Servetifünun Edebiyatı Genel Özellikleri

Aralık 23, 2016

Ahmet ihsan Tokgöz tarafından 1891 yılında çıkmaya başlayan bir bilim dergisi olarak yayın hayatına başlayan Servetifünun’un anlamı  bilimin zenginliği demektir.

  • 1896 yılında derginin başına Recaizade Mahmut Ekrem’in teşvikiyle Tevfik Fikret geçmesiyle Servetifünun tam bir edebiyat dergisi olmuştur.  
  • Serveti fünun  edebiyatının oluşumundaki en önemli kişi  Tanzimat sanatçısı olan Recaizade M. Ekrem’dir .
  • Servetifünuncular kendilerini yeni edebiyat anlamına gelen Edebiyat-ı  Cedide ismiyle anmışlardır.
  • Genç  şair ve yazarlardan oluşan  topluluk , Avrupaî bir edebiyat ve estetiğin ülkede yerleşmesi için uğraşmışlardır. Fransız edebiyatını kendilerine model almışlardır.
  • Sanat, edebiyat, hayat ve tabiat anlayışı bakımından parnasizm ve sembolizm akımlarından izler taşıyan realistlerle natüralistlerin izinde gitmişler; bununla birlikte ‘’yerli ve sosyal bir romantizmle’’  beslenen bıkkın hassasiyetlerini  bu etkiye ekleyebilmişlerdir.
  • Sanat ve edebiyat konularında ilk defa ve belli bir sistem dahilinde görüşler ortaya koymuşlardır.
  • 1860’ta Tanzimat edebiyatıyla başlayan Avrupaî edebiyatın en olgun ve batılı tarzda ürünlerini  vermeye başlamışlardır.
  • Dergi, Hüseyin Cahit Yalçın’ın Fransızcadan çevirdiği ‘’Edebiyat ve Hukuk’’ isimli makalesini yayınlamasından sonra 1901 yılında kapatılmıştır.
  • Bu dönemin padişahı II. Abdülhamit  Fransız ihtilalinin getirdiği yıkıcı etkiler; hürriyet, milliyet, bağımsızlık düşüncesinin yayılmasıyla artan isyanlar, savaşlarda alınan yenilgiler hatta hiç savaşmadan masa başında kaybedilen toprakların artmasıyla Avrupa ülkelerine karşı denge politikası güderek devleti ayakta tutmaya çalışmıştır.
  • Dışarıda yaşanan büyük felaketler karşısındaki bu duruma karşın iç siyasette ise boğucu ve korkutucu bir istibdat mekanizması kurulmuştur.
  • Kurulan çok güçlü hafiye teşkilatı ve sansür kurullarıyla sosyal, siyasi konularda yazmak hatta konuşmak bile yasak hale gelmiştir.
  • Yönetimden nefret etmelerine rağmen siyasi mücadeleye girmemişlerdir. Hatta bir dönem Yeni Zelanda’ya gitmeyi olmayınca da Manisa’da bir çiftliğe yerleşmeyi düşünmüşler ama gerçekleştirememişlerdir.
  • Böyle bir durumda yetişen Servetifünun nesli; bu durumun millette oluşturduğu hastalık, bezginlik ve melankoliyle edebiyat  yapmaya çalışmıştır.
  • Bu dönemin aydınları, Çehov’un  hasta halkı iyileştireyim derken hastalığı kapan ve hastaların yanına yatan köy doktoru gibi gözükmektedirler.
  • Bu sebeplerden ötürü sanatçılar, eserlerinde bireysel ve karamsar  konuları ağırlıklı olarak işlemişlerdir.
  • Halka yönelik bir gayeleri olmadı için ağır ve süslü bir dil kullanmışlar. Anlaşılması zor imgeler ve bilinmeyen Arapça, Farsça tamlamaları bolca kullanmışlardır.

Bir yorum

  • Alparslan Aralık 23, 2016, 4:40 pm

    Servetifünun konusunda çok zorlanıyordum, açıkcası bu kadar iyi anlatılacağını beklemiyordum. Yazının sonundaki görsel’de o dönemleri yansıtıyor sanırım?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir