm-i hayat, ilm-i garize (physiologie) gibi tabirler Fransızca mukabilleri gibi basit addolunacaktır.
  6. Sarf ile iştikak bahisleri birbirinden tamamiyle ayrılacak. İştikakça mürekkep olan yukarıdaki 2, 3, 4, 5. maddelerdeki tabirler sarfça basit telâkki olunacaktır. Sarf kitaplarında Arapça, Acemce kaidelerden asla bahsedilmeyecek, Arapça ve Acemcenin müştak ve mürekkep kelimeleri sarf kitaplarında semâ’î ve basit kelimeler gibi gösterilecek ve bu kelimelerin nasıl iştikak ve terekküp ettikleri mufassalan iştikak kitaplarında irae olunacaktır.
  7. İştikakça terkip ve cem’ bünyesinde bulunduğu hâlde sarfça basit ve müfret telâkki olunan kelimeler lügat ve muhit kitaplarında müstakil bir kelime vaziyetinde irae olunacak, eski lügat kitaplarının mürekkebi basitte, cem’i müfrette göstermek gibi kaideleri ilga edilecektir. Meselâ “Muhitü’I-Maarif kelimesi “Muhît” yahut “Maarif kelimelerine tahsis olunan satırlar arasında izbâr olunmayacak müstakil bir kelime gibi kendi başına yazılıp tefsir edilecektir. Nasıl ki “encyclopedie” kelimesi “cycle” yahut “pedie” kelimelerine tahsis olunan mevkilerden izbâr edilmez. Basit ve müstakil bir kelime suretinde ayrıca yazılır.
  1. Yukarıda tadat olunan ve ilmî mefhumların yeni ıstılahları olmak üzere vücutlarına intiyaç bulunan terkip ve cem’lerden maada tahlili mümkün ne kadar klişeler var ise bozulacak yahut vücutlarına ihtiyaç yok ise kafiyen terk olunacaktır: (sanat eseri, nazar noktası, dikkat nazarı) gibi tabirler (eser-i sanat, nokta-i nazar, nazar-ı dikkat) tabirlerine müreccahtır, (nazar-ı dikkate almak) mevkiinde (nazara almak) yahut (dikkate almak) tabirleri istimal olunabilir.
  2. Arapça ve Acemce terkiplerin tufeylisi olan Türkçe terkiplerde yaşamasına imkân bulunmayan Arapça ve Acemce kelimeler artık istimal edilmeyecektir.
  3. Arapça ve Acemce kelimelerin avamca temsil edilen şekilleri havasça muhafaza olunan aslî şekillerine tercih edilecektir: (Bekere-makara), (çârçûbe-çerçeve), (nerdübân-merdiven), (benefşe-menekşe) gibi.
  4. Türkçede Arapça, Acemce kaideler hâkim olmayacağı gibi Arapça, Acemce tecvitler de nâzım olmayacaktır. Türkçeye giren Arapça Acemce kelimeler Türkçenin kaidelerine tamamiyle tâbi olacağı gibi tedricî bir surette de Türkçenin tecvidine tetabuk edecek, Türkçenin hususî ahengiyle itilâf peyda edecektir.
  5. Arapça, Acemce kelimelere dahil, yahut lâhik olacak Arapça, Acemce edatlar da mümkünse Türkçe edatlarla değiştirilecektir. (Tabiiyyet- tabiiyyetin), (gayr-i tabiiyyet-tabiiyyetsizlik), (maddî-maddeci), (tabiî-tabiatçı), (şu’ûrî-şuurlu), (gayr-i şuurî-şuursuz)
  6. Terkiplerle ifade olunan manalar basit kelimelerle ifade olunmaya çalışılacaktır. (Kuvve-i fâtıra) yerine (fâtıra), (hikmet-i bedâyi’) yerine (bedâ’et), (gâye-i hayâl) yerine (mefkure), (ilm-i hayvanât) yerine (hayvanât), (meclis-i meb’ûsân) yerine (meb’ûsân), (meclis-i umûmî) yerine (meclis) gibi. Lisan ilmi, kelimeler medlullerinin tarifleri değil, işaretleridir, diyor. Mürekkep kelimeler medlulleri tarif etmek ihtiyacıyla yapılmıştır. Kelimeler medlullerinin işareti olmak kâfi ise bu hizmeti basit kelimeler daha iyi ifa eder.
  7. Türk Derneği’nin ve sair tasfiyecilerin yaptıkları gibi Çağataycaya, Türkmenceye yahut Anadolu, Rumeli lehçelerine mensup eski ve yeni kelimeler yeni lisanda istimal olunmayacaktır. Yeni lisan İstanbul’da tekellüm edilen ve edebî lisanımızın istifasıyla nezih ve necip bir mevki ihraz eden üslûp ve kelimeleri istimal edecek ve bu üslûp ve kelimeleri İstanbul şivesinde mündemiç bedâete tevfikan daha ziyade güzelleştirmeye çalışacaktır.

