Ne Hikmet’se (Nazım Hikmet)
Biyografiler / Nisan 9, 2017

Bu Yazı ZEMHERİ dergisinden alıntıdır. Romantik Komünist, Tutkulu Aşık, Büyük Şair ve Yazar, Düşünür, Barış Elçisi… Bunlar ve niceleri Nazım hakkında ortaya atılan ve gerçekliği fazla olan tamlamalar. Hepimiz onu kaleminin ustalığı ve tabi ki aşklarıyla tanıyoruz. Haydi, şimdi biraz daha derine! Selanik’te doğdu. Aslen 20 Kasım 1901 olan doğum tarihi ailesi tarafından sene kaybetmemesi için 15 Ocak 1902 olarak kaydettirildi. İlk şiiri ‘Feryad-ı Vatan’’ı 1913’te yazar. Aynı yıl Galatasaray Sultanisi’nde ortaokula başlar. 1917’de Heybeliada Bahriye Mektebi’ne girer. Sonrasında Kurtuluş Savaşı dolayısıyla Anadolu’ya geçer; fakat sağlık sorunları yaşaması nedeniyle bahriyeden ayrılmak zorunda kalır. Bu sırada Hamidye Kruvazörü’nde güverte subayıdır. Bolu’ya öğretmen olarak atanır. Daha sonra Batum üzerinden Moskova’ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesinde siyasal bilimler ve iktisat okur. 1921’de gittiği Moskova’da devrimin ilk yıllarına tanık olur ve komünizm ile tanışır. 1924’te Moskova’da yayınlanan ilk şiir kitabı ’28 Kanunisani’ sahnelenir. O yıl Türkiye’ye dönerek Aydınlık Dergisi’nde çalışmaya başlar, ne var ki dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği’ne gider. 1928’de af kanunundan yararlanır ve Türkiye’ye döner. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başlar. 1938’de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırılır. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği’ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde…

FUZÛLÎ (1495-1556)

Türk şiirinin en büyük şairlerinden olan Fuzuli’nin asıl adının Mehmed olduğu bilinmektedir. Ailesinin Türklerin Bayat boyundan olduğu ve şimdiki Irak topraklarında Kerbela veya Necefte yaşadığı bilinen Fuzuli iyi bir eğitim almıştır. Arapça ,Farsça ve Türkçe üç dilde de Divan’ı olması eğitimi konusunda bizlere bilgi, vermesi açısından önemli bir veridir. Babasının müftü olmasından dolayı iyi bir İslami eğitimden geçtiği eserlerindeki bilgilerden de anlaşılmaktadır. İlme verdiği değeri de Türkçe Divanının önsözünde de “İlimsiz şiir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da değersizdir.” sözleriyle belirtmiştir. Hayatı boyunca yaşadığı fakirlik, yalnızlık ve ilgisizlik de şiirlerini besleyen ana damarlardan biri olmuştur.   “Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge Ne açar kimse kapım bâd-ı sâbâdan gayrı” mısraları da onun bu yalnızlığını ifade eden en çarpıcı mısralarından biridir. Fuzûlî  aruz veznini ustalıkla kullanan, şiir dili açısından da mazmunları ve sanatları incelikle şiirine işleyen usta bir şairdir. Kendisinden sonra gelen bütün şairleri az veya çok etkilemiştir. Gazel türünün büyük şairlerinden olan Fuzûlî aynı zamanda kaside ve mesnevileriyle de Türk edebiyatında adını duyurmuştur. Özellikle Hz. Peygamber’e(S.A.V) yazdığı “Su Kasidesi”nin edebiyatımızda önemli bir yeri vardır.   “Suya virsün bâğbân gülzârı zahmet çekmesin Bir gül açılmaz yüzün teg virse min gülzâre su” gibi ustalıklı bir anlatım düzeyine ulaşan bu kaside Türk…

Ömer Seyfettin

           Hayatı Ömer Seyfettin 1884 Balıkesir Gönen’de doğdu,  6 Mart 1920 İstanbul’ da öldü. Türk hikayeciliğinin öncüsüdür. Asker ve öğretmendir. Türkçülük-Milliyetçilik akımının kurucularındandır. Dilde sadeleşmenin savunucusudur. Kısa ömrüne çok sayıda eser sığdırmıştır. Ömer Seyfettin, Mekteb-i Osmanî’ye, 1893 ders yılı başında da Eyüp’teki Askerî Baytar Rüştiyesi’ne kaydedildi. Bu okulu 1896’da tamamlayarak Edirne Askerî İdadîsi’ne devam etti. Yazmaya Edirne’deki öğrenciliği sırasında başladı. İlk şiiri “Hiss-i Müncemid”, “Ömer” imzasıyla 1900’de “Mecmua-i Edebiye”de yayınlandı. İlk öyküsü “İhtiyarın Tenezzühü”, 1902’de Sabah gazetesinde yer aldı. İzmir ve Makedonya’da görevliyken yazdığı şiir, öykü ve makaleler çeşitli dergilerde çıktı. Askerliğe ara verdiği dönemde ise yazıları “Rumeli” gazetesi ve çeşitli dergilerde yayınlandı. Ömer Seyfettin Ocak 1909’da Selanik Üçüncü Ordu’da görevlendirildi. Selanik’te çıkmakta olan Hüsün ve Şiir dergisinin ismi Akil Koyuncu’nun istek ve ısrarı üzerine Genç Kalemler’e çevrildikten sonra 11 Nisan 1911’de Ömer Seyfettin’in Yeni Lisan isimli ilk başyazısı imzasız olarak yayımlandı.[1]Ömer Seyfettin’in “Yeni Lisan” başlıklı bu yazısı, “Milli Edebiyat“ akımının başlangıç bildirgesidir Genç Kalemler yazı heyetini oluşturanlar Balkan Savaşı’nın başlaması üzerine dağılmak zorunda kaldı. Ömer Seyfettin yeniden orduya çağrıldı, Yanya Kuşatması’nda esir düştü. Nafliyon’da geçen 1 yıllık esareti sırasında sürekli okudu. “Mehdi”, “Hürriyet Bayrakları” gibi hikâyelerini bu dönemde yazdı. Hikâyeleri Türk Yurdu’nda yayımlandı. Esareti süresince gerek okuyarak, gerekse yaşayarak yazarlık hayatı için önemli olacak deneyimler edindi. Ömer Seyfettin 1913’te…

Yunus Emre (1238-1320)

Hayatı hakkında kesin bilgiler olmamakla birlikte Yunus Emre’nin,  14. yy’ın  başlarında Anadolu Beyliklerinin kurulduğu yıllarda Eskişehir’in Sivrihisar köyü civarında yaşadığı ve yine burada öldüğü tahmin ediliyor. Yunus,  Anadolu’nun  Moğol istilası felaketiyle baş başa kaldığı yıllarda insanları tasavvufa ve Allah’a yönelterek   manevi bir huzur ortamının kurulmasını sağlamış, insanlar için adeta bir sığınak olmuştur. Ayrıca bu dönemde ortaya çıkan çeşitli sapık mezhep ve batını inanç karşısında Mevlana, Hacı Bektaşi Veli gibi manevi önderlerle birlikte, toplumun barış ve sükun içinde yaşamasına önemli katkılar sağlayarak, İslam’ın doğru bir şekilde yayılmasına yardımcı olmuştur. “ Ümmi “ olarak tanınmasına rağmen şiirlerinden, okuma yazma, kısmen Arapça ve aruz veznini öğrenecek kadar okuryazar olduğu anlaşılmaktadır. Buna rağmen medresede tahsil görmüş olduğu da söylenemez.  Anadolu kentlerini dolaştığı, Azerbaycan ve Şam’a gittiği, Mevlana ve Hacı Bektaşi Veli ile görüştüğü rivayet edilir. Ayrıca hocası Taptuk Emre’nin hizmetinde çalıştığı, manevi olgunluğunu burada tamamladığı söylenir.   -Tekke- Tasavvuf edebiyatının Türkçeyle yazan en büyük şairi olarak kabul edilir. – Allah sevgisi ve insan sevgisini en iyi şekilde birleştirmiş, hoşgörü ve barışın en güzel temsilcisi olmuştur. – Vahdet-i vücut inanışının bir sonucu olarak bütün varlıkları tanrının bir yansıması olarak görür. O yüzden  ‘’ yaradılanı hoş gördük yaradandan ötürü’’ meşhur sözünü söylemiştir. – Geçici dünya hayatını…

Ahmet HAŞİM

Ahmet Haşim Türk şiirinde özgün bir konuma sahip olmasına rağmen pek anlaşılamamıştır. En önemli şiirleri şunlardır: Bir Günün Sonunda Arzu, Yollar, O Belde, Merdiven, Havuz, Başım… ”Şiirde anlam aramak bülbülü eti için kesip yemeğe benzer.” Bu söz Ahmet Haşim’in sanat anlayışının en önemli göstergelerinden biridir. 1885’de Bağdat’ta doğmuştur. On iki yaşına kadar orada kalan Haşim’in üzerinde çocukluk anıları hayatı boyunca derin izler bırakmıştır. Hâşim burada, haşin ve sert bir babayla, hassas, hastalıklı bir anne arasında ve daha çok bu annenin sevgi ve şefkat kanatları altında büyümüştür.  Sekiz yaşında iken bu aziz varlığı kaybeden çocuk için hayat bundan sonra hep acı ve üzüntüler içinde geçecektir. Daha Galatasaray’da öğrenci iken yazmaya başladığı ve 1908 de parça parça neşredilen Şiir-i Kamer’lerde derin bir anne sevgisi ve hâtırası görülür. Ama asıl dikkate şayan olanı bunların dışındaki birçok şiirlerinde sevgili veya herhangi bir kadın motifinin annesine âit vasıfları taşımasıdır.            İşte O Belde’den bir örnek: Melâl-i hasret ü gurbetle ufk-ı şâma bakan Bu gözlerinle bu hüznünle sen ne dilbersin. Bir ince kadın Kadınlar orda güzel ince sâf leylîdir Hepsinin gözlerinde hüznün var Hepsi hemşiredir veyahut yâr Dudaklarındaki giryende bûseler… Haşim Galatasaray’da okurken Her sanatkâr gibi o da kendinden öncekilerin oluşturduğu hazır bir zemin bulmuştu. Galatasaray’da öğrenci…