              Yeni lisanın programına şimdiye kadar ithal edebildiğimiz esaslar bunlardan ibarettir. Bu esaslar indî olarak ileri sürülmüyor. Lisan ilmi üç dilden terekküp etmiş bir lisan olmayacağını ispat ediyor. Bir lisan başka lisanlardan birçok kelimeler alabilir. Fakat (lisaniyyet) alamaz.

Yalnız bir hâkim vardır ki o da o lisanın (lisaniyyeti) dir. Nergisî ve Şinasî lisanları Arapça ve Acemceden yalnız kelimeler almadı, aynı zamanda Arapçanın ve Acemcenin I/sarılıklarını da aldı.

Kaidelerini, tecvitlerini de kabul etti. Bu kaideler ve tecvitler yalnız Arapça, Acemce kelimelere münhasır kalsa idi Türkçe bu fuzulî istilâlara belki biraz daha tahammül edebilirdi. Fakat yavaş yavaş Türkçe kelimelerde Arapça, Acemce terkipler de girmeye, Arapça, Acemce tecvitlerine göre şekiller almaya başladı.

Umut (ümit) oldu. Para (pare) suretinde kullanılmaya başladı. Sancak (sencağ) şekline, ordu (ordu) kıyafetine, donanma (dûnenmâ) kılığına girdi. Çünkü sencâğ-ı şerif, ordû-yı Hümâyûn, dûnenmâ-yı hümâyûn gibi terkiplere girebilmek için kabul resminin bu şartlarına riayet lâzım geliyordu. Arapça ve Acemce tecvitleri (kardeş, elma, elâ) gibi kelimelere de tesir ederek Türkçenin mevhûb-ı ahengini bozmaya başladı.

Alimler Türkçenin lisaniyyetini sade kaideleriyle, kavmî ahengini ifsat ettikleri sırada kozmopolit kaideler ve tecvitler arkasında koşmayarak lisanın kavmî ve mevhûb bedâetine ihtiyarsızca tâbi bulunan mâder-zâd edipler ve ümmî beliğler Arapça, Acemce kelimelerini Türk ahengine uydurmakta, temsil olunmaktan şiddetle içtinap eden bu anut yabancıları yavaş yavaş Türkümsemekte devam ettiler.

Para, çarşı, ablak, dümbelek, davul, sandık, kavga, tasarlamak ( tasavvur etmek) bağışlamak (bahşetmek), inanmak (iman etmek) gibi Türkçeleşmiş kelimeler meydana geldi. Avamla havas arasında bu iki muhalif cereyan müsademe ede ede bir zaman oldu ki artık güzellik zevki kat’î bir surette bilgiçliğe galebe çaldı. Ve yeni lisan bu suretle ilk numunelerini, ilk kaidelerini irâ’eye başladı.

lisan bilgiçleri memnun etmeyecektir. Çünkü bunlar birçok faydasız lügatler ve kaideler ezberlemiş ve bu tahsil mümareseleri esnasında yabancı tecvitlere esirane bir surette ülfet etmiş bulunduklarından kaplumbağa kabuğundan çıkamadığı gibi bunlar da an’anelerinden, itiyatlarından vazgeçemezler. Fakat demokratik bir memlekette ekseriyyet hâkim olduğundan nihayet tabiîlik, sun’îliğe galebe çalacaktır. Siyasî kapitülâsyonların refini en mukaddes gaye bilen Osmanlı milleti lisanî kapitülâsyonları -kendi ihtiyarına tâbi bulunduğu için – bugünden izale edecektir.

Bir millet müsavi hukuka malik fertlerden mürekkep olduğu gibi bir lisan da müsavi salahiyetleri haiz kelimelerden mürekkeptir. Eski lisanda Arapça kelimeler Arapça, Acemce, Türkçe terkiplerden ve edatlardan istifade eder. Acemce kelimeler yalnız Acemce, Türkçe terkip ve edatlardan müstefit olabilir. Türkçe kelimeler ise yalnız Türkçe terkiplere dahil olabilir ve Türkçe edatlarla birleşebilir.

Görülüyor ki eski lisanda Türkçe kelimelere nispetle Arapça kelimeler iki derece. Acemce kelimeler bir derece imtiyaza maliktir. Meşrutiyet bütün imtiyazları ilga ettiği hâlde Türkçede bu tabiatsız mümtaziyetler kalamazdı.

Yeni lisan bu imtiyazları ref etmekle beraber umumun anlayacağı bir lisan olduğu için iki cihetle demokratiktir. Aristokratik bir hükümette havas için ayrı, avam için ayrı lisanlar bulunabilir. Demokratik bir millette yalnız bir lisan olabilir ki o da ahalinin dilinden ibarettir. Yeni lisan eski lisana yalnız mantıkça galebe çalmıyor, yeni lisan henüz hususî bir isimle tevsim edilmeden, kaideleri tedvin ve ilân olunmadan kendi kendiliğinden teessüse ve intişara başlamış tabiî bir lisandır. Bugün gençler tarafından terviç ediliyor.

Yarın bütün Osmanlılar ve umum Türkler yalnız bu lisanda yazacak, bu lisanda okuyacaktır. Bir zaman gelecektir ki Şinasî lisanında yazılmış kitaplar yeni lisana tercüme edilmedikçe okunamayacaktır. Bugün bile yeni lisanı kabul ve terviç eden gençler eski lisanda yazılmış eserleri okuyamıyor; Arapça, Acemce terkipleri cem’leri telâffuzdan iğreniyor. Lisan bu yeni zevk cereyanının tesiri altındadır bu lisan cereyanı istifa neticesi olduğu için durdurulamaz. Bu cereyan kat’î galebeyi ihraz edecektir. Mukavemet edenler eserlerini okunmamak için yazacaklar, inat ve ısrar gösterenler İrfan Paşaların tarihî akranları olacaklardır.

Rumeli gazetesi yeni lisanı kabul ettiği günden beri iki misli satılmaya başladı. İstanbul’da iki genç tarafından yeni lisanda yapılan tercümeler -mevzular hususîliğine rağmen binlerce satılıyor. Hakikî (encümen-i daniş) halkın zevkidir. Lisandaki istifadır, bu zevke, bu istifaya karşı kafa tutan mağlûptur. İhmale, istihzaya mahkûmdur.

Muhîtü’l-Ma’ârif hâlin istikbale bir hediyesidir. Bu hediyenin istikbal lisanıyla yazılması vücub derecesinde lâzımdır. İlmî ve felsefî ıstılahların yeni  lisanda daha kolay bulunabileceği Genç Kalemlerin, tıp tercüme encümeninin, tercüme olunan felsefî kitapların tecrübeleriyle sabittir.

Muhîtü’l-Ma’ârif’m üslûp ve ıstılahları yeni lisana tevfik edildiği ve lügatleri terkip olunurken iştikakça mürekkep olduğu hâlde sarfça basit olan kelimeler müstakil kelimeler suretinde tahrir ve tefsir olunduğu takdirde müstakbel nesiller tarafından daima güzel kabullere mazhar olacağı şüphesizdir. Muhîtü’l-Ma’ârif’m yeni lisanı kabul etmesi muhteşem istikbalimizin bir gün evvel hulul etmesi demektir. Bu surette Muhit istikbalin irfanını atînin lisanıyla yararak millete büyük bir adım attırmış olur.

Aksi takdirde eski lisan büyük ve devamlı bir eserin istihkâmları arkasında daha bir müddet yeni lisanın hücumlarına mukavemet edecek, fakat geç de olsa, nihayet bir gün tahassun ettiği kal’anın anahtarlarını bu genç mücahide teslim edecektir.

Cevdet Paşa merhum hayatı müddetince lisanın tahavvülüne tâbi olarak üç defa üslûbunu tebdil ettiğini söylüyor, Muhîtü’l-Ma’ârif de bu nasibe mazhar olarak her tab’ında zamanın lisanına tercüme edilmek mecburiyetinde kalmamak için şimdiden istikbalin lisanını keşfederek o lisanda yazılmalıdır.

Muhîtü’l-Ma’ârif’m birinci karileri gençler olacaktır. Gençler istikbale bir gün evvel kavuşmak için yalnız yeni lisanda yazılacak eserleri okumaya azm etmişlerdir. Şimdiden gençliğin kabulüne mazhar olmayacak bir eser istikbalden nasıl ümitvar olabilir. Muhîtü’l-Ma’ârif‘e düşen vazife, yeni lisanın müessisliği hizmetini başka eserlere terk etmemek, istikbale hakikî bir temel olmaktır.

Muhterem heyetiniz tarafından yeni lisanın tervicine muvafakat buyurulduğu takdirde yeni lisan encümeni, gerek yeni ıstılahlar bulmak ve gerek içtimaî ve felsefî kısımlardan bazılarını yazmak suretiyle Muhit’e muavenetini vaat eder. Encümenimizin İstanbul’da ve ekser vilâyetlerde muavinleri bulunduğundan Muhît’e az çok yardım edebiliriz itikadındayız. Muhterem heyetinizden yegâne talebimiz (yeni lisan)ın carî bir mesele suretinde dikkate alınarak bu husustaki içtihatların Yeni Muhîtü’l-Ma’ârif mecmuasında temhit buyurulmasıdır. Yüksek zihinler bir meseleyi abluka ettikleri zaman hakikatin az müddet zarfında feth olunacağı şüphesizdir. Bu layihamızın Muhit mecmuasına derci ricasıyla bahse hitam veririz.

Genç Kalemler Tahrir Heyeti

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir